Öncelikle eleştirim kitabın yayınevine, arka kapağında ana karaktere ne olacağının yazılmış olması yani benim okurken ne olacağını biliyor olmam. Bence çoğu kişi okumasını böylesine önemli bir bilgiyle sürdürmek istemez.
Eserimize gelecek olursak: Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Halit Ziya Uşaklıgil'in ilk romanıdır kendisi. İzmir dönemi romanları arasında tasnif edilir.Bir eleştiri yapmak isteyenler önce bu bilgiye hakim olmalı.Bence böylesine bir yazarın ilk romanı olduğunu hissettirdi çünkü yazarla daha önce tanıştıysanız biraz sönük kaldığını anlarsınız. Konusu okuyucuyu içine çekiyor, özellikle kadınların daha istekli okuyacağına eminim.
Eserde hayatının başından sonuna sefalet çeken, fuhuşa sürüklenen Mazlume anlatılıyor. Çevresinde çok insan yok hikaye de çok detaylı değil o yüzden içeriğine çok değinmek istemiyorum.
Sadece söylemek istediğim şey: Kadınların eskiye göre kendi hayatlarını kurabilmelerinde etkisi ,çabası olan herkese minnettarım. Hala hor görülüyoruz, hala kendimizi kabul ettiremiyoruz, beğendiremiyoruz(umurumuzda da değil açıkçası) ama biraz bile çalışıp kendimize bakabilme gücümüz varsa buna faydası olanlara ben minnettarım. Dilerim kendi vatanımda ve dünyanın her yerinde kalbi kırılan hiçbir kadın kalmaz ve hepimiz çok güçlü olabiliriz, kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliriz.
Akademide bize öğretildiği üzere -Araba Sevdası'ndan önce yayımlandığı için- ilk realist romanımızdır. Eser Hizmet gazetesinde tefrika edilmiş. Halit Ziya'nın Servet-i Fünun dergisinde yayımladığı büyük romanlarının gölgesinde kalmıştır fakat Aşk-ı Memnu'da da gördüğümüz üçlü aşk kalıbı; bu romanda İkbal, İhsan ve Mazlume arasında görülür. Romanda eski Türk filmlerini andıran yoğun bir trajedi hakim. Fuhuş batağına düşen ve yüzü bir türlü gülmeyen Mazlume... Akıcı bir şekilde okudum, başarılı bir sadeleştirme olmuş.
Gerçek adı Mazlume ama gerçekten Sefile.Hayattan yana hiçbir zaman yüzü gülmemiş,küçük yaşta öksüz yetim kalıp sokaklara düşmüş,sokaklardan ismi lazım değil yerlere düşmüs.Üstüne birde aşktan darbe yemiş bir kadının hikayesi çok üzülerek okudum:(
Ülkenin en kıymetli edebiyatçısı elinde tebeşir, kara tahtanın önünde Halid Ziya Uşaklıgil'i anlatırken, benim aklımdaki #servetifünun #Edebiyatıcedide sorusu gelirse ilk işaretlemem gereken şık olması gerektiğiydi.
Maalesef o zamanlar aklım çoktan seçmeli çalışırdı. Çoktan seçmeliden kalan zamanlarda ise üniversitede hangi bölümü seçmem gerektiği, hangisine puanımın yeteceği, bir yanda Japonca tutkum diğer yanda aile/okulun prestijli beklentileri...Böyle farklı yönlerden esen rüzgarlar arasında savrulurken, koskoca Halid Ziya ve daha nice ustaları teğet geçtim... En çok buna yanarım. Şu anda da durum aynı, hatta daha vahim.
Geçtiğimiz günlerde Aşk-ımemnu'yu (Nebahat Çehre ve Beren Saat' in imgelerinden kurtulmaya çabalayarak), bu gece de Sefile'yi okudum.
Halid Ziya, ölümünün üzerinden 80 yıl geçse de, Türk edebiyatının en müthiş ustaları arasında yerini koruyor bence.
