• Küçük bir mucize istiyorum senin yanımda olduğun ve benim sadece sana ait olduğum bir mucize . İkimiz için yazılmış ama ikimizinde okumadığı bir kitap bize birbirimizi anlatan ama dinlemeye korktuğumuz bir şarkı ve hiç bakmadığımiz ama içinde sadece ikimizin olduğu bir fotoğraf olsun .
    ""Ahmet Batman""
  • 112 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Benim için ne kadar okursam okuyayım hep farklı bir tarafından bakabileceğim bir kitaptı kendisi. Geçen gün elime geldi ve dedim ki okuyayım ya nolcak?
    Ve elime aldığımda yine insanı o büyülü dünyasına götüren küçük prens, kaçışın tanımı gibi. Tüm o aklınızdaki sorunlardan, yapılacak işler listesinin uzayan sayfalarından veya gelecek kaygılarından....
    Okurken düşündürüyor evet, ancak bence umutlu bir düşünce bu. Karamsarlığınızı, karanlık bulutlarınızı bir hediye paketine sarıp uzaya gönderiyor ve kendinizle konuşmaya başlıyorsunuz okurken. Ben hangisiyim acaba? Ya da hangisi değilim? Kim olmak istiyorum? Hayır, umarım -umarım- gelecekte böyle olmam. Bu kitabı unutmak istemiyorum....
    Ve okurken bazen anlamsız geliyor. Yani bir gül ya da bir tilki nasıl konuşabilir ki? Ancak bence anlamsız olan onların konuşması değil.. bazen hayat anlamsızca değişiyor. Bir anda kötü bir olay çıkıp tüm işlerinizi mahvedebilir ya da mucize diyebileceğiniz bir şey gerçekleşir ve dünyanın en mutlu insanı olursunuz. Anlamsız , değil mi?
    Bu anlamsızlığın dengesi güç ancak hisleriniz ve benliğiniz sizin elinizde hala. Küçük prensin de öyleydi. Farklı gezegenlere, farklı yıldızlara farklı dünyalara gitse de o hala sonuna kadar kendi kaldı ve sonunda çok sevdiği gülü için evinin yolunu tuttu. Tonlarca gülü gördükten sonra bile onun gülü onun için en özel, en anlamlı gül olarak durdu. Çünkü farklı yerlerde bile olsa ona olan hisleri değişmedi...
    Bu kitap tonlarca farklı şekilde yorumlanabilir ancak ben Küçük Prens'in sonuna kadar hislerini değiştirmemesini gerçek sevgi olarak yorumlamıştım.
  • HAYATI ERTELEME ...
    Kırmızı elbisesi gardrobunda asılıydı, Annem ölürken,
    O tüm yaşamı boyunca giydiği,
    Dizi dizi koyu renkli, eski elbiselerin yanında,Adeta sırıtıyordu.
    Beni çağırmışlardı, Ve annemi gördüğüm anda
    Çok fazla ömrünün kalmadığını anlamıştım.
    Kırmızı elbiseyi görünce ,ona ;
    "Anneciğim, ne kadar güzel bir elbise bu böyle!" dedim.
    "Hiç üzerinde görmemiştim"
    "Hiç giymedim ki " dedi usulca.
    "Otur yanıma Millie, Eğer ölmeden önce başarabilirsem
    Sana bir ders vermek istiyorum."
    Yatağın kenarına ilişiverdim.
    Annem derin bir soluk aldı,
    Hiç tahmin edemeyeceğim kadar derin bir soluk.
    "Çok fazla vaktim kalmadı ama, artık bazı şeyleri görebiliyorum,
    Size hep iyi şeyler öğrettiğime inanırken,çok yanlış şeyler
    öğrettiğimi fark ettim."
    "O nasıl söz öyle anneciğim ?"
    "Öyle,her zaman , iyi bir kadının asla önce kendisini düşünmemesi gerektiğine inandım, Hep başkalarını düşünmeliydim kendimden önce. Onun, bunun, her zaman herkesin isteklerini yerine getirmeliydim, Benim isteklerim ise, başkalarının isteklerinin altında
