b

Bercesteden

1 üye
Takip
Bercesteden gereksiz olanı eleyip özü bırakan ifadedir.
Ölüler Evinden Anılar
Puan vermedi·376 syf.·
2026 67. kitabı
İnsan her şeye alışan bir yaratıktır ve sanırım bu onun en iyi niteliğidir.” (s.11) Bu kitabıyla Fyodor Dostoyevski sadece bir hikaye anlatmıyor, bir dünyanın kapısını usulca aralıyor. Bu satırları yazarken aslında yalnızca bir kurgu inşa etmiyor, bizzat kendi yaşadıklarını dönüştürerek, ruhunun kıyılarından çekip çıkararak anlatıyor. Kendisi de siyasi bir suçlamayla Sibirya’da kürek cezasına çarptırılmış, yıllarını bir cezaevinin demir parmaklıkları ardında geçirmiş bir isim olan Dosto, kitabını bu deneyimin sert toprağında filizlendiriyor. Fakat Dostoyevski bunu doğrudan “ben yaşadım” diyerek değil, Goryançikov isimli bir karakterin gölgesine sığınarak, onun karalanmış defterleri üzerinden aktarıyor. Anlatı bir roman gibi akıyor ama içinde gerçek acıların nabzı atıyor, her köşe başında birebir yaşanmışlıkların soğuk nefesini hissettiriyor . Kitabın içinde alışageldiğimiz türden klasik bir olay örgüsü yok, daha ziyade bir hapishane evreninin ağır kapıları gıcırdayarak açılıyor. Yazar Goryançikov’un gözlerinden içeri adım attırıyor ve orada yaşayan, nefes alan insanların hayatı parça parça okurunun önüne seriyor . Hastane koğuşlarının kokusu, zincirlerin şıkırtısı, ağır hastaların iniltileri, küçük diyalogların içine sinmiş keder ve amansız cezaların gölgesini birbirine karıştırıyor. Her sayfası koğuş kalabalığının içindeki dipsiz yalnızlığı simgeliyor gibi yazıyor. Hikayeler derinleştikçe suçlu kavramının, içeride ne kadar karmaşık ve farklı yüzlere sahip olduğunu belirginleşiyor. “Ölüler evi; hiçbir yerde olmayan bambaşka bir hayat ve bambaşka insanlar.” (s.22) Bu kapalı dünyada her mahpusun apayrı bir geçmişi ruhunda saklı duran apayrı bir kırılma anı olduğu sayfalar ilerledikçe fark ediliyor. Atmosferin etkisiyle birlikte küçük görünen olaylar büyüyor, sıradan
Bercesteden
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 42. kitabı
“İnsanlara, bütün insanlığa bakıyordum ve görüyordum ki, insanlar yaşıyorlardı. Üstelik yaşamın anlamını bildiklerini iddia ediyorlardı…” (s.78) Tolstoy bu sözleriyle insanın en eski sorusuna odaklanıyor İnsan niçin yaşar? İnsanlar hayatın içinde koştururken çoğu zaman bu soruyu düşünmeden yaşıyor. O ise durup bu soruya eğiliyor. İnsanların yaşadığını görüyor ama onları ayakta tutan şeyin yalnızca akıl değil, inanç ve anlam arayışı olduğunu fark ediyor. Ona göre insan, hayatın anlamını bulduğu ölçüde yaşamaya devam ediyor. Bu düşünceler onu farklı inanç kaynaklarını okumaya yöneltiyor. 1908 yılında Hintli düşünür Abdullah El-Sühreverdi’nin hazırladığı Hz. Muhammed’in(sav) Hadisleri kitabını okuyor ve bu sözlerden etkilenerek içlerinden bazılarını seçip bir risale halinde derliyor. Bu küçük kitapçık daha sonra Rusya’da yayımlanıyor ve Tolstoy böylece okurlarını Hz. Muhammed’in(sav) sözleriyle tanıştırmak istiyor. Tolstoy derlediği hadislerle insanın nasıl yaşaması gerektiğini anlatıyor. Sevgi, merhamet, doğruluk, sabır ve adalet gibi kavramları sürekli karşımıza çıkarıyor . İnsan başkasına zarar vermemeyi, iyilik yapmayı ve nefsini dizginlemeyi öğreniyor. “Kendiniz için istediğinizi başkaları için de isteyin” gibi öğütler insanın hem kendisiyle hem toplumla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesini sağlıyor. "Kalbimizde Allah'ın nuru vardır, onun adı da vicdandır."s.23 Tolstoy bu sözleri seçerken özellikle insanın vicdanına seslenen tarafı öne çıkarıyor. İnsanın içinde bir ışık var ve bu ışığın adı vicdan. İnsan doğruyu da yanlışı da önce kalbinde hissediyor. Bu yüzden hadislerde sık sık tevazu, sabır, öfkeyi yutmak ve insanlara merhamet etmek gibi öğütler yer veriyor, kendi iç dünyasında da huzura götüren değerler olarak anlatıyor. Tolstoy’un kitabıyla
