Geri Bildirim
Adı:
Türkçe '' Off ''
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
410
ISBN:
9789752892729
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Yalnızca bir iletişim aracı olarak görmeye alıştırdığımız, belki de bu yüzden hafife almaya başladığımız dil, aslında yaşamımızı belirleyen en önemli kültürel etken. Dilimizin yoğurduğu bir zihinle düşünüyor, hissediyor ve bunları yine dili kullanarak aktarıyoruz. Dildeki bozulma, yaşamı algılayışımızı, kurgulayışımızı, yaşama sahip çıkışımızı etkilediği gibi, iletişim kazalarına da yol açabiliyor.

Feyza Hepçilingirler bu kitapta, bir yandan dilimize sahip çıkmanın anlamını tartışırken, bir yandan da doğru Türkçe'nin bilgisini sunuyor okurlara. Dilimize ayna tutarken yaşadıklarımıza da tanıklık eden bu yazılar, Türkiye'yi birçok boyutuyla yansıtıyor.

"Bunca sorun dururken dille uğraşmayı gereksiz bulanlar var mıdır, bilemiyorum. Gereksiz değildir; çünkü dildeki bozulma, hem o sorunların göstergesidir hem de dolaylı olarak nedeni. Türkçe'nin bu kadar kötü kullanılıyor olması, bütün işlerin kötüye gidiyor olmasından bağımsız mı?"
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçenin yanlış kullanımıyla ilgili yazılmış güzel bir kitap.Okuduktan sonra dil kullanımındaki yanlışlıklar daha çok dikkatimi çekmişti...takıntı halinde
Üniversite sınavına hazırlanan arkadaşlar bilir. Yazım yanlışları konusunda çok soru çıkar. Konuyla ilgili binlerce soru çözeceğinize bu kitabı okumanız daha yararlı olacaktır. Paragraf sorularını çözmek içinde yararlı olur.
Verilen örnekler güncelliğini yitirmiş olmasına rağmen sıkılmadan okudum.