    ezilip kaldı hep. Belki günün birinde benim isteklerim de gerçekleşirdi. Ama o gün hiç gelmedi. Tüm yaşamım böyle geçti, fedakarlıklarla. Baban için, erkek kardeşlerin ve kız kardeşlerin için, senin için yaptığım fedakarlıklarla."
    "Evet , anneciğim, bir annenin yapabileceği her şeyi yaptın.
    "Ah, Millie ah, ne senin için, ne de onlar için yaptıklarımın bir yararı olmadı. Anlamıyor musun? Sizlere hataların en kötüsünü yaptım.
    Kendim için hiçbir zaman hiçbir şey istemedim.!"
    "Baban şimdi yan odada,öfkeyle duvarlara bakıyor.
    Doktor ona öleceğimi söyleyince,
    Yanıma geldi ve ölmeden önce öldürdü beni.
    "Ölemezsin, beni işitiyor musun?
    Bana ne olacak sen ölünce?."....
    Evet, çok zor olacak , biliyorum.
    Mutfakta tavanın bile nerede olduğunu bilmez , biliyorsun."
    "Ve sizler, çocuklarım, her zaman, hepinize koştum.
    Haftanın yedi günü... Evde ilk uyanan, son yatan hep ben oldum.
    Yanık ekmekleri ve en küçük çöreği hep ben yedim."
    Bir kadının verici olmaktan öte bir görevinin olmadığını,
    Hatta bir kadının verici olmazsa, var olmadığını öğrendiler.
    Biriktirdiğim her kuruşu, giysilerinize, kitaplarınıza harcadım,
    Çoğu zaman gereksiz bile olsa. Yaşamımda bir kez bile , alışverişe çıkıp, kendime güzel bir şey satın almadım. Sadece geçen yıl, gördüğün o kırmızı elbiseyi aldım. Sakladığım bir yirmi dolarım vardı. Tam çamaşır makinesini tamir ettiririm o parayla derken,
    Eve o koskoca paketle döndüm o gün. Baban çok üzdü, yıktı o gün beni.
    "Böyle bir elbiseyi nereye giyeceksin ki?
    Operaya mı gideceksin yoksa?
    Sanırım haklıydı. O elbiseyi hiç giymedim,
    Mağazada denemek için giymekten başka.
    "Ah Millie, eğer bu dünyada kendini düşünmezsen,
    Öbür dünyada mutlu olunur sanırdım.
    Ama artık inanmıyorum buna. Bence Tanrı, isteklerimizi bu dünyada
    Ve şimdi gerçekleştirmemizi istiyor bizden.
    "Millie, şimdi bir mucize olsa
    Ve bu yataktan kalkabilsem,annen çok farklı bir insan olurdu.
    Ama ben sıramı böyle savdım.
    Belki zor olurdu öğrenmem,
    Ama öğrenirdim Millie, ÖĞRENİRDİM!
    Annemin bana son sözleri şunlar oldu;
    "Millie, benim yolumdan gitme,söz ver bana."
    Anneme söz verdim. Annem ise sırasını savdı.. Ve son nefesini verdi.
    Buna benzer pek çok şey okumuşuzdur. Hemen hepsi de yaşamı ertelemememiz gerektiğini ve her günü yaşamın son günü gibi yaşarsak, yaşama anlam katacağımızdan söz eder. Ben bunu okurken çok sevdiğim bir dostumu hatırladım. Yirmi yıllık evliliğini ihanet nedeni ile bitirme noktasındayken yanındaydım ve ağlıyordu. "Biliyor musun?" dedi, "Ben niye ağlıyorum?"
    "Yirmi yıldır hemen her gün pilav yaptım, evdekiler seviyor diye.Kimi gün şehriyeli, kimi gün domatesli, kimi gün bulgur.
    Bir tek gün bile sade pilav pişirmedim.
    Oysa benim en sevdiğim Sade pilavdı....!
  • 598 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Kimsenin okumadığı ama herkesin bildiği kitaplar serisine hoş geldiniz...

