"Fakat ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. Köylü, bütün iklimlerde yetişir. Köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. Köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir..."
Sürer eker biçer, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine
Toplandık başçiftçinin, Atatürk’ün sesine…
Biz ulusal varlığın, temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz…
“Bu bir şölen gibi.” Menocchio’nun köylü cenneti muhtemelen (Hıristiyan cennetinden çok) Mandeville’in canlı betimlemesinde okumuş olduğu Müslüman ahiretinden esinleniyordu: “cennet herkesin her mevsimde her türlü meyveyi bulabildiği, nehirlerin ebediyen süt, bal, şarap ve şerbet aktığı tatlı bir yer; herkesin sevaplarına göre, efendilere layık evler var, hepsi değerli taşlarla, altınla, gümüşle süslenmiş. Herkesin emrinde huriler var, istedikleri gibi kullanabiliyorlar, her seferinde göze daha güzel görünüyorlar…” Ne olursa olsun, engizisyoncular Menocchio’ya “Yeryüzünde cennete inanıyor musun?” diye sorduklarında, açıkça alaycı bir ifadeyle cevap verdi: “Yeryüzündeki cennetin malı mülkü olan beyefendilerin hiçbir iş yapmadan yaşadığı yer olduğuna inanıyorum.”
Hemşirelerim! Mahremce bu sözümü size söylüyorum: Maişet derdi için serseri, ahlâksız, Frenk-meşrep bir kocanın tahakkümü altına girmektense fıtratınızdaki iktisat ve kanaatle, köylü masum kadınların nafakalarını kendileri çıkarmak için çalışmaları nevinden kendinizi idareye çalışınız, satmaya çalışmayınız. Şayet size münasip olmayan bir erkek kısmet olsa siz kısmetinize razı olunuz ve kanaat ediniz. İnşâallah rızanız ve kanaatinizle o da ıslah olur. Yoksa şimdiki işittiğim gibi mahkemelere boşanmak için müracaat edeceksiniz. Bu da haysiyet-i İslâmiye ve şeref-i milliyemize yakışmaz!