Puan vermedi·116 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
Herkese merhaba Dokuz günlük bayram tatilinin ardından kürkçü dükkanlarına dönüldüyse, okurken içinizde damar şarkılar söyletecek Zaten O Şarkıyı Ben Sana Yazmadım kitabıyla başlayalım. Umut ve Elif yakın iki aile dostunun çocukları. Ayrı şehirlerde olsalar da çocukluk ve gençliklerinde sık sık bir araya geliyorlar. Umut'un (sonrasında ikinci adı Tahir’i kullanıyor) Elif'e karşı sık sık dile getirdiği yoğun duygular varken, Elif'in ne hissettiğini tam olarak bilmiyoruz. Zira kendisi, ortada bir sorun yokken Umut’u terk edip Amerika’ya yerleşerek, başkasıyla evlenmiş biri. 15 yıl sonra, Tahir hayatını düzene sokmuş, başarılı ve saygın bir iş adamı olmuşken; yakın bir arkadaşından Elif’in geri döndüğünü öğreniyor. Dönüşünü öğrendiğinde bile tepetaklak olan Tahir, Elif’i gördüğünde bakalım neler yaşanacak? Kitap, en sevdiğim şarkılardan birinin adını taşıdığından okumasam ayıp olacaktı. Kahramanımız Tahir’e bir yandan üzülürken fazlasıyla da kızdım. Herkes ikinci bir şansı hak etmez dostlar; bir de evlilik aşkı zaten öldürüyor evlenselerdi kesin ayrılırlardı bence Sade ve akıcı dili, samimi duyguları ve sürpriz sonuyla elimden bırakamadığım bir serüvendi. Darısı başınıza. Keyifli okumalar
Zaten O Şarkıyı Ben Sana YazmadımOrkun Galolar · İnkılâp Kitabevi · 202667 okunma
Sabır
9/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 14:45
Kinyas ve Kayra, Tolga ve Kinyas, Kayra ve Tolga... Çocukluk arkadaşı olan Kinyas ve Kayra. 21 yaşında ailelerini terk edip Afrika yolculuğuna çıkarlar. Sonra Meksika, ABD ve Türkiye'ye Ankara'ya kürkçü dükkanına Kin-Yas geri gelir. Bu yolculuk serüvenin de karakterlerin başından geçen macera dolu olayları Yeraltı gibi okuruz ama aslında "Zihinsel Maceradır" Hakan Günday'ın açıklaması böyle. Psikoloji, hayat, politika, yaşam, şiddet, kumar, kaçakçılık, alkolik, kavga, cinayet, cinsellik, varoluşsal sancılar üzerine uzun soluklu kitap. "İncel İdeolojisi"ni kitabın her yerinde okuyoruz, düşüncelerine katılmıyorum. Okudukça rahatsız edici, mola verdikçe aklımın kitap da kaldığı satırlar. "Psikolojime güveniyorum diyenler" için güzel kitap. Yağmuru seven ıslanmaktan kaçan, hayatı seven ama yaşamak istemeyen, okumayı seven okumaktan kaçan, güneşi seven ama gölge arayan, çayı seven ama demlenmesini bekleyemeyen, riski seven ama risk almayan, müziği seven ama dinlemeyen için... Sabırsızlar için değil sabırlı okurlar için iyi okumalar.
Duygu ve Düşünce
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Varlığın Aynasındaki Çatlak Ses: Edip Cansever...
