Kara Kitap

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.400
Gösterim
Adı:
Kara Kitap
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704532
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Kara Kitap
Kara Kitap
Kara Kitap
Galip, çocukluk aşkı, arkadaşı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya’yı karlı bir kış günü İstanbul’da aramaya başlar. Çocukluğundan beri yazılarını hayranlıkla okuduğu yakın akrabası gazeteci Celâl’in köşe yazıları, bu arayışta ona işaretler yollayacak ve eşlik edecektir.
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

"Uykulardasın şimdi bensiz uykularda
Hala İstanbul’dasın ama deniz yok dalgalarda" YYK

Sayısızca kültür, padişah, caz festivali, mimari ve sanat akımı, beyaz yaka, Suriyeli, Suriyesiz, kitap teması, şarkı ilhamı, cami, kilise, Rönesans'a yakışır insani proporsiyon, sonradan yine kendisine tepki olarak getirdiği barok bir öfke, askeri darbe, manevi arbede, mahalle kavgası, kavgalardan çok daha ateşli çiftleşme, dert, mutluluk, işkence, orgazm, kasvet, ütopya görmüş ve hala içinde barındırdığı çoğu canlısına göre kendisinden başka şehirlerin tebdil-i kıyafetine bürünmeye çabalayan kolektif bir varoluş salatasından -yani Proust'un kayıp zamanın izinde kaybedip aradıklarını, Paulo Coelho'nun Simyacı'yı yazarken arakladığı Takkeci İbrahim Efendi'nin hikayesi gibi bir arayıştaki esrarın sonucunu insanın yine kendisinde bulacağını bize pitoresk bir imgeyle alıcıyı harekete geçirme işlevinde buldurmaya çalışan- bir hafıza bahçesinden bahsetmeye çalışıyorum size : İSTANBUL.

Hayatımın büyük bir kısmında İstanbul'un manevi basınç aurası altında gerek fiziksel gerekse de spiritüel mesafesinin çemberinde yaşadım. Türkiye'nin magması olan bu sıcaklığın verdiği, kendi merkezine çektiği bir İstanbulçekime, aynı Dünya'nın, çevresindeki Güneş, gezegen ve uydularının çekimine kayıtsız kalamadığı bir şekilde maruz kaldım. "O"ydu bizim hafıza bahçemizdeki en renkli ağacımız, "o"ydu Pessoa'nın dediği, düşünmenin yıkmak anlamına gelip de insanın düşünmeden önce parçaları -yani semtleri- algılayıp sonradan metropolitan bir tümevarımla şehrin bütününü düşünebileceğimiz bir bellek. Çünkü Pessoa'ya göre de, düşünce süreci, düşünülen şeyi parçalara bölmekle olurdu.

Yüzyüzeyken Konuşuruz, Sandal şarkısında, bu kitaptaki Galip'in tükenmek bilmeyen bir kısır döngüdeki zamanın süregelen kaybının izinde, İstanbul'daki dalgalara denizi yakıştırmanın telaşı içerisinde, uykularını, gerçeklik ile düş arasındaki Musil'in ruhun bulanık sendeleme denklemi gibi yalpalayarak renkli "Rüya"lar oteliyle taçlandırdığı bir İstanbul hayal etmişti. Aynı Orhan Pamuk'un gayesi gibi.

Şu anda bedenimin bulunduğu Batman, aklımın çarpık sokaklarının gezmeye çalıştığı, idam mahkumlarının son saniyelerinde çaresizce ve büyük bir arzuyla düşünmeye çabaladığı şehir algısını daha geniş bir algıyla beynimin önüne soyut çözünürlüklü bir görüntü olarak getirmeyi kendime askerlik idi edindiğim bir İstanbul ve çift haneli sayıyla sayabileceğim yıllardır ait olduğum ama bir türlü Maslow'un piramidinin en tepesindeki onu gerçekleştirme seviyesine erişemediğim bir İzmit düşüncesi ile Orhan Pamuk'un Galip, Celal ve Rüya üçgeni arasında spiritügeometrik bir bağıntı kurmak istedim.

