Hurûf-ı mukatta‘ât
Bakara-1: الٓمٓ ۚ Meali: Elif, Lâm, Mîm. Kur’an’da 29 sûrenin başında bulunan bu türlü harflere Tefsir usûlü ilminde “hurûf-ı mukatta‘ât” denilir. Bu tür harflerden oluşan âyetler “mutlak müteşâbih”lerdendir. Bazı müfessirlere göre bu harfler, hece harfleri olup vahyin kaynağına ve Kur’an’ın mucizeliğine dikkat çekmek içindir. Bu harflerin anlamları hakkında Hz. Peygamber’den bir “nass” ve açıklama gelmediğinden bu husus bizlerin bilgi sınırı dışındadır. Bunlar hakkında yapılan yorumlar/teviller şahsî olmaktan ileri geçemez. Ancak biz bunlarda Allah’ın özel bir muradı olduğuna iman etmekle yetiniriz. Bunun aksi yerilmiştir.{1} Dipnotlar: Dipnot 1: bk. 3/7
Kitap Alıntısı
Nankörlüğün hazin sonu.
Rivayet ederler ki, Taklamakan diyarında vaktiyle kör bir adam yaşıyordu. Bu zavallı adam âlemin güzelliklerini, harikalarını ve mucizelerini göremediği için o kadar çok üzülüyordu ki, sonunda gönlü de gözleri gibi karardı. Kederi arttıkça arttı ve akıttığı gözyaşları dillere destan oldu. Onun kara bahtı için şairlerin düzdüğü manzumeler, musikişinaslar tarafından bestelenip, hanendelerce okuna okuna nihayet memleket sınırlarını aştı. Çok uzak ülkelerden birinde yaşlı bir sihirbaz, pazar yerinde ağlayan sızlayan bir kalabalık görünce, merak duygusuyla aralarına karıştı ve kör adamın kaderini dile getiren türkülerden birini okuyan muganniyi o da dinledi. Gönlü o kadar kabardı, hisleri o kadar coştu ki, bir yolunu bulup zavallıya görme gücü kazandırmaya karar verdi. Sarayına giderek papağanına tez zamanda uçup körü bulmasını ve ona davet mesajını iletmesini söyleyerek kuşu saldı. Papağan uçup giderek, o sırada evinin bahçesinde ağlayan körün kafasına kondu ve ona sihirbazın davetini iletti. Görme umudu canlanan zavallı da, omuzunda kendisine yolu tarif eden papağan olduğu halde, demir asa demir çarık yollara düştü ve sonunda sihirbazın sarayına vardı. Sihirbaz ona bir camgöz verdi. Adam, efsunlu sözler söylenir söylenmez bu gözle görmeye başlayacaktı, öyle ki, ok yaydan böylece bir kez fırladığında, adamın tekrar kör olmasına imkân yoktu. Adam gözü aldı ve efsunlu söz sihirbazın ağzından çıkar çıkmaz gözün gördüğü her şeyi görmeye başladı. Fakat yol yorgunu olduğu için sevincini lam anlamıyla belli edecek durumda değildi. Bu yüzden sihirbaz onu sarayında kırk gün ağırlamaya karar verdi. Gelgeldim, sihirbazın karısını görür görmez adamın aklı başından gitti. Günler ve gecelerce kadını düşündü taşındı. Sonunda sarayın hamamına gidip kadının yıkanacağı kurnanın üzerine bir
İletişim yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Seni uzlete devam etmeye sevk eden şeyin nedeni tembellik, rahatlık, nefsini yüceltme arzusu veya kendini halkın ezasından koruma isteği olmamalıdır. Halkın sana çıkardığı güçlüklerden dolayı niçin kendine ruhsat veriyorsun? Hâlbuki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Elif, Lâm, Mim. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan daha öncekilerini de imtihandan geçirmişizdir."(Ankebut/1-3)
Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı i'lam edecek bir ifade de değildir. Maahâza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes'i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû' etmesi ağır gelmez.
Burada kısaca şunu söylememiz yeterli olacaktır: Mukatta'a harfleri ve sıfat ayetleri, usulcülerin iddia ettiği türden bir müteşâbih değildir. Zira mukatta'a harfleri, Kur'an-ı Kerim'in bu ve benzeri harflerden meydana geldiğini açıklamak için gelmiştir; bununla birlikte insanoğlu onun bir benzerini meydana getirmekten aciz kalmıştır ki bu da Kur'an'ın mucizeliğinin ve Allah katından olduğunun bir delilidir.
-Tevekkül hangi harflere yaslanıyor. -Vav, kaf ve lâm. Tek kökten üç dal ağaç! -Sırtımıza ona mı yaslayacağız? -Bir istinat noktasına dayanmaktır tevekkül. -Vekâlet mi veriyoruz yoksa ağaca? -Eğer dayanılan ağaçta! -Peki tevâkül ne? -Tevekkül eder gibi yapmak. -Sırtını boşluğa dayamak mı? -Nefs de diyebilirsin boşluğa.