10/10
·108 syf.··
2026 204. kitabı
Edip Cansever’in o devasa şiir evreninde "Ben Ruhi Bey Nasılım", sadece bir şiir kitabı değil, bir insanın kendi varoluşunu binlerce parçaya bölüp her bir parçasıyla tek tek yüzleştiği bir tiyatro sahnesidir. Bu eseri okumak, bir şairin kelimeleriyle bir heykel tıraş gibi ruhu yontmasına şahitlik etmektir. Ruhi Bey, Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin en kanlı canlı, en trajik ve belki de en "bizden" karakterlerinden biridir. Cansever, bu uzun ve çok sesli şiirinde bizi bir meyhanenin loş ışıkları altından alıp, bir insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen cenaze törenine davet eder. ​Metnin içine girdiğinizde kendinizi bir karakterler geçidinde bulursunuz. Meyhaneci, kürkçü, cenaze kaldırıcı ve diğerleri... Hepsi aslında Ruhi Bey’in birer yansıması, onun aynadaki çatlaklarıdır. "Ben Ruhi Bey nasılım?" sorusu, aslında modern insanın dünyaya, eşyaya ve en çok da kendine sorduğu o cevapsız, o yakıcı sorunun yankısıdır. Cansever, o meşhur trajik mizahıyla, aristokrat bir geçmişin kalıntıları arasında sıkışmış, yalnızlığını bir palto gibi üzerine giymiş bu adamın trajedisini anlatırken, aslında bir devrin ve bir sınıfın da otopsisini yapar. ​Kitap boyunca "ölüm" ve "yaşam" arasındaki o ince çizgide yürürüz. Ruhi Bey, kendi cenazesini kaldıran bir adamın soğukkanlılığıyla dolaşır sokaklarda. Edip Cansever’in ustalığı, o yoğun imgeleri gündelik hayatın en basit nesneleriyle birleştirmesidir. Bir içki kadehi, bir kürk, bir çiçek ya da bir otel odası, onun elinde devasa birer varoluşsal sembole dönüşür. Şiir akıp giderken dramatik bir kurgu izler; bu öyle bir akıştır ki, bir noktadan sonra Ruhi Bey’in sesi sizin sesiniz olur. "Ben Ruhi Bey nasılım?" derken, aslında kendi aynanıza bakıp "Ben nasılım?" diye sormaya başlarsınız. ​Bu eser, Türk şiirinde "bireyin dramını" en uç
Şiir
Ben Ruhi Bey NasılımEdip Cansever · Yapı Kredi Yayınları · 20192,883 okunma
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 120. kitabı
19 yıl hapiste kalarak en uzun süre hapiste kalan siyasi mahkum ünvanına sahip ve 68 kuşağı içerisinde aktif olarak yer almış Aydın Çubukçu’nun, dönem içerisinde yer almış birçok kişinin anılarından yola çıkarak hazırlamış olduğu 68 döneminin kitabıdır. Bizim 68’e geçmeden Dünya’nın 68’i hakkında önemli bilgilerle başlar. Fransa’da işçi grevleri, İtalya’da Kızıl Yıllar, Almanya’da öğrenci hareketleri ve bir öğrencinin öldürülmesiyle sele dönüşen başkaldırı, İngiltere’de ABD'nin Vietnam protestoları. Aslında olayın özüne bakıldığında anti-emperyalist bir protesto ve hem öğrenci hem işçi sınıfının hak arama mücadelesidir. Kitap; bu temeli verdikten sonra Türkiye’ye yansımasına geçer. Dönemin öğrenci hareketleri içerisinde yer almış, başkanlığını liderliğini üstlenmiş, silahlı mücadelede bulunmuş, siyasal görüşleri eylemleri nedeniyle hapis yatmış şahsiyetlerin gözünden, dilinden, aklından; bulundukları zamanın resmini çeken bir film şerididir kitap. 1968 -1972 yillari arasinda yasamis olan butun devrimci ogrencileri onlarin yaptiklari eylemlerini, sozlerini ve okuyucuya tanitmak icin onlarin butun ozelliklerini gozler onune seriyor. Hikayeyi okudukça nasıl birer insan olduklarını, doğrusuyla yanlışıyla neyin mücadelesini vermeye çalıştıklarını, bu mücadele karşısında Faşizm’in nasıl bir kararlılıkla karşısına çıkanı yok ettiğini, bunu yaparken de bir an bile tereddüt etmediğini göreceksiniz. Çubukçu, Türkiye’nin 68’inin yalnızca Batı’daki öğrenci hareketlerinin taklidi olmadığını; anti-emperyalist mücadele, işçi direnişleri, toprak işgalleri ve 15-16 Haziran gibi özgün dinamiklerle şekillendiğini vurgular. Bu yaklaşım, kitabı bir “yerli 68 okuması” haline getirir. Kitap, Ahmet Say’dan Ertuğrul Kürkçü’ye, Cemil Gezmiş’ten Halit Çelenk’e kadar çok sayıda tanıklığı bir