Baş karakter Galip, doppelgänger etkisiyle bir Tourette sendromlusunun aniden çıldırmaya başlayıp, bağırıp çağırması gibi bir merakla keşfetmeye çalıştığı İstanbul'u, sevgilisini, amcasının kızını, kendisini -artık her ne derseniz- yine kendisinden fiziksel olarak çok uzakta bir Stockholm vatandaşının sendromu gibi kendisini rehine olarak aldığı İstanbul'da aşkı ve yine kendisini bulmak isteyen, Raskolnikov'un Napolyon, Hint Devrimi zamanında insanların Mao, Küba Devrimi zamanında insanların Castro olma idinde yanıp tutuşan gençlerinin akson ve dendrit uzaklıkları arasında mekik dokuttuğu esrarlı bir gerçeklik arayışında, imgelerini, Boğaz'ın sularının Anadolu ve Avrupa yakasındaki en güzel yalılara, en uç insan yapımı anılara, köprülerin eteklerinin altından geçen hidrojen ve oksijenlerin sadece hamdığı, piştiği, yandığı değil de, kelimelerin sevgi, nefret, hüzün, aşk, şaşkınlık, şehvet, öfke gibi duyguların sinestezik lunaparklarında İstanbul'un en esrarlı köşelerinde Kara Kitap'ın beklenen konserinde yerini alabilmek için bilet sırası kovaladığı, kimilerine göre bir Dünya klasiği niteliği taşıyan kimilerine göreyse Alaaddin'in Dükkanı'na gelip de Alaaddin'in elinde olmayan salt nesnel gerçekleri değiştirmesini bekleyen bir kalabalık ordusu önderliğinde kurgulamıştı. İşte böyle bir cümle gibiydi İstanbul.

Mimar Sinan, Yavuz Çetin, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Gaye Su Akyol, Münir Özkul, Vedat Türkali, Fatih Sultan Mehmet, Ete Kurttekin, Flört, Atatürk, YYK, Vedat Milör, Nusret, Peyk, Ara Güler, Sabahattin Ali, Birsen Tezer, Orhan Veli Kanık, Sezen Aksu gibi sanatkarlarımız bu şehirdeki yürüyüşlerini aynı Galip'in İstanbul sokaklarında yüzlerin, tarihin, kitapların, semtlerin esrarını çözmek ister gibi gerçekleştirmişlerdi.

Kadıköy Yeldeğirmeni mahallesinin her sokağından uzakta denizin göründüğünü bilmek, Kuledibi'nde dolaşırken dümdüz bir sokakla karşılaşamayacağını tahmin edip de pitoresk ve bir o kadar da grotesk fotoğraflar yakalamayı şehvet edinen bir turistin varlığını Galip'e yakıştırmak, Kartal'dan Silivri'ye metrobüsle gidilemeyeceğinin bilincinde 500T hayalleri kuran bir İstanbulluyla, ecnebilerin Old Town diyerek turistik rant edindiği bir evrensel gezgin terminolojisiyle tefsirini 400 küsür sayfaya sığdırmak Orhan Pamuk'un harcı olmuş ise, sirkülasyon koridorları Boğaz'ın suları, giriş kapıları stratejik ve jeopolitik önemin diktatörlüğünde sabitleştirilmiş coğrafya dersi kitaplarındaki hudut bakımından komşuları, oturma odası, salonu Beşiktaş, Kuzguncuk, Sarıyer, Üsküdar, Eminönü, Kadıköy, mutfağı Karaköy, Beyoğlu, bir türlü sevilemeyen ev sahipleri Bağcılar, Esenler, Başakşehir, figürü Ruslara sıcak denizlere inme mastürbasyonunu mumyalatan, temeli eşsiz bir tarih, duvarları Darwin'in hiç de kıskanmayacağı bir şekilde, zamanla tarih kavramından Medusa'nın gözlerinin içinde kendilerine sorulduğunda büyüyünce taş olmak isteyen bakışların kıskanacağı bir brütlükte rant betonuna evrilen, milyarlarca yıl geçtikten sonra belki de en şanssız ev sahiplerini üzerinde ağırlamak zorunda bırakılan bir edebi-tarihi-mimari hafriyat kamyonunu, beynimizin nizamiye kapılarından dışarıda bir yerde düşünmemiz pek tabii ki de olanaksız olurdu sayın Pamuk, sen de haklısın.

Neyse ki, Galip gibi Hey Douglas da doğmuştu. El mi yaman, Beyoğlu mu yaman demişti. Boşuna değildi Light in Babylon'un çığırmaları, camilerden gelen dinsel sesle, evlerden yükselen -insel kelimesinin önüne c ya da t harfi koymamın kararsızlığında insanın ağzından çıkan titreşimlerin karşılaştırılması. Boşuna değildi "Mimaride hiçbir detay boşuna değildir, çocuklar." diyen hocamı hatırladığım bir yaz gününde İstanbul'un sosyolojik mimari altyapısını bu tarihi zaman denen kavramı ezel mertebesine ulaşabilme isteğinde elinde oynatabilen bir detayla anlatma becerisine sahip olan ve İTÜ mimarlığı 3. sınıfta yarım bırakan Orhan Pamuk'un bunca çabası.

https://www.youtube.com/watch?v=FbfHjOHq1FE
Evet herkese merhaba ;

