• Faşizm özlemini anlamak kolay. Hatta kökten yenileştirici akımlara kendi yapısı içinde görev verememiş bir sistemin demokratik görünüşler gerisinde gitgide faşistlermesini de. Toplum, temel yapısından gelen sancılarla kıvrandıkça, yüzeydeki çatırdıları «Bölücülük, bozgunculuk, kışkırtıcılık diye adlandırmak, arkasından da «Kardeş kanı akmasın» gerekçesiyle demir yumruk istemek artık faşizmin klasikleşmiş yolu oldu.
  • 336 syf.
    ·3 günde·Beğendi·5/10
    #okudumbitti
    #karayazım
    @aslı
    Öznur Karabulut
    5/5 ()
    Kara Yazım / Aslı Genc Gürışık

    Herkese Merhaba! Nasılsınız? Beni sorarsanız şayet ben iyiyim. Dün elime aldığım #karayazım yaklaşık yarım saat önce bitti ve ben öylece -artık klasikleşmiş haline gelen- kitabı göğsüme bastırıp duvarı seyrediyorum. Daha fazla uzatmadan yoruma geçelim

    #Arkakapak: Kadın adamın siyah gözlerindeki karanlığa hapsolmamak için ne kadar dirense de aşk haindi. Ve bu duygu öyle güçlüydü ki sinsice onu ele geçirip ruhunu işgal ettiğinde efsunlanan kalbiyle tuzaklarla dolu bir hayata "evet" dedi. Adam için kadın, buz tutmuş yalnızlığına konan küçücük bir serçeydi.

    #Yorumum: Öncelikle bu güzel kitabı bana hediye eden canım arkadaşım @reyinkipları daha sonra #karayazımı yazan Aslı Ablama sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten kitap çok güzeldi. Kitabı okurken o kadar duygu seline kapıldım ki anlatamam. Dolu dolu bir kitap Kara Yazım entrikanın, kinin, nefretin, öfkenin ve planların bol olduğu bir kitap. Ah hele o çiyan Cahide yok mu o çiyan, onu kaynar kazana atmalıyız, Gargamel ne olacak. Hele Mehmet! Gerçekten sana saydırmadan edemedim. Neyseki sona doğru kendini affettirdin de daha çok öfkemi kazanmadın. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim Mehmet'ler ya tam sever ya da hiç sevmez bu kitapta bunu görmüş olduk
    Kara Yazım'ı okumayan bence çok şey kaybeder benden söylemesi, alın #okuyun ve okutun
    Başka bir dünyada buluşana dek kendinize güzel bakın
  • 520 syf.
    ·5 günde·9/10
    Bazı hikâye kahramanları hayatınızda bir iz bırakır, içinize işler, sizinle sofranıza oturur. İşte Martin Eden öyle birisidir. Hikayesi bambaşka bir hikayedir. Sadece bir aşk hikayesi değildir. Macera vardır bir kere bu hikâyede, hayatın anlamını arayış vardır, hayallerin peşinden koşmak vardır. Bütün bunların toplamı ise Martin Eden’dir.

    Jack London’un klasikleşmiş romanı olan bu kitap, 1800’lü yılların ikinci yarısında Amerika’da geçer. Bu devirde kapitalist sistem yoksul kesimi ezdikçe ezmektedir. Toplumsal sınıf farklılıkları her alanda kendini hissettirmektedir. Eğitimsiz bir denizci olan Martin ile zengin bir ailenin kızı olan Ruth’un aşkı da böyle bir dönemde doğmuştur. Bir yanda mal, mülk ve mevkinin her şeyin üstünde tutulduğu burjuva kesimi, bir yanda ise fakir ama gururlu insan toplulukları. Kısacası karakterlerimizin yaşadığı zengin kız-fakir oğlan aşkından başka bir şey değildir.

    Martin, gözünü büyüleyen bu yüksek sosyeteye giriş bileti olarak kitapları seçer. Kendini bir anda edebiyat dünyasının engin denizlerinde bulur. Okudukça doymaz, yazdıkça yazar. Aşkına yaraşır biri olmak isterken ideallerini keşfeder. Hayatını ideallerine göre yönlendirmeye başlar. Bu yolculuğunda zaman zaman zorluklar çekse de onu ayakta tutan tek bir şey vardır: Ruth’a beslediği büyük aşk.

    “Bir kitap okuyan her şeyi bildiğini zanneder. İkinci kitabı okuyan kuşkuya düşer. Üçüncü kitabı okuyan hiçbir şey bilmediğini anlar.”
    Demiş Frederick Pollock. İşte Martin’i anlatan en iyi cümle budur. Edebiyat dünyasının engin deryasına daldıkça dalar asla dibini bulamaz. Yüksek sosyete giriş bileti diye seçtiği yol, hayata ve insanlara bakışını değiştirir. Her konuda kendine mantıklı gelen bir fikri benimsemeye başlamıştır. Felsefe için, iktisat için, aşk için… Benimsediği fikirleri savunur ve yanlış anlaşılır burjuva toplumu tarafından. Ama yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmez. İdeali budur işte: İçindeki yazabilmek içgüdüsünü dünyaya göstermek.

    Yarı otobiyografik bir eserdir Martin Eden. London’un hayatına tesadüf etmiş mekanlar ve kişilerin bazıları değiştirilerek, bazıları aynı bırakılarak hikâyeye dahil olmuştur. Hayatlarının bazı kısımları ortak olsa bile bambaşka hikayeleri vardır Martin ve London’un. En basit örneğiyle, burjuvalara takındığı tavır dolayısıyla sosyalist damgası yemiştir Martin Eden. Fakat kendisi bireycidir. Jack London ise Martin’in aksine sosyalisttir. Martin ile arasındaki bu ince çizgi bile ne kadar farklı olduklarını okuyuculara gösteriyor. Okudukları ve etkilendikleri insanlar aynı olsa bile bu iki kişi aynı noktaları yaşamış fakat farklı hayatları olmuş kişilerdir.

    Bu kitabı neresinden çekerseniz öyle okur ve anlarsınız. Aşk okumak isterseniz aşkı, küllerinden doğmayı okumak isterseniz onu okursunuz. Bu size kalmış. Kendi açımdan Martin’in hikayesinde varoluş gördüm ve onu okudum. İyi ki de okudum. Martin ile çok daha erken tanışmak isterdim. Artık kendisi benim en yakın arkadaşım, hikayesi ise okumaktan asla sıkılmayacağım sayfalardır. Keyifli okumalar.
  • S. Eisenstein'ın deneysel çabalarından büyük bir bölümü bu alana yöneliktir; yani değişmece (Trope) olarak görüntüye: Eğretileme (Metapher), düzdeğişmece (Metonymie) ("Ekim" filmindeki artık klasikleşmiş "Tanrılar" çekimleri), konuşucularla yaylı çalgıların paralelliği (aynı filmde), optik imgelerde ündeşlerin (cinas) yeniden üretilmesi, sözcük oyun­ları - tüm bunlar, filmdeki görüntünün başlangıçta kendisi için hiç de tipik olmayan dilsel bir göstergeye özgü özellikler kazan­dığını belirgin duruma getirmektedir. Kurgusal sinema -burada klasik bir örnek olarak yine "Ekim" filmini göstermek zorunda­yız-, özgül bir sinema dili yaratmayı kendine amaç edinmişti. Bu sinema dilinin planlı yapısı, insanların konuşmalarını dü­zenleyen yasalardan ve fütüristlerin, özellikle Mayakosvki'nin poetik dilsel deneylerinden etkilenmiştir. Kerenski'nin merdi­venleri çıktığı ünlü bölümde, "merdivenleri çıkma" anlatımının ikili anlamıyla (doğrudan ve değişmeceli) yapılan dilsel oyun, eğretilemeli görüntülere ilişkin bütün bir sistemin temelini oluşturmaktadır. Ayrıca Eisenstein'in imgeselliği ile Maya­kovski'nin eğretilemeleri arasındaki karşılıklı ilişkide kolay­lıkla görülmektedir (Mayakovski'deki eğretilemelerin, dile dahil edilen resim sanatına özgü, çizgesel ve filmsel simgesellik ilke­sine dayanılarak kurulmuş olması ilginçtir.)
  • 299 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Seçim, uzun bir süredir okumak istediğim ama bir türlü kitabın baskısını bulamadığım için başlayamadığım bir seriydi. Neyse artık ilk kitabı olan Beni Seç'i okuyabildiğime göre yorumuma geçebilirim. Hem büyük umutlar beslediğim hem de kendi kendime bu kadar büyük beklentiye giremem gerektiğini serinin hem eski hem klişe olacağını ve sadece aşk üzerinde durulacağını hatırlatıp duruyordum. Kitap bence ne büyük beklentilerle başlamanız gerektirecek kadar muhteşemdi ne de aman bu kitaptan bir şey olmaz denilecek kadar kötü. Aslına bakarsanız gayet iyiydi ama çok saçma ve mantıksızdı da, yani çok düşünmeden okursanız daha çok zevk alırsınız çünkü okuması keyifli ve basit bir kitaptı. Sanırım serinin devam kitaplarında daha fazla olayların distopya ve aksiyon kısımlarını okuyacağız, bu kitap daha çok giriş olmuş. Distopya kısmını, karakterleri ve ortamı tanıdık. Distopyaydı hoşuma gitti, yani aslında gayet bilinen ve artık klasikleşmiş seviyelerin olduğu bir kast sistemi ama yine de yazar gayet iyi anlatmış. Karakterleri iyiydi, bazı karakterleri özellikle çok sevdim (büyük ihtimal okuyan herkesle aynı karakterleri), bazı karakterler hala biraz gizemli ve diğer kitaplarda neler olacak, merak ediyorum. Bunlar dışında bilmiyorum beklentimi olabildiğince düşürmeye çalışmıştım ve sanırım işe yaradı ve bunda yazarın dili de etkili. Bunaltıcı bir dili yoktu, basitti -ki bunu her zaman sevmem ama bir şekilde bu kitaba gitmiş. Sonunu heyecanlı bitirememiş bence yazar yalnız, yani serinin devam kitapları çıkmamış olsa deliler gibi beklemezdim okumak için. Zaten hem bu kitabın sonu hem de serinin sonu (tabi bilmiyorum tam olarak ama) beklenen şekilde bitiyor sanırım. Yine de örneğin bu kitapta daha çok aşk ön planda olmasına rağmen yazar aralara bir iki aksiyonumsu -ancak böyle diyebilirim--sahne sıkıştırmış. Ama devam kitaplarında isyanları olacağı belli ve sanırım bu sefer nadir görülen şekilde isyan edilen taraftan olayları okuyacağız. Genel olarak sevdiğim bir kitap oldu. Distopyada yeniyseniz, ya da aşk meşki bol olsun diyorsanız, anlatımı gayet akıcı kendini okutan ve sevdiren bir kitap ile karşı karşıyasınız...
  • Klasikleşmiş bazı vakalarımın ilk başta çok sıradan göründüğünü hatırladığımda,herhangi bir şeyi basit diye nitelendirmek doğru gelmiyor artık.