    Bugün sizler için misyonerlik görevi üstlenmeyeceğim ya da irşad yapmaya kalkışmayacağım. Papini'nin de dediği gibi: "En derin gerçeklik, her zaman geç ya da en son keşfedilendir." (#38937533) Bu yüzden de sizlere gerçeği anlatmak gibi bir amacım yok. Kişi gerçeği, hakikatı ancak kendi gücüyle bulabilir. Bizler ancak kapıyı gösterebiliriz. Kapıdan geçecek olanlar sizlersiniz.... Gerçeği, okuya okuya ve yavaş yavaş kavrayacak olan kişinin kendisidir.

    Papini insanlık için : " sadece ona tapan ya da onu korkutan kişiden etkilenen bir kadındır." (#38980340) der. Bundan ötürüdür ki bazı dinler de insanları korkutmayı seçiyor zannımca. Bana itaat etmez, benim isteklerimi yerine getirmezsen seni yakarım derler. Ha, bir de sınava tâbi tutuluruz bu şekilde :)
    Tanrı, insanları defalarca yok eder. Bazılarını diğerlerine örnek olması için yapar bunu. Örneğin "ahlaksız" davranışlar sergileyen Sodom ve Gomore bunlardan sadece birisidir. Ya da Vahiy kısmında anlattığı gibi gelecekte insanlar defalarca ama defalarca katledilir, ateşlere atılır. Tüm bunları yapmasının yanında başka bir örnek ise Firavun'dur. Lut kavmi Firavun ve Musa olayı da Kuran'da da geçer. Musa koca bir denizi ikiye ayırır. Arkasından onu takip etmeye çalışan Firavun ise boğulur. Bu noktada ise sorunlu olan 2 nokta vardır.
    1. olarak İncil'de "Demek oluyor ki O dilediğine acır, dilediğinin de yüreğini katılaştırır." (#82581778) denir. Tanrı; Firavun'un yüreğini katılaştırmışsa eğer, Firavun'un buradaki suçu nedir? Ya da Musa'ya Tanrı tarafından acındıysa, Firavun cehennemde yanarken Musa neden cennette kalır? Herkes sınava giriyorsa bazılarına torpil mi yapılıyor? Peki, yapılıyor diyelim bu sefer de Tanrı'nın adil olmasına aykırı değil midir bu? Çünkü Tanrı her şeyiyle iyi ve adil olandır. (Tek Tanrı inançlarına göre...)
    2. olarak Mısır'ı yöneten koskoca bir hükümdarın boğulma olayı hangi tarihi eserde geçmektedir? Yahut Musa'nın kaçışı hangi belgede yazar? Mısır tarihi okuyan birisi bu olayı görebilir mi?

    Sorgulama kısımlarına gelmedik daha bunlar küçük ısınmalar. Ama biz önce İncil neymiş ona bakalım...
    Yeni Ahit ve Eski Ahit isimlerini çokça duymuş olabilirsiniz. Yeni Ahit İncil'dir ve Eski Ahit ise Tevrat ve Zebur dahil İsa'dan önce yaşamış olan birden fazla peygamberin söylediklerini kapsar. Bu noktada İncil yani Yeni Ahit'e kadar gelmiş olanlar hep bir ağızdan İsa'nın geleceğini müjdeler ve İncil ile bu müjde gerçekleşir. Zaten İncil müjde demektir. Hristiyanlar bu olayı mucize olarak nitelendirir. Çünkü, aralarında uzunca yıl farkı olan 2 kitap arasında birbirini tamamlayıcı ögeler vardır. Eski Ahit yazılmış daha sonra 1000 yıl geçmiş ve Yeni Ahit ortaya çıkmış. Ayriyeten ikisi birbirine uyuyor. İşte! Tanrı'nın kanıtı...
    İsa ve İncil tamamlayıcıdır ve "tamamlayıcı" olmak İncil'de geçer. İsa kendinden önceki dinler için ben onları yanlışlamaya değil tamamlamaya geldim der. Eski Ahit ile Yeni Ahit birleşir, tamamlanır ve Kutsal Kitap ortaya çıkar. Bu noktada Hristiyanlar Eski Ahit'i de kabul ederler.