Sitedeki ilk Orhan Pamuk incelememi yazıyorum, umarım hakkını verebilirim. Orhan Pamuk'un kalemine olan sempatim, saygım yakın çevrem tarafından az çok biliniyor. Kevser (NigRa) ile sohbet ederken etkinlik fikri çıktı ortaya yapalım mı yapalım, gerek insanların ön yargılarını kırmak adına, gerek okuma listemizdeki Pamuk kitaplarını okumak, tekrarlamak istediklerimizi tekrarlamak adına böyle bir işe giriştik. Bknz; #35053256

Bildiğiniz üzere Orhan Pamuk ülkemizde Nobel edebiyat ödülünü alan ilk yazar. Elbette ülkemizde bu ödülü hak eden çok değerli edebiyatçılarımız var fakat bu ödülü aldığı için Orhan Pamuk'un eleştirilmesini saçma ve yersiz buluyorum. Ülkemizde en çok eleştirilen, kitabı çok satıldığı halde okuru az olan, çokça ön yargıya maruz kaldığı için bir çok okurun okumadan es geçtiği hatta düşmanlık ettiği bir kalem Pamuk. Evet Orhan Pamuk politik bir kişilik. Bu ülkede yaşayıp siyasete, politikaya bulaşmayan var mı ki? En politik ve benim de en sevdiğim kitabı Kar içinde en çok siyasi hiciv barındıran eseri. Fakat gözden kaçmaması gereken bir detay var Orhan Pamuk siyasetçi değil bir edebiyatçı ve bir edebiyatçı gördüğünü, duyduğunu, hissettiğini yazar edebiyat bu değil midir? Babamın Bavulu kitabında şöyle yazıyor sevgili Pamuk;

''İyi bir roman gücünü yapısından, ruhundan ve özünden alır, karakterlerin siyasi inanışlarından değil.'' sf (54)

Kara Kitap (1985-1989) yılları arasında yazılıp 1990 yılında basılıyor. Bir çok edebiyat otoritesi Kara Kitap'ın ülkemiz edebiyatında büyük bir çığır açtığı yönünde görüş bildirmiştir o dönemde. Üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen Kara Kitap okunmaya ve gizemini dağıtmaya devam ediyor. Kitabı yaklaşık iki, üç saat evvel bitirdim sarsıldığımı ve karmakarışık duygular içinde uzun bir süre duvara bakakaldığımı itiraf etmeliyim. Kitap Galip'in eşi Rüya ve Rüya'nın üvey ağabeyi Celal Salik'in ortadan kaybolması üzerine başlıyor. Celal Salik milliyet gazetesinde köşe yazarı, zaman zaman kaybolmayı seviyor. Galip bir polisiye romanın içinde iz sürerek, hem Rüya'yı hem Celal'i aramak için Celal'in gazetede yayımlanan köşe yazıları okumaya başlıyor. Celal'in köşe yazılarının içine sakladığı şifrelerden yola çıkarak ipuçları arıyor. Pamuk romanlarında sıkça karşımıza çıkan doğu mistisizmi, bu kez ''Hurûfilik'' ile karşımıza çıkıyor.

Hurûfilik terimsel anlamıyla; Hurûfilik ya da Hurûf’îyye (Arapça: حُرُوفِيَّة), adını Arapça hurûf (Türkçe “harfler”) kelimesinden alan, kutsal metinlerde harf ve kelimelerin sayısı, sırası ve diziliminin belirli şifreler barındırdığı iddiasıyla bunlardan ve kelime, cümle veya cümlecikleri oluşturan harflerin ebced değerlerinden metnin düz anlamı ile ilgili olmayan, telmih, ima, işaret gibi ikincil anlamlar çıkartan ve bu anlamlar üzerinden yeni anlayış ve kavrayışlara yol açan yaklaşımlara verilen addır.

İslam öncesi tarihte Yahudi kabbalizmi bu yöntemi kullanmıştır. İslam tarihinde hurufilik mezhep olarak İran, Azerbaycan ve Türkiye'de 14. ve 15. yüzyıllarda etkin olan bir inanç akımı ve tarikattır.
Kaynak Bkzn; http://www.wikizeroo.com/...dpa2kvSHVyw7tmaWxpaw

