Kitap, 5 yaşındaki Jack’in gözünden yazılmış. Bir odada, kapalı bir mekanda yaşamaya mahkum kalmış bir annenin ve çocuğunun özgürlük mücadelesi anlatılıyor. Korkunç bir hapsetme, hem fiziksel hem de psikolojik bir hapsin içerisinde, özgürlük uğruna bir hikaye başlıyor.
Anne ve çocuk arasında kurulan o özel bağ, hem bir hayatta kalma stratejisi, hem de bir insanın hayata tutunma arzusunun somut hali olarak karşımıza çıkıyor. Ama mesele, sadece bir dramadan ibaret değil. Oda, aynı zamanda her tür özgürlüğün, dışarıda ne kadar çırpınsanız da içerideki dünyadan ne kadar kopamadığınızın metaforudur. Hadi, bunu anlamak için çok derin bir felsefe okumaya gerek yok; kitapta anlatılan hikayeye sıradan bir roman gözüyle bakıp geçebilirsiniz. Ancak özüne bakarsak, insanın insana, koşullara ve özgürlüğüne karşı mücadelesini görürüz.
Diğer yandan gerçek hayatta Jack ve annesinin içinde bulundukları durumdan çıkmaları bu kadar basit bir planla kolay olamayabilirdi. Ama işte yazar, kurgusal dünyada biraz da bu iyimserliği bize sunuyor. Ne demişler: İnsan ne zaman umudunu kaybetse, işte o zaman kaybetmiştir!
Tanıtımına aldanarak okuduğum kitaplardan birisi daha.. Kaçırılan bir genç kızın bir odada yaşamaya mahkum edilmesi , doğurduğu çocuğu sayesinde kurtuluşu anlatılıyor. Ama heyecanla başlayan kitap beklenilenden daha da basit bir sonla noktalanıyor..
Tez yazma sürecinde olduğumdan kitap okumaya istediğim kadar vakit ayıramıyorum maalesef. Yine de bir şeyler okumak istediğim için okuması nispeten kolay, akıcı bir dille yazılmış olduğunu düşündüğüm bu kitabı seçtim. Bu yüzden beklentilerimi karşıladı diyebilirim. Oldukça sürükleyici, özellikle başlarda insanın empati yapmaktan kaçınmak isteyeceği bir hikaye. Esas kahraman Jack'in gözünden olayları takip etmek ise zaman zaman hüzünlü, zaman zaman ilginç bir deneyim oldu benim için. Tavsiye ediyorum..
Gerçekten ilginç ve güzel aynı zamanda sürükleyici bir kitaptı. Beş yaşındaki Jack’in ağzından anlatılan hikayede Jack, annesi ile tepeden pencereli bir odada yaşamaktadır ve dünyayı sadece odadan ibaret sanmaktadır. Bir çocuğun dünyayı yaşadığı odadan ibaret sanarak kendi dünyasını anlatması ve annesi ile olan iletişimi gerçekten çok güzel anlatılmıştı. Bir kadının kaçırılıp yıllarca bir odada hapis tutulması caniliklerine ne yazık ki yabancı değiliz, bu kitabı okuyarak olaya biraz olsun psikolojik açıdan da bakabilir, empati yapabiliriz. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Bir anne olarak kitabı okuduktan sonra bu kadar çok imkan,bu kadar çok oyuncak,bu kadar çok yiyecek çeşidi varken çocukları nasıl doyumsuz yetiştirdiğimize kahrolduğum bir kitap.Tavsiye ediyorum.
Annenin 5 senelik odayla mücadelesi,Jack'in ise 5 yıl sonra gerçek dünyayla mücadelesi. Okurken o odada onlarla yaşayıp, sıkıntıya düşebilirsiniz. Bu sıkıntı Jack'in bakış açısıyla mükemmel bir şekilde bize aktarılıyor. Filmi çekilmemesine de hayret ettim doğrusu.
Beş yaşındaki Jack için "Oda" bütün dünyadır. Onun yuvasıdır. Ama annesi için orası 7 yıldır tutsak edildiği bir zindandan başka bir şey değildir. Daha 19 yaşındayken Yaşlı Nick (anne ve çocuk adamı böyle adlandırıyorlar) tarafından kaçırılmış ve bu odaya hapsedilmiş. Defalarca Yaşlı Nick tarafından tecavüze uğramış ve sonucunda da Jack dünyaya gelmiştir. Ama kadın hiçbir zaman Jack'e babasının Yaşlı Nick olduğunu söylemiyor, hatta Yaşlı Nick'in çocuğu görmesine bile izin vermiyor. Derken Jack 5 yaşına giriyor ve annesi Büyük Firar'ı gerçekleştirmeleri için Jack'i ikna ediyor. İşte asıl kaos bu firardan sonra başlıyor onlar için.
