Bir sosyal-demokrat, proletaryanın, kaçınılmaz olarak, en demokratik ve cumhuriyetçi burjuvaziye ve küçük burjuvaziye karşı bile sosyalizm için sınıf mücadelesi yürüteceğini bir an bile unutamaz
Birinci olarak, bu teoriler, olsa olsa, insanoğlunun tarihsel evlemleri içinde yalnızca ideolojik nedenleri, bu nedenlerin kökenlerini araştırmadan ya da toplumsal ilişkiler sisteminin gelişimine hükmeden nesnel yasaları soruşturmadan ya da bu ilişkilerin, maddi üretimin ulaştığı gelişim düzeyi içindeki köklerini görmeden inceler; ikincisi, tarihsel materyalizm, ilk kez, yığınların toplumsal yaşam koşullarını ve bu koşullardaki değişmeleri, bilimsel doğrulukla inceleme olanağını sağlarken, daha önceki teoriler, halk yığınlarımın eylemlerini kucaklamamıştı.
Dünyanın en demokratik ülkelerinden biri, Amerika Birleşik Devletleri’dir. 1905’ten sonra orada bulunanların da iyi bilecekleri gibi sermayenin, bir avuç milyarderin tüm toplum üzerinde kurduğu egemenlik dünyanın hiçbir ülkesinde Amerika’da olduğu denli kaba ve kör kör parmağım gözüne değildir. Sermaye varsa, onun tüm toplum üzerinde kurduğu egemenlik de vardır ve hiçbir demokratik cumhuriyet, hiçbir oy hakkı işin özünü değiştiremez.
Ama kitlelerin ne istediğini kavramış olan Lenin'in gücü, devrimi yaşayan bir varlık olarak görmesinde yatıyordu; tıpkı her bir hattını ayrı ayrı inceleyebileceğiniz bir yüz gibi. Kitleleri kavramak ise ancak onlarla temas kurmakla mümkündü.
Kölelerin hiçbir hakları yoktu, onlar hep ezilen sınıftı, insandan sayılmıyorlardı. Aynı durumu feodal devlette de görüyoruz.
Sömürünün biçim değiştirmesi, köleci devleti feodal devlete dönüştürdü. Önemi, anlamı büyük bir olaydı bu.
“Devletin ortaya çıkması toplumun sınıflara bölünmesiyle oldu; sınıflı toplum güçlendikçe, devlet de güçlendi. Onlarca, yüzlerce ülkenin köleci, feodal ve kapitalist toplum yapılarından geçtiğini ve bugün de geçmekte olduğunu tarihten biliyoruz”