Galip, Rüya'yı ve Celal'i ararken Celal'in evinde çözülmeyi bekleyen bir sürü fotoğrafta, hangi harflerin hangi anlama geldiğini, hangi yüzde hangi anlamın bulunduğu aramaya başlıyor. Bu anlam aslında en başından beri Galip'in kendini arayışı, Celal'de kıskandığı özgüveni, özveriyi, ve yalnızlığı arıyor esasında Galip bilmeden. Ve Orhan Pamuk kitaplarının vazgeçilmezi İstanbul sokakları, kaldırımları. Yine sokak sokak hüznü, kuşkuyu, yılgınlığı, umutsuzluğu, gizemi, kederi, karı, soğuğu, isi, pası içinize çeke çeke arşınlıyorsunuz sokakları. Bir cellat hikayesi var ki sadece bu hikaye için bile bu kitaba on üzerinden on verilmelidir. Pamuk kitaplarını bazen matruşka bebeklerine benzetirim. Çünkü hikayeden, hikayeye bağlanır Pamuk, bu bağlamda çokça alt metin yazarı olduğunu düşündürür bana, okuru afallatır. Sizi Nişantaşı'nda bir apartman dairesinden alıp padişahın sarayında bir odaya bırakabilir. Bu tarzda iç içe geçmiş bir sürü hikaye yer alıyor kitapta.

Yeni Hayat'tan sonra okuduğum en gizemli ikinci Pamuk kitabı, hala farkedemediğim bir çok noktası olduğunu düşünüyorum. Hatta Kara Kitap'ın Sırları şöylede bir kitap basılmış 2013 yılında henüz okumadım ama kitabı daha anlamak adına faydalı olacağını düşünmekteyim. Çünkü kolay bir romanla karşılaşacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Velev ki okuyucuyu, gizemlerle dolu, soyut, mistik, kederli, retorik iç monologların olduğu bir kitap bekliyor. Başlangıç kitabı olarak yorucu olabilir, fakat okuyanı pişman etmez.

Etkinliğe katılım sağlayan arkadaşlara teşekkür eder ve okumayı düşünen arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.050 Oy)19.981 beğeni45.748 okunma3.628 alıntı193.461 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.966 Oy)9.237 beğeni30.325 okunma918 alıntı147.063 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.766 Oy)8.234 beğeni22.389 okunma4.704 alıntı137.533 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.282 Oy)9.275 beğeni27.685 okunma2.949 alıntı122.123 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.177 Oy)14.000 beğeni36.292 okunma3.812 alıntı154.262 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.814 Oy)8.423 beğeni24.097 okunma964 alıntı96.254 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.778 Oy)9.740 beğeni27.346 okunma2.013 alıntı126.581 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.319 Oy)6.682 beğeni17.781 okunma3.017 alıntı90.678 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.641 Oy)4.125 beğeni13.732 okunma1.551 alıntı56.668 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.259 Oy)5.703 beğeni18.341 okunma1.162 alıntı64.156 gösterim
Kitap okumayan insanların Orhan Pamuk’a yaptığı karalama kampanyasına kitap okuyan bir kişi olarak kanmam ve Orhan Pamuk’a senelerce önyargımın oluşmasından ötürü kendime ne kadar kızdığımı anlatamam. Pamuk’un kalemine tek kelime ile bayıldım desem abartmış olmam. Galip’i İstanbul sokaklarında yürütmesi, İstanbul’u anlatırken Galip’in düşüncelerini bizlere birebir yaşatabilmesi, kurduğu o uzun uzun cümlelere rağmen insanı sıkmamasını çok beğendim gerçekten. Uzun cümleler sıkmıyor ama zorlamıyor da değil. Uzun cümlelerin bazılarını da anlayabilmek için daha doğrusu gerçek manada kavrayabilmek için birden fazla da okuduğumu söylemek isterim. Aslında bu güzel kitabı birden fazla okumam gerek ya.

Tahsin Yücel’in “Kara Kitap Üzerine” isimli yazısında dediği gibi kitap içinde fazlası ile topal cümleler olduğu da bir gerçek evet hatta bu dediğim cümlelerin okurken o cümlenin haddinden fazla uzun olması maalesef bazı cümleleri havada bıraktığı da doğru. Özneye sanki birden fazla yüklenen yüklemlerin cümle içinde ağır geliyor ve özne de bu yüklemleri kaldıramıyor gibiydi; ama ben şahsen ne Tahsin Yücel’in dediği gibi Orhan Pamuk’un Türkçe’sinin yetersiz olduğunu düşünüyorum ne de İlber Ortaylı’nın dediği gibi Türkçe’sinin zengin olmayıp fakir olduğunu da düşünmüyorum. Bana göre kesinlikle Orhan Pamuk’un kaleminin, tarzının bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Tahsin Yücel’in yazısının tamamına linkten ulaşabilirsiniz. http://www.dipnotkitap.net/...tap_Tahsin_Yucel.htm Hatta Nüket Esen’in Kara Kitap Üzerine Yazılar kitabını okuyarak Kara Kitap üzerine fazlası ile de eleştiri yazılarını okuyabilirsiniz.