Romanlarını ısrarla tavsiye ederim.
Eser Halid Ziya'nın ilk romanıdır. Ahmet Mithat'ın romantik bir karakter taşıyan “ Henüz On Yedi Yaşında” adlı eserinin antitezi olarak kaleme alınmıştır bu yüzden önemli bir eserdir. Bu romanda fuhuş ve alkolizmin sosyal boyutunu irdelenmiş. Romanlarında ruh çözümlemelerine önem veren sanatçı; karakterlerin iç hesaplaşmalarına, ruh tahlillerine bolca yer vermeyi eksik etmemiş ayrıca zamanda geriye dönüşler de yapmış. Eserde realizmin ve natüralizmin izlerini çok net görebilirsiniz. Genel olarak beğendiğim ve bir gün içinde bitirdiğim bir eser oldu.
Herkese bol okumalı günler diliyorum.
Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen inanılmaz sürükleyici bir hikayesi içine alan ve sonunu merak ettiren bir kurgusu var. Konusu ne derseniz eski Türk filmlerinde izlediğimiz tüm acı ve dramların birleşimi diyebiliriz…
Fazla empati kurarak ve kendinizi kaptırarak okumanızı tavsiye etmem insanın gözleri doluyor bu kadar acı ve kötülük olmaz diye…
Cumhuriyet dönemi edebiyatçılarından okumak istememden ve yazarın dilini sevmemden dolayı okunabilir bir eser olarak görsem de yaş sınırlaması kesinlikle olmalı hatta belki de +20 olmalı. Kesinlikle herkese uygun değil ama okunabilir mi? Neden olmasın
İyi okumalar
Bir hayat kadınınin dirense dahi inişli çıkışlı yollardan umuda yer bırakmayan hikayesi... Doğru söylemek gerekirse çok hüzünlendim ve bir umut aradım romanda ama nafile...
Yazarın ilk romanı olmasına rağmen başarılıdır desek yalan olur. Ama yine de akıcı ve yakaladığı sürükleyici üslubu ile kendi imzasını oluşturan bir yazar durumunda.
Genç Halid ziyanın bu eseri, daha sonra gelecek eserleri için bir ışık bir kaynak olmuştur da diyebiliriz. Özellikle cinsel olguların, çarpık ilişkilerin ve derin insan duygularının yansıtılması yazarın mottoları olmuştur da diyebiliriz.
1886 yılında yazılan bu eser, fuhuşun çirkin yüzünü gösterirken araya aşk nefret ve daha bir sürü kötü insani duyguları harmanlayarak bir eser oluşmuş.
Eserin her tarafından acemilik ve acelecilik aksa da Halid ziyanın dünyasını ve kalemini anlamak için bu eserin okunması şart. Çünkü diğer eserlerinin tohumu vaziyetinde.
Konusu itibariyle olsun kitabın sonu itibariyle olsun bence biraz zorlama olmuş fakat üslubunu tekniğini ve özellikle kendi imzasını arayan biri için, başlangıç iyi.
:;^D okurken içimi çok kötü yapan bir kitap. Uzun uzun edebi bir inceleme yapmak için ne vaktim ne de kabiliyetim şu anda mevcut, ancak söylenmesi gereken bir kaç şey var.
Bu kitap Halit
Roman, sefalete düşmüş bir kadının trajik hikâyesini anlatıyor. Ana karakter Sefile, bir zamanlar iyi bir hayata sahipken, ailesinin kötü durumu nedeniyle hayatının akışı değişen bir kadın. Aşk, hayal kırıklığı ve toplumsal şartların getirdiği zorluklar, Sefile'nin yaşamını şekillendirir. Toplumda kadınların yaşadığı sıkıntılar ve aile içindeki çürümüşlük, romanda en çok vurgulanan temalar arasında. Diğer yandan, kitap aynı zamanda aşkın ve fedakârlığın insan hayatındaki derin izlerini de sorgulamakta. Kısa ve etkileyici bir kitaptı.
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.