Benzer kitaplar

Günlük hayatımızda kullandığımız dil üzerine çok yararlı bir kitap. Devam kitapları var. Okuduğum üç kitap için bir yazı yazıyorum. Dilimizi konuşurken de yazarken de nasıl bozduğumuzu çok iyi açıklamış. Başta basın kaynaklı, bilhassa televizyonlar, sonra da okullarda doğru dürüst öğretilmediği için Türkçeyi nasıl yanlış bildiğimiz, yanlış kullandığımız somut örneklerle açıklanmış. Kalıplaşmış, dile ve yazıya yerleşmiş doğru bildiğimiz yanlışlar. Ortak yanlış bilgiyle nasıl anlaştığımızı, aslında anlaşamayıp dilimizi giderek bozduğumu insanın gözüne sokuyor. İfade bozuklukları, reklamların ve haber bültenlerinin yerleşik dil faciaları örnekleri ve doğrularıyla açıklanmış. İlk kitap çok faydalı oldu benim için. İkinci kitapta konular basitleşmeye başladı. Üçüncü kitapta, "yok artık, bu kadarını da herkes bilir", dediğim konulara girmiş. Ama yazma ihtiyacı hissettiğine göre eminim vardır bilmeyen. Üçüncü kitapta daha önce yazdıkları hakkında yazılanlara , olumlu olumsuz tepkilere de yer vermiş. Evet aldığı olumsuz eleştirilere yer vermiş ve bunlara cevap da vermiş. Kiminde kendi bildiğinde ısrar etmiş Hepçilingirler, kiminde gelen eleştiriyi haklı bulup kendi yanlışı düzelterek teşekkür etmiş uyarı için. Her kitaplıkta bir sözlükmüş, yazım kılavuzuymuş gibi mutlaka bulunması gereken bir kitap. Sözlük ve kılavuzlarda bulunamayacak konular içeriyor pratik dil kullanımına dair. Israrla tavsiye ederim bir başvuru kitabı olarak.
Türkçenin doğru kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan, akıcı, uygulamalı örneklerle dolu bir kitap. Hepçilingirler bize dilimizin bugünkü haline nasıl geldiğini anlatmak için sanat ve siyaset hayatından birçok ünlü, saygın insanın yanlış kullanımlarını gösteriyor ve doğrusunu anlatıyor. Dikkatimi en çok sosyal medyadaki bozuk, saçma sapan, piç kelimelerden oluşan dilin 2000'lerde internetin yaygınlaşmasından sonra değil, 90'ların başında görsel ve yazılı basının patlamasından sonra oluşmaya başlaması çekti. Türkçeyi zaten iyi biliyorsanız bazı yerler sıkıcı, hafif gelebilir.
Dilimizi doğru kullanabilmek adına tanınmış isimlerin "bu kadarda olmaz dedirten" hatalarını mizahi bir üslupla anlatan,dile bakış açımı geliştiren en iyi kitap .
Yazıldığı dönemdeki bazı siyasilere dil hataları dışında,vatandaş olarak kızgınlıklarını da dile getirmiş olması sadece dil bilimi ve incelemesi üzerine bir kitap olarak nitelemekten alıkoydu ama anlam yanlışları konusunda bir farkındalık sağladı.
Siyasilerle ilgili söylediklerinin doğru tarafları yok değil ama dikkatimi o yöne çekerek dağıtması ,belki de sürekli Tansu Çiller'e değinmesi hoşuma gitmedi çünkü dil ciddiyetle üzerinde durulması gereken elzem bir konu.Kişiselleştirilmeden topumsal bozukluklara sebep olan yöneticilere ve göz önünde ki kişilere değinilmesi daha doğru.
Henüz amatör olan kişiler için ,mizahi anlatımı yoğun olarak kullanması dikkat dağıtıcı olabilir .
Kitabın nerdeyse yarısından itibaren ,Feyza hanımın dile yaklaşımı hakkında ve bu kitabiyla ilgili bilinen isimlerin yaptığı eleştrilere de cesurca yer verilmiş.
Kitap 410 sayfa olmasına rağmen kısa sürede bitirdiğim akıcı bir kitap oldu.
Zaman zaman da gülümsetti ama bu gülseme Türkçemizin düştüğü halleri okuduktan sonra traji komik olarak tanımlanabilir.
Artık kitap okurken,anlam bozukluklarını daha güzel farkedebiliyorum.
Yazarın tüm kitaplarinı düzenli olarak okumak niyetindeyim.
Çok şey katacağını umuyorum.
Feyza Hanım, bu kitapta (okuduğum yere kadar) medyada bulunan, sanatçısından siyasetçisine onlarca kişinin dili kullanma yeterliliğini incelemiş ve onları önümüze çıkararak kararı bizim vermemizi alaycı fakat yerinde bir üslupla bizden istemiştir. Ayrıca, hem cümle hem de bölüm aralarında bize dil bilgisi dersleri vermiş bulunmaktadır.

-(Tansu Çiller'in) ''Uluslararası terör ve bu konuda işbirliğine hazırız.'' biçimindeki sözleri, belki de o zamanlar pek farkında olmadığımız ''devlet-mafya-siyaset'' ilişkilerini, ''Susurluk Çetesi''ni ilk kez ele veren önemli açıklamalardı. Anlamadık ki! Yine dili sürçüyor sandık.



Verdiği örnekler arasında fazlalığı sebebiyle dikkatimi çeken Tansu Çiller olmuştur. Acaba kendisiyle bir derdi mi vardır, Tansu Çiller'in Türkçe ile derdi olduğu gibi veya onunla siyasi görüşlerinin farklı olması gibi?

-'Sayın Tansu Çiller hükümeti ...' dendiğinde ''sayın'' olan Çiller değil, hükümet olur. Çiller'in ''sayın''lığında ısrarcı iseniz ''Çiller''den sonra bir ''-ın'' eki getirmek zorundasınız.



Şu bir gerçek ki kitaptan sıkılana kadar, nedenini birazdan söyleyeceğim, en az beş sayfada bir güldüm verdiği örneklere.