Romanın konusuna gelecek olursak genel olarak söyleyemem o kadar sayıda kitap okumadım ama benim okuduğum kitaplara göre bana en farklı gelen kitap Kara Kitap diyebilirim; hatta sadece bana göre olmadığı da çok açık ki kitabın bu kadar seveni var iken bu kadar da sevmeyeni mevcut. Galip’in Rüya’yı araması, arar iken de ilgisiz taraflara yönelmesi ama ilgisiz tarafları ilgili şekilde okuyabilmek çok güzeldi. Roman içinde geçen Alaaddin’in Dükkan’ı çok güzel, çok başarılı, fazlası ile haklı olarak da ilgi çekici anlatılmış ve şimdi bu zamanda olduğunu bilsem bu dükkanın kesinlikle ziyaretine giderdim.
Kitabı okurken şöyle bir not almıştım; Eğer başladığım bir kitabı asla yarıda bırakmama gibi bir huyum olmasa idi, çoktan bırakacağım bir kitaptı bu. Çok sıkıldım. Benim Adım Kırmızı, Kafamda Bir Tuhaflık ya da Masumiyet Müzesi'ndeki akıcılık hiç yok. Sf. 188'deyim; umarım toparlar.

Toparladı mı peki? Evet ancak yine de emin değilim. Kara Kitap 1990’ların başında yayımlandı. Ben epey bir geç okudum. Sadece Kara Kitap’ı değil Orhan Pamuk’u da bir hayli gecikmeli okuduğumu daha önce yazmıştım. Önyargılarımı kırıp, okuduktan sonra ise genel itibarıyla çok beğenip, saygı duyduğumu da… Masumiyet Müzesi, Benim Adım Kırmızı, Kafamda Bir Tuhaflık çok iyi romanlardı. Yirmi yıl önce okuyup da beğenmediğim Beyaz Kale’yi sonradan beğenmiştim mesela. Bunları neden yazıyorum, çünkü Pamuk’un iyi bir okuru olduğumu belirtmeliyim.

Kara Kitap’tan sonra hiç ara vermeden YKY’den çıkan Kara Kitap’ın Sırları’nı da okudum. Eksik kalan yerleri tamamlasın, romanı seveyim, benden yana bir kusur varsa gerekirse af dileyeyim istedim. Ancak Kara Kitap’ın Sırları’nı Hadzibegovic’in değil, Orhan Pamuk’un yazdığını düşündüm. Bence bir romancı, aslında şunu yapmıştım, şurada şunu anlatmak istedim gibi şeylere giriyorsa tam da benim takıldığım yerde yanlış yapmış demektir; tam anlatamamış. Hatta Pamuk’un yazım süreci dört-beş yılı bulan Kara Kitap’ta elbette çok şey anlattığını ama aslında neler anlatmak istediğini bile bilememiş olduğunu düşündüm.

Neyse ki, Kara Kitap sadece beni dertlendirmemiş. Kitap yayımlandığı andan itibaren ciddi polemiklere kapı açmış. Tahsin Yücel gibiler eseri yerin dibine sokmuşlar mesela; başka bir kısım ise göklere çıkarmış. Bence ikisi de değil.

Edebi değerini falan tartışmıyorum, haddime değil. Hatta belki de gerçekten ‘o zamana kadar ve ondan sonra yazılanlar roman değildir!’ bilemiyorum. Ancak ben bir okurum ve bir okur olarak romanı okurken çok sıkıldım. Pamuk, kendisi bile yazarken hiç bitmeyeceği hissine kapıldığını söylerken benim yalın bir okur olarak ‘bu gidişin sonu yok’ diye düşünmem normal sayılmalı.

Bitti mi? Bitti ama benim azmim ve inadımla bitti. Peki, geriye ne kaldı? Evet, olay örgüsü kafamda oturdu, bende bir iz bıraktı ama sıkıldım. Yani Pamuk, çok başarılı bir sıkıcı roman yazmış. O upuzun, bitmek bilmez cümleleriyle edebiyatın dibine vurmuş olabilir lakin okuru da bazen canından bezdirmiş mesela! Yerli oryantalist yakıştırmasına uygun davranmış bazen. Bir de şunu düşündüm; ben Türk bir okur olarak romanı devam ettirdim ama bu kadar kalın bir roman yabancı ülkelerde bu kadar çok nasıl okunuyor? Helal olsun valla; yazana da okuyana da…

Bu arada kitaptaki Mehmet Yılmaz, isim seçimi çok hoşuma gitti; neden acaba? :)
Evet Orhan Pamuk ile tanıştım, ama bu nasıl bir tanışmak. “ Kara Kitap “ evet gerçekten büyük mutlulukla okudum; çünkü bu kadar güzel kitaplar arada nadide çıkıyor. Gerçekten okuyup beğendiklerim arasında ilk 10’a girecek romanlardan. Neden sevilmez Orhan Pamuk bilmem. Kişiliği beni pek ilgilendirmiyor. Edebiyatının, dilinin ve kurgusunun güzelliği çok nadide. Belki geç bile kaldım yazarla tanışmak için ama git gide kendimi hızlandırıyorum okumada.

