Sefile
Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk romanı , okunma sayısının bu kadar az olması şaşırtıcı. Sefile romanı yazıldığı dönemde , sansürlemeler yüzünden kitaplaştırılamamış sadece gazete de yayımlanmış .Realist roman anlayışının ilk örneklerinden. Aynı zamanda Ahmet Midhat 'ın Henüz On Yedi Yaşında romanına bir cevap niteliğinde. İki romanda da konu benzer olsa da sonuçları çok farklı şekilde bitiyor.
Sefile 'de türk romanlarında fazla değinilmeyen hayat kadınları konusu işlenmiş. Masum öksüz , yetim bir kızın istemeden bu bataklığa düşmesi ve acı sonuçları.
Kitabın dili genel olarak ağır kelimelerin anlamları parantez içinde verilmiş şekilde , ama bu kitabın akıcılığını değiştirmemiş . Hem kelime haznemi geliştirdi, hem akıcı bir okuma keyfi verdi.
Tavsiye edebileceğim bir kitap. Herkese keyifli okumalar.
İhsan’ın hayatına giren kadınları yıkıma sürüklemesi, Mazlume’nin kınadığı bir kaderi yaşaması ve İkbal’den vazgeçip Mazlume’ye yönelmesi bana göre hem onur kırıcı hem de karakter zayıflığını gösteren bir tabloydu; İhsan’ın sonu ise bu tutarsızlığın kaçınılmaz sonucu gibiydi.Ayrıca Mazlumenin kınadığı hayatı yaşaması büyük yargılar edinmemeyi öğretti.
Halit Ziya'nın ilk yazdığı kitabı. Türk edebiyatındaki realist roman anlayışının ilk örneğidir. Kitap fuhuş yapan bir kadının(Mihriban) aynı bataklığa kendi kızını (İkbal) ve sokakta yaşayan, annesi babasını küçük yaşta kaybeden, kimsesi olmayan bir kızı (Mazlume) anlatıyor. Namuslu bir ailenin oğlunu(İhsan) o da o yola düşüyor ve hem İkbal'in hemde Mazlume'nin ölmesine neden oluyor. Sonunda Mazlume İhsan'ı boynundan ısırarak öldürüyor.
Sefile
Bir Servet-i Fünun klasiği. Ders çıkarılır bir kitaptı. Ama sonlara doğru bitsin artık dediğim bir roman oldu :) Fakat Halit Ziya o dönem için tam bir roman ustası. Zaten kendisine Türk romanının babası denmiştir..
Sefile
Mazlume annesinin vefat etmesiyle kendini sokaklarda bulan sarı saçlı mavi gözlü 13 yaşında bir kızdır.Önce babası sonra annesi ölen Mazlume dilenmeye başlamıştır cami köşelerinde. Bir gün Mihriban hanıma denk gelir .Mihriban kocasından kalan varlığı bir çırpıda tüketen kızı İkbal ile yaşayan fuhuş yapan biridir.Mihriban ile köşke gelir Mazlume.Ve burda hizmet etmeye kitap okumaya başlar.
Köşke gelen İkbalin aşığı İhsan gel zaman git zaman Mazlumeye aşık olur Mazlumede İhsana.. İkbalin ölmesi üzerine İhsanla yaşamaya başlarlar.Ancak İhsan Mazlumeye olan ilgisini zamanla kaybetmiş kendini içkiye vurmuştur her gece eve sarhoş gelen İhsandan intikam almak isteyen Mazlume kendini fuhuş bataklığında bulur.En başta taaa kimsesiz iken gördüğü bir rüya vardır.Kendisini göklerden çamurlar içerisine düşerken görmüştür.Bu rüya gerçek olmuş namusunu kaybetmiştir.(Her ne kadar İkbali kınasada kınadığını başına gelmiştir.)Ayrıca gebe olan Mazlume
Kendini yine sokaklarda bulur.Çok kanaması vardır ayrıca açtır bir kale dibinde can çekişirken Mihriban bulur Mazlumeyi kendini görür ve ilk defa bu kıza acır.Hazin bir sonu olan Mazlume İhsandan da intikamını alacaktır.
Sefile'ye aslında 10 puan vermeyi düşünüyordum ancak uygulamadaki diğer kitapların puanına baktığım zaman biri hariç hepsi 10 . O yüzden Üstadın ilk kitabı olması dolayısıyla Sefile'ye 9
Sefil bir hayatı konu alan ama bolca göndermelerle dolu biraz da roman değil de sanki karalama olarak yazılmış hissi uyandıran bir kitap. Ana karakterin özellikle duyguları çok iyi aktarılmış.
Hayatın zorluklarıyla daha çok küçükken annesini kaybederek karşılaşan Mazlume'nin yaşadıklarını yazar romanın sonuna dek çarpıcı bir şekilde anlatıyor.
İstanbul sokaklarının acımasızlığının tüm gerçekliği ile hissedildiği, hayatın kadınlara hep daha zor sınavlarla muamele ettiği ve kişinin tercihlerinin doğurabileceği korkunç neticelerinin ele alındığı bir kitap.
Oldukça akıcı anlatıma sahip bir çırpıda okunabilecek ancak okudukça kitabın gri havasını soluyacağınız türden bir roman.
SefileHalid Ziya Uşaklıgil
İlk başlarda kitap çok rahat bir şekilde okuru içine alıyor. Sıcak bir anlatım tarzı var. Ancak sonlara doğru beni çok sıktı ve bir an önce bitirip, kaldırmak istedim açıkçası. Benim için hayal kırıklığı oldu.
Halid Ziya'dan okuduğum dördüncü kitap olan Sefile yazarın ilk romanı. Annesini kaybettikten sonra çocuk yaşta sokağa düşen ve yolu fuhuş batağındaki insanlarla kesişen Mazlume'nin inişli çıkışlı hikayesi.
Kitabın arka kapağında bu romanın gazetede yayınlanmasına karşın devrin sansürünün izin vermemesiyle kitaplaşamaması ve aynı zamanda Ahmet Midhat'ın Henüz On Yedi Yaşında (1881) kitabına bir cevap olduğu yazıyordu.
Okurken her ne kadar akıcı olsa da içeriğindeki toksik ilişkiler sebebiyle içimi daralttığı kayıtlara geçsin. (kurgu dahi olsa toksikliğe tahammülümüz kalmamıştır....) Karakterlerin iç dünyalarına dair betimlemeleri okurken zevk aldım. Sonu pek de şaşırtıcı değildi. Halid Ziya okumayı severim fakat diğer okuduklarıma nazaran daha az beğendiğim bir kitap oldu. İlgilisine iyi okumalar :)
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.