    Peki, İncil değiştirilmiş mi? Olaya bakış açısı şudur: Müslümanların gözünden diyelim bakacak olursak İncil'i kabul etmemek gerekir çünkü İncil değiştirilmiştir.
    Hıristiyanlar ise bunun doğru olmadığını söyler. Hey Gavur Anlatsana kitabında da geçtiği gibi İncil'in İsa'dan Sonra 200 yıllarındaki örnekleri gösterilir örneğin ve "Şimdiki İncil ile tıpatıp aynı denilir."
    Burada kafa karıştıran bir diğer nokta ise 4 tane İncil olduğunu sanmaktır. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna... Bu insanın gerçeği fark ettiğinde tebessüm etmesini sağlar. Çünkü bu isimler 4 farklı incil değildir. İncil'in 4 bölümüdür.
    Barnabas İncil'i diye ortaya atılan ise yukarıdaki kitapta anlatılış şekliyle, gerçek olan İncil değil sahtedir. Ayriyeten çelişkilerle doludur denir. Örneğin İsa'nın 12 havarisi vardır ve bu havariler arasında Barnabas diye birisi yoktur. Ama, Barnabas İncil'inde Barnabas kendisini 12 havariden birisi olarak tanıtır.
    Bu noktada başka bir kafa karıştıran konu ise şudur: İncil değiştirilmiş ise Tanrı buna nasıl izin vermiştir. İncil'de "Doğrusu sizlere derim ki, gök ve yer yok oluncaya dek ruhsal yasadan küçücük bir nokta ya da bir çizgi bile kaldırılmayacaktır." (#82132039) denir. Tanrı güçsüz müdür ki İncil'in değiştirilmesine izin versin? Ya da Müslümanlar kendi kitaplarının kıyamete kadar korunacağını bildiği halde neden aynı korumanın İncil için geçerli olmadığını savunur?
    Her neyse...

    İncil; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna dahil 27 bölüm içerir. Konusu ise İsa'nın doğumu, yaşayışı ve çarmıha gerilişi... Daha sonrasında da mucize olarak dirilmesi ve havarilerine görülmesi. Bu konu 4 havari tarafından anlatılır. Matta kendi gözünden ve kendi cümleleri ile bu olayları anlatır. Daha sonra Markos, Luka ve Yuhanna...
    İsa'nın uzun uzun soyağacı verilir. Matta kısmında (Matta 1: 1-17) İbrahim'den İsa'ya kadar 3'erli halde 14 kuşak sayılır. 42 kuşak yani...
    Luka kısmında (Luka 3: 23-38) ise İsa'dan Adem'e kadar 75 kuşak sayılır.
    Şimdi hesaplama kısmına geçelim Luka üzerinden... İsa'nın doğumunu 0 kabul edelim ve İsa'dan ilk insan olan Adem'e kadar 75 kişi var. Her birisi de 100 (yüz) yıl yaşadı diyelim. Bu noktada ulaşacağımız sonuç İ.Ö 7500 olur. Yani Adem M.Ö 7500 yılında ortaya çıkmış. Ben cömert bir insanım bu sayıya 1 tane 0 daha ekliyorum. M.Ö 75000 (75 bin) diyelim. Adem'den önce hiç insan olmaması lazım ama hayır...
    Arkeoloji ve bilim sayesinde bunun saçma olduğunu görebiliyoruz. Homo Sapiens Sapiens, yani insanların fosilleri 350 bin yıl öncesine gidiyor. (https://bilimvegelecek.com.tr/...ri-fasta-kesfedildi/)
    Bu noktada belirtmem gerekir ki insana en çok benzeyenlerin ne kadar geçmişe gidebildiği bu. Sapiens'ten çıkıp Homo Sapiens'i incelersek daha da geriye gidebiliyoruz. Ee, ben cömert bulunmuştum ve 0 eklemiştim yanına... İncil hesabına göre 75 bin yıl önce insan olmamalı. Bir diğer örnek ise taş aletler üzerinden olabilir. Bugün biz diyelim çatal, kaşık kullanıyoruz. Eskiden de taş aletler kullanılıyor diyerek yola çıkıp bulduğumuz taş aletlere bakalım: Hepsi 75 bin sayısının çok küçük kaldığını gösteriyor. (https://www.bbc.com/...erler-dunya-44806930)
    Bu noktada en güzel sözü Schopenhauer söyler: "Aynı kafada inanç ve bilgi birbiriyle uyuşmaz." (#82417065) Dinle ilgilenecek olan arkadaşlara küçük bir tavsiye, bilime bulaşmayın :)
    İsa'nın doğumuyla ilgili bir diğer noktayı ise kısaca alıntılıyor ve hiçbir şey demiyorum: "İsa Mesih'in doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem Yusuf'la nişanlıydı. Onlar bir araya gelmeden önce Meryem'in Kutsal Ruh'tan gebe olduğu anlaşıldı." (#82130544)