Nasıl bir yazar Orhan Pamuk ? Cümleler gayet uzun. Bazı yerlerde bir paragraflık cümleler gördüm. Hayretler içinde kaldım. Noktalama o kadar güzel kullanılmış ki. Eğer bu noktalamalara uymazsanız inanın paragrafı anlamıyorsunuz. Hatta ben bir çok kez başa dönüp dönüp durdum. Çünkü anlam düşüklüğü oluyor. Ha bu arada mutlaka sessiz ve sakin kafayla okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten çok önemli derecede güzel ve zor bir kitap. Kelime düşüklüğü mü yoksa özne eksikliğimi bilemem ama bazı yerler gerçekten kopuktu. Tekrar tekrar okuyarak anlayabildim. Romanın kurgusu ve konuları ise zaten harika ötesi. Gerçekten güzel bağlantılarla romanı tamamlattı yazar. Betimlemeler , tarih bilgisi ve karakter analizleri çok güzeldi. Çok katmanlı, farklı olaylar ve konularla bezeli bir modern romanların kırılma kitabı, yazarı.

Kitabın konusuna gelince o kadar çok konu var ki… Yani çok şeyler yazmak geliyor içimden ama not aldıklarımı sizlerle kısa kısa paylaşmak istiyorum. Öncelikle Milliyet gazetesinde köşe yazarı olan Galip’in Celal’i ve Rüya’yı ararken kendini bulması yada bulmak istemesi. Hatta ve hatta ana tema “ İnsan nasıl kendi olur ? “ “ İnsan nasıl başkası olur ? “ bu sorulara cevap olarak bir çok konuyla işlenmiş bir roman. İçerisinde ülkenin 90’larda siyasi durumu ele alınmış. 80’ler ve 90’ların moda konuları işleniyor. Mankenliğe ayrı bir cümle açmalıyım. Reyonlardaki mankenlerin canlandırılması onları metafor olarak kullanması çok iyiydi. Ülkenin çağdaşlaşması ve belli tabularının yıkılması konularını işlemiş. İslamiyet, islam alimleri, dergahlar, cemaatlar hakkındaki bilgisi de çok şaşırtıcı. Nakşibendi’den tutun Galata Mevlevihane’sine kadar ne isimler geçmiyor arada. Polisiye ve gerilim romanlarına da baya atıfta bulunuyor romanın başından sonuna kadar. Türkan Şoray ve Müjde Ar’ın olduğu bölüm, genelev ve Vesikalı Yarim filminin canlandırılması çok hoştu. Kahkahalarla güldüm. Bir bölüm ise Marcel Proust ve Kayıp Zamanın İzinde kitabına atıfta bulunmuş. Tez zamanda bu seriyi okumalıyım. Mevlana ve Şemş hikayesi de unutmadığım bölümler arasında. Tarikat yolcusunun gerçeğe kavuşması nedir ? Nasıl olur? Doğruyu ve yanlışı okurun yüzüne vuruyor bu konuda yazar. Okumalısınız yine… Abdi Paşa ve Cellat’ın hikayesi.

Bu konuya ayrı paragraf açıyorum çünkü çok etkilendiğim bir bölüm de burası. Hurufilik…. Harfler ve yüzler. Nesnelere isim vermek, canlandırmak ve hayal gücünü geliştirmek. İnsanın yüzünden yaşadığını anlamak. Yüzündeki duyguyu dile getirmek. Çok güzel bir bölümdü. Halden anlamak nedir? Çok güzel anlatılıyor.

Yine farklı bir paragraf açmam gereken yer. Osmanlı Devleti’nin yönetim şekli. Daha doğrusu şehzade eğitim şekli. Çok güzel anlatmış yazar psikolojik durumu.

Esrarengiz kaçmalar, hayaller alemi, Fatih Sultan Mehmet, Mevlevilik, İstanbul, Kadıköy, Karaköy, Beyoğlu ve Nişantaşı,gizli tarih ve daha nicesiyle harika bir eser.

