İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi.
Çok uzaklardan geliyordum ve birbirimizin dilini konuşmuyorduk.
Doğrusu, o sıralar pek önemsemiyordum bunu.
Ortak dilin, ortak sözcükler demek olmadığını biliyordum.
"Utanç diye bir şey var yeryüzünde. Bu dağ başında bile, utanç diye.."
"Kuşkusuz var, Hoca,dedi Halit. Yalnız bu dağ başında değil bu dağ başındaki inde yaşayan ayıda bile vardır utanç.Ama kentte ya da köyde kimi insanoğlunda hiç mi hiç yoktur."
Dünyanın sonu daima tekrar tekrar gelir ama tek bir yerde, başka yerde değil,dünyanın sonu her zaman sınırlı bir olay olmuştur, ülkenize gelir, şehrinizi ziyaret eder, evinizin kapısını çalar, başkalarınaysa yalnızca uzak bir ikaz olur, bültenlerdeki kısa bir haber,olanların halkta ağızdan ağza yayılan bir yankısı..