Bercesteden
Hz. MuhammedLev Tolstoy · Öteki Adam Yayınları · 20145,6bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·104 syf.·
2026 41. kitabı
Rus edebiyatının öncü isimlerinden olan Aleksandr Puşkin eserinde epik anlatının güçlü ve masalsı bir yapı ile birleştiriyor. Ruslan ve Ludmila altı şarkıdan oluşan yapısıyla klasik destan geleneğini çağrıştırıyor,. Aşkı kahramanlık ve mücadele temalarını şiirsel bir akışla işliyor. Puşkin epik yapıyla birlikte içine mizahı ve ironiyi yerleştirerek destansı ve canlı bir üslup kuruyor. Kitabın şiirselliği özellikle sonlara doğru olay akışının içinde yoğruluyor, bu da çevirirken eseri yalın bir hale sokuyor. Yirmibir yaşında bu eseri yazdığı düşünürse mizahi ve ironiyi destanla birleştirmeyi yine de başarıyor. Bir düğün gecesiyle başlayan anlatı beklenmedik bir şekilde gelişen olaylarla birlikte masalsı bir yolculuğa dönüşüyor. Genç bir şövalyenin sevdiğini bulmak için çıktığı bu yolculukta, büyücüler, rakipler ve doğaüstü engeller devreye giriyor. Olaylar gelişiyor. Aşkın insanı dönüştüren ve harekete geçiren en güçlü motivasyon olduğunu gösteriyor, masalsı yolculuğun ardından anlatılanlar bir hikayeden çok anlatıcı sesiyle okuruna aktarıyor. Yevgeni Onegin sevenler keyifle okuyacaktır, bu kitap yalnızca bir macera değil aynı zamanda şiirsel bir anlatı deneyimi olmalı, çeviride kullanılan bazı kelimelerin karşılığı güldürüyor. birinci şarkıdan sonra ritmini bulunca kısa sürede bitiyor. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
Ruslan ve LudmilaAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 2010458 okunma
Puan vermedi·144 syf.·
2026 39. kitabı
İnsan bazen durup etrafına bakıyor ve her şeyin neden bu kadar karmaşık olduğunu düşünüyor. Engin Geçtan ’da yaşadığımız çağın basit olmadığını, hatta gittikçe daha da çözülmesi zor bir hale geldiğini anlatıyor. İnsan ilişkilerinin yerini imgelerin aldığını, herkesin bir şeymiş gibi göründüğünü ama aslında ne olduğunu tam bilemediğini söylüyor. Okurken şunu fark ettiriyor, yaşamaya çalışırken aynı zamanda anlamaya çalışırken daha da kayboluyoruz. Kimbilir? insanın kendi içinde yaşadığı çatışmalara yaklaşıyor. Geçtan insanın tek parça olmadığını anlatıyor, sanki içimizde birden fazla ses konuşuyor gibi. Bazen mantığımız bir şey söylüyor, duygularımız başka bir yere çekiyor. İşte tam burada insanın iç savaşı başlıyor. Günlük hayatta yaşadığımız kararsızlıkların, ani tepkilerin, hatta bazı anlamsız davranışların bile aslında bu iç çatışmalardan geldiğini sezdiriyor. Bir yandan da psikiyatriye farklı bir gözle bakıyor. İnsanı kalıplara sokmanın ne kadar eksik kaldığını anlatıyor. Bir insanı tanımakla onun hakkında bilgi sahibi olmanın aynı şey olmadığını söylüyor. Bu çok sade ama çok çarpıcı geliyor. Çünkü çoğu zaman insanları birkaç bilgiyle tanımlıyoruz ve gerçekten anlamaya çalışmıyoruz. Geçtan burada seni yavaşlatıyor, dinlemeye, anlamaya ve acele etmemeye çağırıyor. Kitabın ana fikri yavaş yavaş netleşiyor: Hayat kesinliklerle ilerlemiyor, insan da çözülebilecek bir denklem değil. Her şey birbiriyle bağlantılı, her şey sürekli değişiyor. Bu yüzden insanı anlamaya çalışırken katı kurallar yerine daha esnek bir bakış gerekiyor. Geçtan bunu anlatırken ne akademik bir dil kuruyor ne de uzaklaşıyor; aksine okurla konuşuyormuş gibi ilerliyor. Sonunda şunu hissettiriyor, Bu kitap sana hazır cevaplar vermiyor, ama doğru soruları sorduruyor. Ve belki de en önemlisi bu oluyor.