Kesinlikle kişilik oluşumunu etkileyecek bir eser bence. İnsanın kendisi olabilmesi için mutlaka okunmalı ve üzerinde durulmalı. Çok beğendim ve 10 puanı kesinlikle hak eden bir eser. Mutlaka tavsiye ediyorum.
''Ancak, anlatacak hiçbir şeyi kalmadığında insan kendisi olmaya iyice yaklaşmış demektir,'' derdi Şehzade. ''Ancak, insan anlattığı şeylerin tükendiğine, bütün hatıraların, kitapların, hikâyelerin ve hafızanın sustuğuna ilişkin o derin sessizliği içinde duyduktan sonradır ki, kendi ruhunun derinliklerinden, kendi benliğinin sonsuz ve karanlık labirentlerinden kendisini kendisi yapacak kendi gerçek sesinin yükselişine tanık olabilir.''
Kitabı nihayet bitirebildim.bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında belkide benim için en zor olanıydı.çok ilginç,çok garip ve çok ta müthiş bir kitap.türü roman olmasına roman ama tam olarak dram değil,polisiye değil,gerilim değil,aşk romanı değil,belgesel değil,tarihi bir roman hiç değil,felsefi bir kitap değil,mistik değil,yani nasıl bir kitap olduğuna ben karar veremedim.belki de hepsinin birleşmesinden oluşmuş adı gibi bir kara kitap. o kadar sıkıcı ve uzun bölümler var ki,insan, kaç defa okumayı bırakmayı düşünüyor; ama tam o anda yazar, bilerek veya bilmeyerek,ustalıkla veya tesadüfen okuyucunun sabrının sonuna gelmiş olduğunu hissedercesine hemen çok ilginç bir olay anlatmaya başlıyor ve elinizdeki kitaba sıkı sıkı yapışıyorsunuz.
Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitabı.diğerlerini bilmiyorum onun için pek bir şey söyleyemeyeceğim.topu topu yazsan bir kaç sayfayı geçmeyecek bir olayı 400 küsür büyük sayfa olarak bir kitap haline getirmek Orhan Pamuk gibi bir yazarın mesleğinde ne kadar ehil olduğunu bize gösteriyor. Bizim söylediğimiz tabirle söylersek, ''Eee elin adamı bir insana boşuna ödül vermiyor kardeşim,bu iş bu kadar kolay değil''.
Bu kadar okuması zor olan bir kitabı okumaktan dolayı pişman mıyım? kesinlikle hayır. harcadığım zamana yazık mı ettim?kesinlikle hayır. peki neden diye sorarsanız. kitabı bitirdiğimde,daha önce bilmediğim o kadar çok bilgi sahibi oldum ki,bütün yorgunluğumu unuttum.
Kitapla ilgili olarak yurt dışında yayınlandığı sıralarda yapılan eleştirilerden birini Orhan Pamuk'un anlatımıyla burada yazmak istiyorum.''Bunlardan birinde sivri dilli bir İngiliz eleştirmen böyle sıkıcı bir kitabı yalnızca Fransızların sevip okuyabileceğini ve İsveçlilerin de ünlü ödüllerini vereceklerini yazmıştı,alaycılıkla. Bu kehanet de on iki yıl sonra kitabın ruhuna uygun bir şekilde doğru çıktı''.
Bilindiği gibi kara kitap'ın, 2006 yılı nobel edebiyat ödülünün , Orhan Pamuk'a verilmesinde payı büyüktür.ben böylesine farklı bir kitabın biraz da sabırla ama yine de mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum.
Ayrıca da yazarın daha kolay okunabilecek şekilde yazılmış kitapları varsa,okuyan arkadaşlar bildirirse çok sevinirim. her kese keyifli okumalar diliyorum.
Orhan Pamuk'un "Kara Kitap"ını yarım bırakmış bulunmaktayım. Daha önce "Benim Adım Kırmızı, Sessiz Ev, Masumiyet Müzesi, Beyaz Kale" gibi kitaplarını okumuşluğum var. Yani önyargıyla yaklaşan biri değilimdir. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki modernist sanatçıların bu kitaba yönelttikleri eleştirilerin çok ciddi haklılık payı var (Okuma gerekçem bir arkadaşımın "Bu kitabı okumayan roman okudum demesin" gibi boyundan büyük bir cümle kurmasıydı). Bu kadar laf salatasına bulanmış bir kitap bana cidden bıkkınlık verdi. Modernist tutumdan hiç hoşlanmamama rağmen ne yazık ki bu kitap konusunda onların söylediklerine pek çok anlamda katılıyorum. Bence gerçekten çok başarısız. Şu kadarcık duygu kırıntısı olmayan, tamamen rasyonel bir akılla örülmüş, üsluben beceriksizce yazılmış, kurguyla kusurlar kapatılmaya çalışılmış bir kitap. 300. sayfaya kadar kendimi zorlayarak ilerledim ve gerçekten Galip'in kendini arayışa çıktığı yolculuğu, geçtiği İstanbul sokakları zerre kadar beni ilgilendirmiyor. İlgimi çekme derecesi ise sıfır!

