Fichte’ye göre, her şey bir nevi libas veya görüntüdür. Bu görüntülerin derununda bir öz vardır: ilahî ruh. Yığın dünyanın kabuğunda yaşar, içindeki özü göremez. Büyük adam bu ilahî özü görmek ve bize göstermek için gönderilmiştir dünyaya. İlahî ruh her nesilde başka bir dille konuşur. Şair bu dili anlayan ve anlatan.
Erkeklerin sarı ve kırmızı giyemeyeceği de yine mezheplerin İslam’ının uydurmalarından birisidir (Bakınız: Müslim, Libas ve Mişkat). Erkeklerin genç ve parlak olanlarının da peçe giymesinin gerektiği, mezhepçi eserlerde mevcut bir izahtır. Parlak yüzlü gençlerin yüzüne bakmanın haram olacağı şeklindeki izahlara mezhep bağlılarının çok muteber bulduğu birçok kitapta rastlayabilirsiniz.
”(...)𝗢𝗻𝗹𝗮𝗿 𝘀𝗶𝘇𝗶𝗻 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗯𝗶𝗿𝗲𝗿 𝗲𝗹𝗯𝗶𝘀𝗲, 𝘀𝗶𝘇 𝗱𝗲 𝗼𝗻𝗹𝗮𝗿 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗯𝗶𝗿𝗲𝗿 𝗲𝗹𝗯𝗶𝘀𝗲 𝗴𝗶𝗯𝗶𝘀𝗶𝗻𝗶𝘇.(...)”
Denildi ki onlar sizin için, helal olmayan şeylere birer perde ve engel, siz de onlar için aynı durumdasınız, erkek eşiyle kadın da kocasıyla iffetini korur.
Bir de şöyle denildi : Onlar sizin için sükûnet ve huzur vesilesi, siz de onlar için sükûnet ve huzur vesilesisiniz; erkek hanımıyla, kadın da eşiyle sükûnet ve huzur bulur. Bu mâna, ”Geceyi insanı bürüyen elbise gibi sükûn ve huzur vesilesi kıldık”, ”içinde huzur bulmanız için geceyi sizin için yaratmıştır” mealindeki ilahi beyanlarda yer alan "libâs” (لباس)ve "sükûn " (سكون) kavramlarına benzemektedir. İkisinden birinin geceleri diğerinin elbisesi olması şeklindeki anlam da ihtimal dahilindedir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.
1 Mevtine ol âfitâbun bu dil ü cân ağladı
Fevtini işitdi onun mâh-ı tâbân ağladı
2 Şol-kadar yakdı cihânı bu musîbet âhı kim
Dâmen-i eflâke od saldı şafak ėan ağladı
3 Şeb libâs-ı mâtemin giydi vü yir gök inledi
Ol gül-i zîbâ içün kâfir müselmân ağladı
4 Günde bin kez ağlamakdan bir du'â yegdür ona
Dutalum kim hâle cem' oldı vü yeksân ağladı
5 Hey yazık üftâde-hâlün n’oldı diyü Sebzîyâ
Bahr-i kulzüm acıdı deryâ-yı 'ummân ağladı
6 Gül yüzinden ayru düşdüm diyü bir dem durmadı
Gözi yaşın yenmeyüben ebr-i bârân ağladı
İşte o zaman bildimdi, anladımdı o sıra ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim. Bu çuha, bu sicim elden çıkarsa acemiydim. "Gitmem," dedim, "sizin provalarınıza. Bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi. Berbattır balkonda o güneşli sabahlar, biraz açılmak için açıldığınız kırların aniden karşılaştığınız ırmakların ürpertisi. Ahmakça böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem, benden iki bakışık parça çıkarmaya çabalayan boylam da berbat." İpekli libas giymem, altın takınmam. Atımın eğerinde kaplan derisi yoktur. Çehreme iyi baksalardı yırtılırdı uykularının zarı. Uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar, bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken uykularına tutundular.