Bercesteden
Kimbilir?Engin Geçtan · Metis Yayınları · 2018550 okunma
Burun
Puan vermedi·64 syf.·
2026 59. kitabı
Nikolay Gogol tuhaf bir olay üzerinden çok tanıdık bir dünyayı anlatıyor, bir sabah insanın kendi bedeninden kopan bir parçanın hikayesini konu ediniyorilk bakışta bir uzvun bağımsız bir kimlik kazanması, dışarıdan bakınca absürt duruyor ama hikayenin özünde toplumsal bir alegoriye dönüştürüyor . Burun hikayede yalnızca fiziksel bir organ olmaktan çıkıyor, insanın toplum içindeki statüsünü, görünürlüğünü ve kimliğini temsil ediyor. Kovalyev’in burununu kaybettiğinde yaşadığı panik, aslında bir uzvunu değil, toplum içindeki yerini kaybetme korkusunu gösteriyor. Burnun hikayesi ilerledikçe bu durum daha da keskin bir hicve dönüşüyor, sahibinden kopup daha yüksek bir rütbeyle dolaşmaya başlıyor. Gogol dönemin bürokratik yapısını ince ince eleştiriyor, insanların değerinin kim olduklarından çok hangi unvanı taşıdıklarıyla belirlendiğini gösteriyor. Kovalyev’in kendi burnunu bile rütbesi üzerinden tanımaya çalışması, sistemin ne kadar yapay ve gülünç bir düzene dayandığını ortaya koyuyor. Hikaye sadece bir tuhaflık çok doğrudan bir statü eleştirisine dönüşüyor. Gogol, Burun ile insanın kimliğinin ne kadar kırılgan olduğunu ve toplumun onu nasıl yüzeysel ölçütlerle tanımladığını anlatıyor. Gülünç olanla ciddi olanı iç içe geçiriyor ve okuru hem güldürüyor hem de rahatsız ediyor. Anlatılan şey bir burunun kaybolması değil, insanın kendisini neye göre var ettiğini sorgulayan güçlü bir hiciv oluyor. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
BurunNikolay Gogol · Can Yayınları · 20217,1bin okunma
Puan vermedi·400 syf.·
2026 44. kitabı
” Hayat böyle gelip geçerdi işte. Bulanık bir su gibi, ağır ağır ve hiç durmadan akar, yıllar birbirini kovalardı. Her geçen gün, aynı düşünce ve davranışların tekrarı, eski ve inatçı alışkanlıkların yinelenmesiydi sanki.”(s.21) İnsan bazen durup bakıyor yaşadığı hayata. Her şey akıp gidiyor gibi görünüyor ama içinde bir şey eksik kalıyor. Maksim Gorki romanıyla insanların alıştıkları hayatı sorgulamadan sürdürdüğünü konu ediniyor. İnsanın düşünmeye başlayınca artık eski hayatına sığamadığını anlatıyor. İşçi sınıfının ağır ve hayat gailesinin güç olduğu bir ortamda yaşamını sürdüren bir gencin bilinçlenme ve birlikte annesinin içsel uyanışı anlatıyor. Romanıyla bireysel farkındalığın zamanla toplumsal bir dönüşüme kapı araladığını gösteriyor. Pavel’in yaşadığı dönüşüm yavaş yavaş ilerliyor, düşünüyor ve fark etmeye başlıyor. Yaşadığı düzenin adil olmadığını görüyor. Bu fark ediş onu yalnızca değiştirmiyor, çevresine de dokunuyor. “Gerçeği bilmek istiyorum.” (S.30) Etkileyici kısım esere ismini de veren annesinin değişimi oluyor. Anne Pelageya başta korkuyor anlamıyor ve çekiniyor. Zaman içinde oğlunu dinledikçe kendi hayatını da sorgulamaya başlıyor. Yıllarca yaşadığı acıları fark ediyor. Bu fark ediş onun iç dünyasında sessiz ama derin bir dönüşüm yaratıyor. “Ne zevk tattın ki şu dünyada? Hayatında hoş bir şeyler oldu mu hiç?” (s.31) Romanda hayat gibi bilinçlenmeyle değişimi bir anda olmuyor, yavaş yavaş ilerliyor . İnsan öğrendikçe, gördükçe, düşündükçe başka birine dönüşüyor. Ve bu dönüşüm sadece kendisiyle kalmıyor, etrafına da yayılıyor. “Biz işçiler okuyup öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Hayatın bizler için neden bu kadar zor olduğunu bilmeli, anlamalıyız.” Gorki romanıyla yalnızca bir hikaye anlatmıyor derdini paylaşarak bir uyanışa odaklanıyor .
Bercesteden
AnaMaksim Gorki · Yordam Kitap · 201634,3bin okunma