    Neyse, biz devam edelim. İncil'in ilk 4 bölümünde İsa'nın doğuşundan itibaren yaşananlar anlatılır. İsa bolca tedavi yöntemi kullanır. Tıp bugünlerde bile o kadar ileri gidip ölüleri diriltemedi mesela... Bu noktada kötürümleri ayağa kaldırmak, kör olanların görmesini sağlamak ve ölüleri diriltmek gibi bolca eylemde bulunur. Alıntı yapmıyorum bu kısımda çünkü her sayfada defalarca görebilirsiniz bunu.
    Peki, sorum şu: Bu kadar iyileştirme gücü olan birisi neden kolu olmayan birisinin kertenkelenin kuyruğunda olduğu gibi kolun çıkmasını sağlamaz. Mesela Deadpool bunu yapıyor: https://youtu.be/Cb6T9L1K86M
    İsa Yahudilerin Kralı olarak çarmıha gerilir. Bu noktada yargılanma sürecinde kendisini "Tanrı'nın Oğlu" olarak tanıtır. Bu kısım ayrı bir kısım ve hiç girmek istemiyorum.
    Çarmıha gerilir, bi' mezara kapatılır. Mezarın üzerine koca bir kaya konulur ve başına da 2 Romalı bekçi atanır. Sonra insanlar şok! İsa bütün bu engelleri aşar ve havarilerinin yanına döner. Sonrasında onlarla beraber kalır ve dünyaya geri döneceği günün geleceğini söyleyerek aramızdan ayrılır.
    İlk 4 bölüm bu şekilde biter ve havarilerinin Hristiyanlığı anlattığı kısımları okumaya başlarız. Antakya, Konya, Selanik vd. yerleri dolaşırlar.

    Son bölüm olan Vahiy kısmında ise Mesih'in dönüşü ve yapılacak olan savaşlar falan anlatılır. Burada önemli bir nokta olarak yaratılış, insanların nasıl yaratıldığı, evrenin nasıl yaratıldığı gibi konular anlatılmaz. Başta söylediğim gibi bu konular Eski Ahit'te geçer ve Hristiyanlar bunu kabul eder zaten.
    Şahsi görüşüm şudur: Yahudiler'in dininin Buda benzeri bir insan olan İsa üzerinden güncellenmesidir Hristiyanlık. Eski Ahit'i kabul ederler ve İsa üzerinden ilerler İncil çünkü...

    Buda benzetmesi yaptım çünkü İncil'i bu öğretileri benimsemiş gibi hissettim. Örneğin birisi sizin yanağınıza vurursa diğer yanağınızı çevirin der.
    "Yargılamayın ki yargılanmayasınız." (#82133066)
    "İnsanların size nasıl davranmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın." (#82133271) gibi sözler söylenir. Başka bir olay ise bi' kadının taşlanması kısmında yaşanır. "Aranızda kim günahsızsa kadına ilk taşı o atsın" dedi. (#82176505) denir İsa için.
    Bu gibi sözler üzerinden hırsızlık yapmamayı, insanlara iyi davranmayı ve güzellikleri tembihleyen bir din denilebilir Hristiyanlık için...
    Tabii, bazı noktaları da vardır ki burada ne demek istiyor denilir: "Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil kılıç getirmeye geldim." (#82134651) der mesela İsa.

