Yeşil Evler, William Henry Hudson’ın doğaya duyduğu derin hayranlığın ve insanın medeniyetle birlikte kaybettiği masumiyetin güçlü bir anlatımıdır. Roman, 19. yüzyılın ikinci yarısında, yaklaşık 1800’lerin ortalarında geçer. Bu dönem, Latin Amerika’daki siyasi çalkantılar ve iç savaşlarla karakterizedir.
Abel’in katıldığı isyan ve medeniyetten kaçışı bu tarihsel bağlam içinde anlam kazanır.Roman, Abel’in yaşadığı ülkede patlak veren siyasi bir isyanla başlar. Abel, mevcut yönetime karşı düzenlenen bu ayaklanmaya idealist düşüncelerle katılır. Ancak isyan kısa sürede bastırılır. İsyancıların bir kısmı öldürülür, bir kısmı tutuklanır. Abel ise yakalanmamak için her şeyini geride bırakarak kaçmak zorunda kalır. Bu kaçış ani, plansız ve korku doludur. Abel artık hem siyasi otorite tarafından aranan bir suçlu hem de kendi ülkesinde istenmeyen bir figür hâline gelmiştir.
Canını kurtarmak için Venezuela’nın güneyindeki Guyana ormanlarına doğru yol alır. Medeniyetten uzaklaştıkça fiziksel koşullar ağırlaşır; açlık, hastalık ve bilinmezlik Abel’i zorlar. Orman onun için başlangıçta bir sığınak değil, hayatta kalması gereken tehlikeli bir yerdir. Zamanla bu vahşi doğaya uyum sağlamayı öğrenir.
Ormanda ilerlerken farklı yerli kabilelerle karşılaşır. Başlangıçta bu kabileler Abel’e temkinli yaklaşır. Onu yabancı, potansiyel bir tehdit olarak görürler. Abel ise onların dilini, geleneklerini bilmediği için yanlış anlaşılır. Ancak zaman içinde Abel, sessizliği ve saldırgan olmayan tavırları sayesinde bazı kabilelerin güvenini kazanır ve bir süre onlarla birlikte yaşar. Bu süreçte yerli halkın doğayla kurduğu ilişkiyi, korkularını ve batıl inançlarını yakından gözlemler.
Abel’in yerlilerle ilişkisi tamamen dostane değildir. Bazı kabileler, dış dünyadan gelen herkesi uğursuz sayar.