-Çırılçıplak gazetecilere yakalanan Sibel Can, Ateş Hattı'na konuştu.
Gazeteciler neden çırılçıplak? Sibel Can'a ''nazire'' mi yapmaya çalışmışlar?

-Başka bir popçu da bir şeyler söylemeye çalışıyor: ''İyi birine, güzel birine benziyorsanız beni mutlu ediyor yani sonuçta.'' Şimdilik ne söylediği anlaşılmıyor. Biraz daha büyüyünce konuşmayı sökecek gibi görünüyor.




Kitaptaki birkaç örneği tam anlayamadım veya yanlış buldum. Örneğin;

-Futbolcu Tanju'nun ''Hayat güzel şey; ama yaşanırsa Hıncal Abi.'' sözü edebi bir bakış açısıyla kolaylıkla anlaşılabilir ve sorun çıkmaz diye düşünüyorum. (Açıklamada yaşanmayan şeyin hayat olmayacağı söylenmiş.)

-... soru tonlamasıyla bir ''Tamam?'' duyacaksınız. Yanıt için başka sözcük aramaya gerek yok. ''Tamam!''
Günlük hayatta pratiklik önemlidir ve bunun dil için de uygulanmasının yanlışlığını kavrayamadım.

-''Hoşça kal diyorum size.'' Yalnızca ''Hoşça kal'' dese, bunu ''dediğini'' anlamaz mıyız?
Anlardınız, fakat farklı kullanımlardan da zarar gelmez eğer doğruysa.

-... Çünkü ''oldukça'' sözcüğü, sanıldığının tersine çokluk değil, azlık anlamı katar.
TDK'dan aldığım açıklama şu şekildedir kelimenin anlamı ile ilgili:(Anlamı değişmiş olabilir.)Olabildiğince: "Bu oyun oldukça geniş bir sahada taammüm etmiştir." -A. K. Tecer. Ve görüldüğü gibi azlık anlamı da bulunmamaktadır.




Metindeki kişilere güldük geçtik, fakat yayında oldukları ve yazılı bir açıklama yapmadıkları için bu hatalarını ''affedebilir'' miyiz diye de düşünmedim değil.

Kitapta da geçtiği gibi, yapılan bu yanlışlar gün geçtikçe ve ihmalkar medyanın etkisiyle kök saldı ve normalleştirdi ne yazık ki.




