Ey açlık! Seni midemde, iliklerimde, kanımın yuvarlarında duydum. Ve sen, benim iyi, benim şefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluğu fethedeceksin!
Modern fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl, akademik hayatına matematikle başlar. Daha sonra felsefeye yönelerek mantığın ve bilimin temellerini sorgular. Bilinci ve insan deneyimlerini derinlemesine anlamaya çalışır.
Fenomenoloji, bilincin doğasını ve yaşantıların özünü anlamaya çalışan bir felsefi yöntemdir.
Bireylerin dünyaya dair tüm önyargılarını bir kenara bırakması ( Paranteze Alma) gerektiğini savunur. Bu sayede deneyimlerin özüne doğrudan ulaşmak mümkün olur.
Yaşantıların bilincin içinde nasıl var olduğunu incelemeye odaklanır (redüksiyon)
Bilinçte oluşan deneyimleri olduğu gibi anlamaya, betimlemeye çalışır.
Husserl’e göre hakikat, bilincin dünyayı nasıl deneyimlediğiyle şekillenir. Bireyin bilincinde oluşan bir algıya dayanır. Bu nedenle, fenomenoloji yalnızca bireysel deneyimleri anlamakla kalmaz, aynı zamanda insanın dünyayı nasıl kavradığını ve bu kavrayışın anlamını inceler.
Psikoloji ile fenomoloji birbirine yakın olsada Psikoloji emprik gözlem deney değişik insanlarda bilinç durumlarını belli kurallar içinde incelediği için fenomolojiden ayrılır. Fenomenoloji deneyimlerin nedenlerini açıklamak yerine yapısını anlamaya çalışır.
Yaşantılarda olanları, duygularımızla algılayarak anlamlandırma ve betimleme üzerine düşünme yöntemidir.
Modern bilimleri eleştirir, onların sadece olgularla ilgilendiğini için bilginin temellerini sorgulamaktan uzaklaştığını savunur.
Husserl 'e göre bilimsel bilgi, insanın bilinçli deneyimlerinden bağımsız ele alındığında eksik kalır. Fenomenoloji, bilimin bu eksikliğini gidermek için insanın yaşantılarına ve bilincine odaklanır.
Husserl’e göre mantık, sadece kuralları açıklayan bir disiplin değil, aynı zamanda düşünce dünyasını anlamanın bir aracıdır. Doğru düşünmenin ve doğru sonuca ulaşmanın kurallarını