Sanat eseri gerçekleşmeyebilir, maddi bir hâle bürünmeyebilir, bir temayül hâlinde kalabilir fakat hiçbir zaman bir seri üretime dönüştürülemez. En önemli şartlardan biri olarak, sanat eseri biricik vasfını muhafaza etmek zorundadır. Biricik nüshasının olmaması bile "eserin" varlığını şüpheli kılmaz, ancak eserin kopya nüshaları onun mevcudiyetini reddetmek anlamı taşır. Böylece bir paradoks ile karşı karşıya kalıyoruz: Sanat eseri, çoğaltılmak suretiyle yok edilir.
"Sanat eseri, tabiatın kopyası degildir; insan ruhunun en derin ve mahrem mıntıkalarında yaşanan, yakalanması pek güç, bizim için güç imkansız olan tasavvurlarla duyguları, sesler, renkler ve şekiller halinde canlandırarak kâinatımızda onlara vücut vermektedir."
Bir dünyanın hikayesi ki bu;
dünyada 200,000,000 dan fazla satarak tüm zamanların en çok satan kitabı olmuş.
Gerçekten de öyle… Eğer bakış açınızı biraz genişletirseniz, hikayenin sadece İki Şehrin Hikâyesi nin değil bütün dünyanın hikayesi olduğunu acıklı bir şekilde farkedersiniz.
Ben de bu yüzden hikayeden baya etkilendim…
Dünyanın herhangi bir yerinde toplumun bir kesiminin refah içinde ama zulmettiği, diğer bir kesiminin de yoksulluk içinde ve zulüm gördüğü hikayeler aslında bu İki Şehrin Hikâyesi ni yaşatmaya devam ediyor.
Herkese dokunan ama unutulan, geçiştirilen ama hissedilen, farkedilmesi günlük hayatın içinde güç ama hatırlanınca da kalbi hala ölmemiş insanların duygu ve düşüncelerini kendine çeken hatta cezbeden bu temel hikaye tüm insanlığın hikayesidir.
Evrenselliğe dokununca da işte zaten bu eser bir SANAT ESERİ ne dönüşüyor ki,
İnsanlık bir daha böyle olayları unutmasın…
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens1000Kitap
SANAT ESERi olarak gördüğümüz şeylerin çoğu aslında içimizin rahatlatılması arzumuzu tatmin eder. Beni rahatsız etme! Neyi kabul edebileceğimi bilirim.