Genel olarak, kitabı örnek teşkil etmesi ve dikkat çekici olmasından dolayı beğendim. Yazar, herkesin sahip olduğu dili koruma görevini, bu kitapla tamamlamış. Ben ise, ne yazık ki, yaklaşık 100 sayfasını okuyabildim. Bunun sebepleri ise örnek ve ardından gelen açıklama ikilisinin gittikçe monotonlaşması ve bu dil kullanımı yanlışlarının çoğunun farkında olmamdı.
Edebiyat öğretmeni olan yazarımızın günlük konuşma ve yazım hayatında dilimizde yapılan hataları örneklerle gösterip, doğru kullanımlarını okur ile paylaşmakta.
Osmanlı atalarımızda kültürlü sayılmanın yolu, Arapça ve Farsça bilmekten geçerdi. Osmanlı ''münevverleri'' ne kadar kültürlü olduğunu kanıtlamak için bildikleri ve hayran oldukları bu dilleri, şiirlerine, düz yazılarına, tarihlerine, çevirilerine yansıttıkları gibi, konuşmalarına bile yansıttılar. ''Osmanlıca'' dediğimiz yapay ve melez dil bu yolla doğdu. Onların torunları için kültürlü olmanın yolu önce Fransızca, daha sonra da İngilizce öğrenmekten geçti. Onlar da bu dilleri öğrendiler ve tıpkı ataları gibi, bu dillerden apardıkları kimi sözcükleri konuştuklarının,yazdıklarının içine serpiştirdiler.
Televizyon, tüm kötü güçlerin 60-70 yılda, daha geniş düşünürsek 600-700 yılda yapamadığını 10 yılda yaptı. İnsanları ne söylediğini bilmez, söyleneni anlamaz duruma getirdi.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da fırınlardan önce tiyatro salonları açılırken gerekçe net bir biçimde söylenmişti: "Yıkılan insanı onarmaya çalışmak.
Can alıcı, daha da önemlisi rating arttırıcı haberler bulmak için nasıl yırtındıklarını görünce insanın içini acıma ile ayıplama arasında kolay adlandırılamaz garip duygular kaplıyor.
Türkler anadillerini pek sevmez. Düşünmeyi de sevmez zaten. Siz bakmayın düşünceleri varmış da bunları bir türlü anlatamıyormuş gibi iki sözün arasına İngilizce sözcükler sıkıştıranlara. Bunlar genellikle "-mış gibi yapanlar"dır.
Dili doğru dürüst kullanamayan kişinin, doğru, mantıklı, kapsamlı bir düşüncesi yoktur. Ne kadar konuşuyor, ne kadar yazıyor, nasıl anlatıyorsa o kadardır kişi, daha fazlası değil. Çünkü düşünmeyi biçimlendiren dildir. Kimse dil olmadan düşünemez. Türkler anadillerini pek sevmez, düşünmeyi de sevmez zaten. "Ne yapmak istediğimi bilmek istemiyorum." gibi bir tümceyi ilk duyuşta yadırgarsınız belki; ya ikinci, üçüncü duyuşta? Daha sonrakilerde? Her gün birkaç kez böyle tümceler duyarsanız artık yadırgatıcı gelmez değil mi? İşte televizyonun yaptığı en büyük kötülük bu! Anlamsızlığı o kadar çok ve o kadar art arda dayatıyor ki anlam siliniyor ortadan. Neden? İşte bu "Neden?" sorusunu pek sevmiyorlar. Ne demek istedi diye düşünmemizi istemiyorlar. Bakın, dinleyin yeter. Anlamaya gerek yok, zaten anlaşılacak bir şey de yok.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türkçe '' Off ''
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
410
ISBN:
9789752892729
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Yalnızca bir iletişim aracı olarak görmeye alıştırdığımız, belki de bu yüzden hafife almaya başladığımız dil, aslında yaşamımızı belirleyen en önemli kültürel etken. Dilimizin yoğurduğu bir zihinle düşünüyor, hissediyor ve bunları yine dili kullanarak aktarıyoruz. Dildeki bozulma, yaşamı algılayışımızı, kurgulayışımızı, yaşama sahip çıkışımızı etkilediği gibi, iletişim kazalarına da yol açabiliyor.

Feyza Hepçilingirler bu kitapta, bir yandan dilimize sahip çıkmanın anlamını tartışırken, bir yandan da doğru Türkçe'nin bilgisini sunuyor okurlara. Dilimize ayna tutarken yaşadıklarımıza da tanıklık eden bu yazılar, Türkiye'yi birçok boyutuyla yansıtıyor.

"Bunca sorun dururken dille uğraşmayı gereksiz bulanlar var mıdır, bilemiyorum. Gereksiz değildir; çünkü dildeki bozulma, hem o sorunların göstergesidir hem de dolaylı olarak nedeni. Türkçe'nin bu kadar kötü kullanılıyor olması, bütün işlerin kötüye gidiyor olmasından bağımsız mı?"
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 185 okur

  • Murat Çankaya
  • Kitap okumak
  • Gamze Zeynep ALMAZ
  • Svtp
  • Hcrt  ÇT
  • Kardelen Çiçek
  • Elçin SALİHOĞLU
  • Zembilfros
  • Ali ulusoy
  • Bohemya Kraliçesi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%13.3
25-34 Yaş
%46.9
35-44 Yaş
%24.5
45-54 Yaş
%8.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.6
Erkek
%30.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.6 (10)
9
%15.4 (6)
8
%20.5 (8)
7
%23.1 (9)
6
%5.1 (2)
5
%5.1 (2)
4
%0
3
%2.6 (1)
2
%0
1
%2.6 (1)