Tüm olaylar Jack'in ağzından anlatılıyor. Muazzam bir eser.
Hikaye kaçırılan bir kızın bir odaya kapatılıp 7 yıl boyunca orada çocuğu ile verdiği mücadele...konusu 2006 yılında ABD 'de bir babanın öz kızını kaçırıp 24 yıl tecavüz edip birde öz kızından 7 çocuk yapmasından esinlenilmiş sanırım ..Yazar çocuğun bakış açısıyla anlatmış konu itibariyle değişik bir kitaptı ...Ama benim için birşeyler eksik gibiydi daha bir gerilim daha bir heycan daha bir dramatik beklemiştim Herşey olması gerektiği rutinde ard arda oluverdi sonunda olması gereken şey sanki en başta oldu Onun için çokta istediğimi alamadım ama anlatımı yalın hızlı giden bir kitap
Bir yıl önce haberlerde duymuştum olayı, kan donduran türdendi. Daha sonra konuyu işleyen bir kitap buldum. Kitabın her bir sayfasını okurken oradasınız ve farkında olmadan kalp atışınız konuyla birlikte atmakta. Duygu yoğunluğuyla birlikte derin psikolojik bir etkiyle sizi etkiliyor. Hele birde kadın ve anne olunca her şey iki katı oluyor. Yazar olay örgüsünü çok güzel işlemiş. Özellikle betimleme kısmı büsbütün okuyucuyu olayın içine çekmekte. Kitabın dili oldukça akıcı ve açık. Dinlemek, görmek başka ama okumak çok başka oluyor.
Kitap konusunu, yaşanmış bir olaydan almakta. Olaylar bir çocuğun gözüyle anlatılmaktadır.
On dokuzunda bir üniversite öğrencisiyken kırk-elli yaşlarında biri tarafından köpeğim hasta yalanıyla kandırılıp kaçırılan genç bir kız,bir bahçede müştemilat tarzı bir yerin zamin katı özel bir şekilde tasrlanarak oluşturulmuş bir yere hapsedilir ve bedeninden yararlanılmaktadır. Bu esnada iki çocuğu olur ilk çocuğu - kız-kordon dolanmasıyla ölür ve ikinci çocuğu Jack dünyaya gelir. Havasız bir ortamda çocuk büyüten annenin elinden geldiğince onu her bakımdan büyütmeye ve eğitmeye çalışması. Daha sonra kaçış ve sonrasında yeniden yaşama tutunması anlatılıyor.
Kitabın en can alıcı noktası ses geçirmez izolasyonlu, çelik levhalar ve mantar ahşaplarla etrafı kapatılmış, ışık görmeyen karanlık bir odada beş yaşına gelmiş bir çocuk büyütmek.
Başta kitabın içine girmekte zorlandım ama daha sonra güzelleşti. 5 yaşındaki bir çocuğun ağzından anlatılıyor. Akıcı bir kitap olmuş. Filmini de izlemeyi düşünüyorum.
Ekim 1969'da İrlanda, Dublin'de doğdum. Edebiyat eleştirmeni Frances ve Denis Donoghue'nun sekiz çocuğunun en küçüğüyüm. On yaşındayken New York'ta geçirdiğim ufuk açıcı bir yıl dışında, Dublin'deki Katolik manastır okullarında eğitim gördüm. 1990 yılında University College Dublin'den İngilizce ve Fransızca alanında birincilikle lisans derecesi aldım (maalesef Fransızca konuşmayı öğrenmeden). İngiltere'ye taşındım ve 1997'de Cambridge Üniversitesi'nden (18. yüzyıl İngiliz kurgusunda erkekler ve kadınlar arasındaki dostluk kavramı üzerine) doktora derecemi aldım. 23 yaşından itibaren yazar olarak geçimimi sağladım ve bir yaz ay boyunca oda hizmetçisi olarak çalıştıktan sonra işten çıkarılmamdan beri "dürüst bir işte" hiç çalışmadığım için şanslıyım. Yıllarca İngiltere, İrlanda ve Kanada arasında gidip geldikten sonra, 1998'de Ontario, Londra'ya yerleştim ve burada Chris Roulston ve oğlumuz Finn ve kızımız Una ile birlikte yaşıyorum.
Birçok türde eser vermeme rağmen, en çok kırktan fazla dile çevrilmiş olan kurgu eserlerimle tanınıyorum. Hem sinema hem de tiyatro için oyun yazıyorum , ayrıca radyo alanında da çalıştım.