'68 devrimci kuşağı
Bizim 68Aydın Çubukçu · Evrensel Basım Yayın · 2008171 okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2026 298. kitabı
Türkiye solu 1970’lerde –başta öğrenciler olmak üzere– geniş toplumsal kesimlere ulaşırken, aynı ölçüde kadınları da içine aldı. Yüzlerce kadının sol siyaset içinde yer almasının tarihi de olan 1970’ler, aynı zamanda toplumsal cinsiyet yapısının sorgulanmasının nüvelerini de içinde taşıdı.. Düşüncelerinden, eylemlerinden ötürü tutuklanan yüzlerce kadın için “özel” kadın koğuşları oluşturuldu. Ankara’da gözaltına alınan kadınlar önce Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’na konuk edilip, ardından da başta Sağmalcılar Cezaevi olmak üzere, birçok cezaevinde uzun süre tutuklu kaldılar. Adli tutuklu kadınlar onlara “anarşik kızlar” dediler. Çoğu okuma yazma bilmeyen adli tutuklu kadınlar için cezaevlerinde “okul” açan “anarşik kızlar” da onlardan çok şey öğrendiler. Tutukluluk sürecini yaşayan “anarşik kızlar”, hep birlikte resim çektirmek için bir gün cezaevinin avlusuna çıktılar. Hava güneşliydi, objektife gülümsediler. Hayatın çağrısını duyuyorlardı, henüz çok gençtiler… Bu kitap, 1970’lerin siyasal hareketinin içinde yer alan kadınlara bir fotoğraf çerçevesinden bakıyor. Ancak, sol siyasal tarihle örülen bu çerçeve, zamana yayılarak genişlerken, sol tarihe damgasını vurmuş olaylarla da yeri geldiğinde buluşuyor.. Kızıldere'de Çayan, Özüdoğru, Arıkan, Ayna, Alptekin, Atasoy, Saruhan, Kurt ve Yılmaz güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu öl­ düler, Sa ff et Alp kurşuna dizildi. Kürkçü saklandığı yerde ertesi gün yakalandı. İki ayrı THKP-C davasında Ertuğrul Kürkçü, Ziya Yılmaz ve Oktay Etiman idam cezasına; Yusu f Küpeli, Münir Ramazan Aktol­ ga, Orhan Savaşçı, Necmi Demir, Kamil Dede, İlkay Demir Alpte­ kin, Rüçhan Manas, Kadriye Deniz Özen müebbet hapse mahkum oldular. 256 sanıklı davada diğer yargılananlar 1 974'te çıkarılan a fla serbest kaldılar. İdam cezaları 30,
Tarih
Bizi Güneşe ÇıkardılarAysel Sağır · Ayrıntı Yayınları · 201512 okunma
Gözden kaçmış çok iyi bir roman.
8/10
·320 syf.··
2026 42. kitabı
Romanda üç ana karakter var, üç kız kardeş: 1-Acılar icat eden(Jenifer). İkiz oğlanları var. Onların Allah vergisi bir yetenekleri olduğuna inanıyor. Lotoda çıkacak sayıları önceden bilmek gibi. Bunu insanlara pasarlayarak para kazanmaya çalışıyor. 2-Telefon bekleyen(Leticia). Gençliğinde yaptığı hataları bir kenara bırakarak eve geri dönmüş. Kendinden yirmi yaş genç birine aşık olmuş. Ama karşılık bulamamış. Bu yüzden ondan gelecek bir haberi beklemek üzere eve kapanmış. Hiç çıkmıyor. 3-Bir delilik yapan(Amanda). Daha lisedeyken evden uzaklaşıp kötü yollara düşse de tilki misali onun da dönüp geldiği kürkçü dükkanı annesinin (şimdi de ablası Jenifer'in evi) olmuş. Ama çok saplantılı meyilleri var. . Roman bu üç karakterin hikayelerini sarmal olarak aktarıyor. Bazen geçmişten, bazen bugünden olayları anlatıyor. Üçünün hikayesi (kardeş oldukları için) pek çok noktada kesişiyor haliyle. Ve en son bütün aileyi etkileyen büyük bir yangınla her şey duman oluyor. . Yazar Kolombiyalı. Ve hemşerisi büyük yazar Marquez onun için "bayrağı teslim etmek istediğim yazar" diyor. Haksız da sayılmaz doğrusu. Her sayfasını büyük bir keyif ve heyecanla okudum.
Yara İzleriJorge Franco · İthaki Yayıınları · 201264 okunma