Hiçbir ülkede aydın kadronun ve hele bu gelişmeler içinde görev veya sorumluluk almış olanların, yaşanan bu kadar önemli yıllar hakkında bu kadar sessiz ve reaksiyonsuz kalışı düşünülemez.
Halkı küçümsemeyi iş edinmiş bazı aydınlar gibi, Türkiye’de her gece “birlikte oturan” milyonlarca kişinin bu kelimelerle aslında hiçbir şey yapmadıklarını ortaya koyduklarını asla düşünmez, tam tersi, birbirlerine sevgiyle, dostlukla, hatta tam ne olduklarını bilemedikleri, daha derin içgüdülerle bağlı insanlar arasında “birlikte oturmanın” bir ihtiyaç olduğunu geçirirdim aklımdan.
“Erasmus örneğinde olduğu gibi, belki de en kalıcı ve insanı gerçek anlamda insan kılan zaferler, yürekli ve aydın kafaların bencillikten uzak bir tutumla ve çoğu kez göze görünmeksizin saçtıkları düşünce tohumlarından filizlenmiş olanlardır.”
Muhakkak olan şu: Aydınlar, yaşadıkları çağa tahammül edemiyorlardı; ya maziye kaçıyorlardı, ya istikbale; Slavcılar, rüyalarındaki eski Rusya’ya, batıcılar hayali bir batıya. Mazi hasreti de ütopya, Avrupa sevgisi de.