1000Kitap Logosu
Üç Nesil Üç Hayat
Üç Nesil Üç Hayat
Üç Nesil Üç Hayat

Üç Nesil Üç Hayat

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.1
24 Kişi
95
Okunma
22
Beğeni
2.203
Gösterim
232 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 34 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İnkılap Kitabevi · Nisan 2010 · Karton kapak · 9789751029690
"Cadıbostanı, yani şimdiki Caddebostanı... O tarihte, haftada bir kere İstanbul'dan kalkan, yandan çarklı, bir ufacık vapur, muayyen yerlere uğraya uğraya İzmit'e kadar gider. Fakat uğradığı yerlerde iskele, rıhtım yoktur; açıkta durur, vapura kayıklar yanaşır ve müşterilerle eşya uzak bir yolculukta olduğu gibi zorlukla, bağrışa haykırışa çıkarılır. Cadıbostanı bu duraklardan biridir ve hakikaten bir bostandan başka bir yer değildir. Etrafgöz alabildiğine yalnız bağ ve bağlar ortasında tek tük köşkler. Köşkler ya aşıboyalı, yahut kaplamaları siyahlaşmış, boyasızdır. Biricik yol, yine Bağdat Caddesi'dir; ama eski usul, iri iri kaldırım taşlarıyla döşenmiş. Bugünkü çeşmeler yine yerli yerinde: Ayrılık, Selami, Çatal ve Bostancı çeşmeleri ..." -Refik Halid Karay- Refik Halid Karay, Üç Nesil Üç Hayat'ta okuru Abdülaziz, II. Abdülhamit ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki İstanbul'a götürüyor; yemek sofralarından, ramazanlardan, kadın erkek ilişkilerine kadar pek çok sosyal unsuru gözlemleyerek gazeteci kalemiyle anlatırken, yakın tarihin gündelik olaylarını, kültürel dönüşümlerini renkli, mizahi ve son derece keyifli bir üslupla gözler önüne seriyor. (Tanıtım Bülteninden)
3 mağazanın 3 ürününün ortalama fiyatı: ₺27,4
Özgür Beden
bir alıntı ekledi.
Ramazan ayı boyunca şehrin ileri gelenlerinin iftar verme geleneği meşhurdu. On bir ayın bir sultanı unvanıyla anılan Ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mideyle alakadardı; bu ayda bazen israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer; İstanbul, en nefis yemeklerin her ‘Merhaba’ diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi. Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki… Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede ve ne münasebetle tanışıldığını, isminizi, işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza kıyafetinize bakarak size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada ya orta sofrada yahut da alt katta kahve ocağı sofrasında… Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç, usulcacık sıvış, git. Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün Ramazan’ı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!
18
K ོ
bir alıntı ekledi.
Gezintiler
Kıpkırmızı fesli bir adam ( sakalı boyalıdır, şal yeleği vardır. Ceketi Ankara "sof"undan. İşaret ediyor, sarı mendilini gösteriyor, derdimden sararıp soldum anlamına... Sen de elini yüreğinin üstüne koy, sonra ağzına götür, öksürür gibi yap. " Yandım, verem oldum "demektir. Aman kravatında gül iğne. Yanında el pençe tek kalçasının üstünde oturan sünepe, sinsi adama ) - Ne din kaldı, ne iman! Arabaların böyle yan yana gelip durması İslamlık kurallarına aykırıdır. Yarın saraya gider gitmez gereğini yapmaya çalışacağım. Yüce padişahımızın rezaletlerden haberleri yok ki... Kabahat kullarında! Burasını ikiye ayırmalı, içinde kadın olan arabalar bir yana, erkek bulunanlar öbür yana...
9
Serbestvezin
bir alıntı ekledi.
“Berat Kandili geçince evde ramazan hazırlığına başlanırdı; İki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştan ayağa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları, İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası âhengi verirdi. Ramazandan bir-iki hafta evvel babam, bir sabah ‘evrâd’ını okuduktan ve namazını kılıp zikrini bitirdikten, ‘Sabâh-ı şerifler hayrola, hayırlar fethola, şerler defola!’ diye duâsını da tamamladıktan sonra –başında keten takke, sırtında nafe kürk, burnunda altın gözlük– köşesine hususi bir ehemmiyetle oturur, evin erkânını nezdine çağırırdı...
12