“Hiçbir burjuva demokrasisi, ne kadar demokratik olursa olsun, işçi sınıfının sermaye tarafından bastırılmasının bir aracı, burjuvazinin diktatörlüğünün bir aracı, sermayenin politik hâkimiyetinin bir aracı olma dışında herhangi bir anlam taşımadı ve taşıyamazdı.
Burjuva demokratik cumhuriyette “özgürlük” gerçekte zenginler için özgürlüktü.”
Hayâsızlık o dereceye vardı ki bir numaralı vatan haini olan İslav tohumu Nâzım Hikmet Verzanski "büyük vatan şairi" olarak ilân edildi. Atatürk'ün "Bir Türk cihana bedeldir", "Türk âleminin en büyük düşmanı komünizmdir" gibi sözleri unutularak onun bir sosyalist olduğu ileri sürüldü ve yüzlerce resmi dururken karaka-lemle çizilip Lenin'e benzetilen resmini duvarlara asmak marifet sayılır oldu.
— Ne bu ağbi?
— Rom. Zemzem yok Küba’da, rom var. Herkes bunu içiyor. Bir hacı olarak sana ordan rom getirdim canım kardeşim. Bununla abdest alınmayacak, oraya buraya sürülmeyecek, direk içiyorsun, direk cennete gidiyorsun, cennette kimlere kimlere rastlıyorsun; Marks, Lenin, Troçki, Marylin Monroe, Comandante Che Guevara!
— Sağol ağbi, o zaman ölürken içerim ben bunu.
— “Erkek olmuşsun sen be...” diye çıkıştı.
“Kıçın kıllanmış!”
Ağlıyordu Ahmet.
Ağlamıyordu Ahmet.
— “Komünist olacak kadar büyüdün demek.
Ananın ...ında mı öğrettiler sana vatan hainliğini ha!”
— “Baban kim lan senin, Marx mı, Lenin mi, söylesene piç kurusu!
Yoksa Rus ordusuyla mı yattı anan senin?”
Gülüşmeler...Sürtüşmeler...Kıvılcımlar...
Yıldırımlar...Atan sigortalar...Yanan teller...
Gül mevsimiydi.
Biri omuzlarından itiverdi Ahmet’i.
Hızla yere çarptı.Çenesini vurunca taşa,
iki dişi kırılıverdi.
İki çiçek kırılıverdi.
Işık kırılıverdi.
Umut kırılıverdi.
Ağlıyordu Ahmet.
Ağlamıyordu Ahmet.