    Bu noktada Hristiyanlık ve İslam gibi dinler mecazi, süslü ya da örtülü anlamlar olduğundan bahseder. Biz bir olayı anlayamıyorsak bu bizim cahilliğimizdendir denir. İsa neden barış değil kılıç getirmeye geldi? diye soramayız. Ya da "İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır." (#82131352) kısmını okuduktan sonra Çamların ne günahı var? diye soramayız. Başka bir örnek ise İncil'in Vahiy kısmındandır. Bu kısmın girişinde "Çağdaş okuyucuyu uğraştıran betimlemeler..." ve "Bugün anlaşılması güç olan..." gibi cümleler sarf edilir.

    En sevdiğim filozof olan Schopenhauer filozofların anlatacaklarını en kısa ve basit yoldan anlatması gerektiğini söyler. Süslü anlatımlar, anlaşılmayı zorlaştıran söz oyunlarını hiç sevmez ve gömer. "... ekseriyetle hakikatin peşinden ayrılmayan basitlik her türlü sanatın, güzel olan her şeyin, her türlü düşünsel temsil veya tasvirin temelinde olan bir yasadır." (#82922141) der. Basit olan güzeldir.
    Peki, sorumu soruyorum: Evinize herhangi bir alet aldığınızı düşünün, örneğin televizyon.
    Kullanma kılavuzunu açıp bakıyorsunuz ve televizyon nasıl kullanılır öğreniyorsunuz. Oldukça basit...

    Ufacık bir kalemin bile bir ahahaha şaka şaka... İnsanları "doğru" yola sevk etmesi ve daha da ötesi tüm hayatlarını etkileyecek ve değiştirecek olan bir kılavuz, kitap neden anlaşılmaz olur? Sorum bu kadar basit...

    İncil'in bir diğer mucizesi ise şudur: "İsa ne düşündüklerini bildiğinden onlara, "Kendi içinde ikiye bölünen her krallık yıkılır" dedi." (#82135441)
    Şok, şok, şok! Roma'nın çöküşünü önceden görmüş İsa.
    Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrıldıktan sonra her ikisi de yıkılmıştı farklı süreçler sonucunda.
    Yine küçük bir soru: İkiye ayrılan Almanya sonra tekrar birleşti ve hala yaşamaya devam ediyor. Yoksa, ileride Almanya yıkılacak mı?
    "Almanya krallık değil ki be!" mi diyeceksiniz yoksa?

    Başka bir örnek daha verelim: İncil'in Habercilerin İşleri kısmında Petros acıkır ve dama çıkar. Dua eder ki gökten yemek yollansın ve karnı doysun. Bu noktadan sonra gök açılır,çarşafa benzer koca bir nesne iner. Ve asıl nokta geliyor, tepsinin içinde "İçinde yeryüzünün tüm dört ayaklı yaratıklarıyla sürüngenleri ve gökyüzünün kuşları bulunuyordu." (#82178330)
    Sormazlar mı adama, "Be mübarek! Tüm kuş çeşitlerini bile sığdıramazsın o tepsiye."
    Bütün hayvanları nasıl sığdırdın :D

    Diğer iki örnek ise şunlardır: "Güneşin görkemi bir tür, ayın görkemi başka tür, yıldızların görkemi başka türdür. Görkem bakımından bir yıldız öteki yıldızdan farklıdır." (#82585248) denir.
    O dönemlerde yaşamış birisi başını gökyüzüne çevirirse göreceği şeyler bunlardır. Parıl parıl parıldayan yıldızlar, gündüzleri ortaya çıkan Güneş ve geceleri ortaya çıkan Ay.
    O dönemlerde yaşamış birisi nasıl bilebilir ki koskoca gökyüzünün 3 türden daha fazlası olduğunu. Gezegenler, Kuyruklu Yıldızlar ve daha nicesi... Kara delikler bile yeni yeni keşfediliyor :D https://www.nasa.gov/...-image-makes-history
    Tanrı her şeyi bilen ve gören ise, neden gözlerini gökyüzüne çevirmiş ve çıplak gözle gördüklerinden ötesini bilemeyen bir insan gibi davranıyor?

