Çehov’un tiyatro oyunu daha ilk sayfadan itibaren tek oturuşta okunabilecek bir akışla ilerliyor. Sahne açıldığında baharın eşiğinde, çiçek açmış vişne ağaçlarının arasında dolaşıyormuş gibi hissediliyor.
Dört perdeden oluşan oyununda, ailenin yıllar sonra eski evine döndüğü odalar, anılar ve bahçe birer birer yeniden hatırlanıyor. Sahneler ilerledikçe, ekonomik sıkıntılarla yüzleşen bir ailenin son kalan mülkü olan vişne bahçesini kaybetme ihtimali giderek ağırlaşıyor.
Çehov bunu tekdüze bir dram olarak anlatmıyor, karakterler bazen gülüyor, bazen umursamaz davranıyor, bazen de derin bir boşlukla yüzleşiyor. O evden ve bahçeden kopup gitme fikri, herkesin içinde farklı bir yankı buluyor.
Vişne Bahçesi hatıralarla vedalaşmanın burukluğu üzerine kuruluyor. Çehov, sade ama derin anlatımıyla insanın içindeki o ince sızıyı yakalıyor, okurken fark etmeden bu duygunun içine çekiyor. Hem hüzünlü hem yer yer sıcak anlarla ilerleyen bu oyunu Çehov’u sevdirecek kadar güçlü, okuyanı da mutlaka bir şekilde zenginleştiren bir eser olarak kalıyor.
Herkese keyifli okumalar.