Televizyonların hayatımıza girmesiyle ve çoklu kanallara geçişle beraber; ahlaki ve kültürel değerlerimizden önce ilk kaybetmeye başladığımız şey “dil”imiz olmuş. Feyza Hepçilingirler, verdiği örneklerle bunu fazlasıyla ortaya koyuyor. Küreselleşme ve gelişen teknolojiyle beraber, Türkçeye “katli vaciptir” hükmü verilmiş. Kimimiz bilerek, kimimiz bilmeyerek, el birliğiyle yıllar içinde de bu infazı gerçekleştirmişiz.
Oktay Sinanoğlu, “Bye Bye Türkçe”sinde, dilini kaybettiği için silinip giden toplumlardan milletlerden bahseder. Dil, bir topluluğu millet yapar der. Türkçe’nin güzelliğinden, bilimsel tarafından ve toplum için öneminden bahseder. Bu yazarlar işleri güçleri yokmuş gibi bu konuya gönül verirler, dili kurtarmaya çalışırlar... Bazılarımız da neden böyle uğraştıklarını düşünmez, seslerine kulak verip bir bakayım ne diyor bunlar diye merak etmez, uzaktan uzağa ahkam keserler.
Feyza Hepçilingirler’in yazdıklarını okurken, Türkçenin büyük ölçü de kayıp vermiş olduğunu görmemek elde değil. Üstelik kitabın yazım tarihinin üstünden yirmi küsur yıl geçmiş. Şimdi geldiğimiz noktayı ancak kitabı okuyunca anlayabilir ve dehşete düşersiniz diye düşünüyorum.
Feyza Hepçilingiler, söylemek istediklerini dilbilgisi dersi gibi ya da makale olarak değil de, dönemin aydınları, politikacıları, şarkıcıları, sunucuları, tv kanalları, gazetelerinin kullandıkları cümleler üzerinden örneklendirerek yazmış. Ortaya okuyucuyu hiç sıkmadan, düşündüren, öğreten bir sorgulatan bir kitap çıkmış.
Ben elimden geldiğince Türkçeye özen gösterir, elime geçen her fırsatta da onu yabana atanlara eleştirilerde bulunurum. Yazarken o kadar özenli davranırım ki (kendimce) hata yapmaktan korkar, imtina ederim. Ancak Türkçe Off’u okuduktan sonra, Türkçeyi katletme hastalığını çoktan kapmış olduğumu