Eğer mevzu "kendini arayış" ise bunu katbekat iyi yapan Hermann Hesse gibi yazarlar varken bu kitap için kendinizi zorlamayın derim. Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı eserinden çok etkilendiğimi, Masumiyet Müzesi'ni çok beğendiğimi hatırlıyorum. Yani bu eleştiriyi yazarken kesinlikle onu karalamak, duruşunu eleştirmek gibi bir amacım yok. Ama Orhan Pamuk'un yazdıklarında genel olarak beni rahatsız eden bir şey var ve bu kitaptan sonra bu duygu had safhaya ulaştı.
Orhan Pamuk bir deha. Ona hayranligim gunden gune artiyor. Cumle tasvirleriyle masalsi anlatimi ile harika bir roman daha kaydetmiş tarihe. Onda en sevdigim yan her seyi gözümün önüne sermesi. Kara Kitaptaki karakterler ruhumuza guzellik ve arayış katti. Teşekkürler Pamuk.
Çoğu dünya klasiğini okumuş birisi olarak, diyebilirim ki dünyanın en iyi romanlarından birisi. Kurgusu, derinliği, oluşturduğu hayal-gerçek arası atmosferi, sıradan hayata kattığı gizemi, şeyg galib ve hüsn ü aşk a modern göndermeleri ile bir bütün olarak klasik olmayı fazlasıyla hak ediyor. İki defa Türkçe okumuştum, şimdi İngilizcesini de okudum, o da gayet başarılı tercüme edilmiş. Masalsı tadı kaybetmeden aktarılmış. Çok nadir de olsa lirik bir anlatımı olsa da genellikle soğukkanlı ve mantıkla işleyn bir anlatım tarzı benimsemiş Pamuk bu romanda. İstanbul'u ve ayrıntı hayatları gizeme bulayarak, karlı kış atmosferinde sunmuş. Derinliğine inilmese de aşk, fonda hep var. Arayışın ve ip uçlarını takip etmenin hazzını bulmak mümkün. Alıntı yapmayı seven okurlar için de uzun ve akıllı cümleleriyle bir cennet. Okuyun derim.
orhan pamuk'un bu kitabı için 2. kısım 17.bölümde özetini verir.

bak kim geldi hikayesiyle beni çok etkiledi.
"şehzadenin hikayesi" hikayesiyle de.

orhan pamuk, intihal yaptı diyenler rica ediyorum şu kitabı okusun. adam tahirül mevlevi'den alıntı yaparak bir (bkz: epigraf ) sunarak "zaten çocuklar da söze taklitle başlamaz mı?" diyor.

şeyh galib'in hüsnü aşk'ına çok benzeyen bir örgüsü var.

ha kafası benim gibi karışanlar için açık seçik söylemekte fayda var.
bir cinayet romanı. fakat olay çok başka şekilde işleniyor. bir makale okudum hissine sahip oluyorsunuz.
"…ve birlikte çıktığımız bir yolculukta, tıkış tıkış belediye otobüsünün tutunma demirlerine sarılan obur eller arasında yan yana duran ellerimizin birbirine ne kadar az benzediğini kederle gördüğümde, seni kendi gövdemi tanır gibi, beni terk eden ruhumu arar gibi, bir başka kişi olduğumu, acı ve sevinçle anlar gibi severdim, severdim seni; nereye gittiğini bilmediğimiz bir trene bakarken yüzünde beliren esrarlı ifadeyi ve bu kederli bakışın tıpatıp aynısını, bir akşamüstü sürülerle kargaların çığlıklar atarak çılgın gibi uçuştuğu bir saatte, elektrikler birden kesildiğinde evimizin karanlığı ile dışarısının aydınlığı yavaş yavaş yer değiştirirken gene esrarlı ve hüzünlü yüzünde ben gördüğümde kapıldığım o çaresizlik, acı ve kıskançlıkla severdim seni."
"Herkes artık kendisi gibi olsun ve kimsenin de hikâye anlatmasına gerek kalmasın!"
Orhan Pamuk
İletişim Yayınları
“İnsan terk ederken bir sebep gösterir. Bunu söyler. Karşısındakine cevap verme hakkı tanır. Öyle durup dururken gidilmez. Yok çocukluk bu.”
Marcel Proust

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kara Kitap
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704532
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Kara Kitap
Kara Kitap
Kara Kitap
Galip, çocukluk aşkı, arkadaşı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya’yı karlı bir kış günü İstanbul’da aramaya başlar. Çocukluğundan beri yazılarını hayranlıkla okuduğu yakın akrabası gazeteci Celâl’in köşe yazıları, bu arayışta ona işaretler yollayacak ve eşlik edecektir.

Kitabı okuyanlar 1.129 okur

  • Çağlar Çavdar
  • Samet Cesur
  • Alper Çorak
  • Aysun Yıldırım
  • Tezzcan
  • Ayşe*

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (2)
9
%0.3 (1)
8
%0
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları