“Yerliler için ilk bakışta “fabrika” buydu. Topal Eskici'nin ufak tefek, kupkuru babası içinse -Gülbenkyan'ların oğullarıyla sıkı fıkı olmaktan gelen bir hazırlıkla- “fabrika,” deli deli dönen birtakım kayışlarla kasnakların çevirdiği makinelerin baş döndürücü uğultusunda tohumlu pamukları yutup, tohumsuz bembeyaz kusan, kusulmuş bembeyaz pamukları şaşılacak bir hızla birtakım yollardan, çengellerden geçirirken, kıvırıp, büken, masurralara saran, sarılmış masuraları şakırtılı tezgâhlarda kola kokulu kaymak gibi bez hâline getiriveren bir güçtü. Bu gücün daha şimdiden yüzler, hatta binlerce insanın günlerce çalışıp ancak çıkarabileceği işi birkaç saatte çıkarıverdiğini görüyor, “fabrika”ya karşı korkulu bir hayranlık duyuyordu. Yerliler dilediklerince, “Gâvur aklı, it aklı!” desinler. Bu “akıl”ın günün birinde dünyayı saracağını, insanların pek çoğunun elinden ekmeğini alacagını, onun dilini anlamayan, ona dost olmayanların üzerinden silindir gibi geçip ezeceğini, onunla dost olmaktan başka çıkar yol bulunmadığını seziyordu.
Ancak ve ancak alın teriyle ve bir köle gibi çalışarak zengin olabileceğiniz öyküsüne inanmayın. Bu doğru değildir ; en iyisi zahmetsiz yaşanan hayattır.
— Öğretmenim iyi akşamlar
— İyi akşamlar Resul. Sen ne yapıyorsun bu saatte burada? Arkada duvar dibinde duran boya sandığını gösterip
— Çalışıyam öğretmenim.