    2. örnek ise İncil'in Vahiy kısmındandır: "Bundan sonra baktım ve güneşte duran bir melek gördüm. Gür bir sesle göğün ortasında uçan tüm kuşları çağırdı." (#82993956) Güneş ile dünya arasındaki mesafe 149 milyon kilometredir. Melek bu kadar uzaktan sesini iyi duyurabilmiş. Güneşten gelen ışın bile dünyaya 8 dakikada varıyor. Kuşlar biraz bekledi galiba sesin gelmesini...
    Ha bir de ses uzayda yayılıyor muymuş?

    Her şey tamam ve bir diğer konuya girmek istiyorum. Müslümanlar neden kabul etmiyor Hristiyanlığı? İsa'nın peygamber olduğunu kabul ediyorlar mesela...
    Bu noktada İncil'in değiştirildiğini savunduklarını söylemiştim ve İncil'de şunlar geçer: "Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Çünkü göğün altında, insanlar arasında verilmiş başka hiçbir ad yoktur ki, biz onunla kurtulabilelim." (#82177294)
    Başka yerlerde de geçer ve Hristiyanlara göre Mesih İsa'dır. İsa'dan sonra başka bir peygamber gelmeyecektir ve bunu bilirler. Zaten İsa bile peygamber değildir. En son peygamber Yakup'tur onlar için.

    Schopenhauer "... hayatın derin anlamı ve yüksek hedefi kitlelere ancak simgesel bir dille gösterilip takdim edilebilir, çünkü onlar hayatı gerçek anlamıyla kavrayamazlar." (#82406912) der.
    Başta söylediğim haliyle; gerçeği kavrayacak olan sadece sizsiniz. Kendi benliğiniz ile bunu yapmayı da seçebilirsiniz ya da dinlerin size söylediklerini kabul eder ve bu şekilde yaşamayı seçersiniz. Her bir din, Tanrı ya da peygamberler insanları "koyun" olarak nitelendirir ve her bir insanın da çobanlar tarafından güdülmesi gerektiğini söyler.
    Hem Tanrı'nın kullarısınızdır hem de başınızda bulunan yöneticilerin kulu... "Herkes başta bulunan yetkililere bağımlı olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yetki yoktur. Var olanları Tanrı atamıştır. Bu nedenle, yetkiye karşı direnen, Tanrı'nın düzenine karşı direnmiş olur." (#82582734)

    Sözlerimi bitirmeden evvel uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkmaya başlayacağınızı hayal ediyorum. Bu yolculukta çoğunluktan kopup yalnız kalacağınızı hissedebilirsiniz. Çünkü Schopenhauer'in dediği gibi "Din kalabalıkların metafiziğidir." (#82405416) ve sizler de kalabalıklardan uzaklaştıkça koca bir dağın tepesine tek başınıza varmış gibi hissedersiniz. "Asıl büyük kafalar, kartallar gibi yükseklerde, yalnız yaşarlar." (#62614461) O noktaya vardıktan sonra ne yapacağınız ise size kalmış... https://tr.wikipedia.org/...the_sea_of_fog.jpg

    Din, bilim, felsefe ya da her ne olursa olsun; insanlık gelişmekte ve her gün değişmektedir. Sabit olan hiçbir şey varlığını devam ettiremez. Akmakta olan bir nehir, nehir olmasını akması sayesinde sağlar.
    Değişen bu dünyaya kalıcı yasalar ya da davranış biçimleri koymak ise oldukça gülünçtür.

    Geçmişte yaşamış insanların dinleri bize mitoloji olarak aktarılmaktaysa ve biz de onları eğlenerek ve gülerek okuyorsak; bugünün yaşayan dinleri de geleceğin mitolojisi olacaktır.

    Usta yazar Dostoyevski'nin o yıkıcı sözü ile kapatmak istiyorum: "Belki de Tanrı hiç yoktur." (#35635951)

    Belki de... https://www.youtube.com/watch?v=zE7PKRjrid4