Yaşama amacımızın mükemmeli bulma ve onu açığa çıkarma olduğunu anlamak için yüzlercesi daha yaşandı. Şimdi de aynı kural geçerli, tabii ki diğer dünyayı bir öncesinde öğrendiklerimizle kurarız. Fakat hiçbir şey öğrenilmemişse, sonraki yaşam öncesinin aynısı olacaktır; aynı sınırlar ve kazanmak için yüklenen aynı sıkıntılar...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Kendi uzletim ve sessizliğimde yaşamaya neden bırakmıyorlardı ki beni? Sessizliğim onları niye rahatsız ediyordu?" (s.15).
Modern Arap edebiyatının ülkesinde tutunamayan aykırı ve önemli yazarlarından biri de Nihad Siris'tir. O, 2004 yılında yayınladığı "Sessizlik ve Gürültü" adlı romanıyla ülkesi Suriye'de şimşekleri üzerine çekiyor. Dünyaya geldiği coğrafyada birçok düşünür, sanatçı ve yazarın başına geldiği gibi o da sürgünde yaşamak zorunda kalıyor.
Zira en sonda söylemem gerekeni en başta ifade etmem gerekirse Nihad Sîris, romandaki kahramanı Fethi Şiyn'i konuşturarak tıpkı George Orwell'ın "1984"ü, José Saramago'nun "Körlük" romanlarının adeta Ortadoğu coğrafyasında yaşanan versiyonunu kaleme almış. Nitekim Fethi Şiyn'in yirmi dört saat içerisinde yaşadığı olaylar dizisini konu alan roman, ülkenin tek ve mutlak hakimi olan Lider'in iktidara gelişinin yirminci yıl kutlamalarıyla başlıyor.
Nihad Sîris, distopya ile gerçekliğin ince çizgisinde gidip gelen eserinde her ne kadar olayların geçtiği zaman ve mekânı tam olarak belirtmese de Suriye'de tarihsel olarak yaşanan ekonomik, sosyal, siyasal değişim ve dönüşümler ile içinde bulunduğu baskıcı ortamı muhteşem bir edebî kurguyla aktarıyor. Lider'in iktidara gelişini ve iktidarda kalmak için geliştirdiği stratejileri "gürültü" metaforu üzerinden anlatan Sîris, kahramanı Fethi Şiyn'in şahsında muhalif ve tarafsız insanların bu gürültü karşısında yaşadığı baskı ve ruh haletini ise "sessizlik" metaforu üzerinden okuyucuya aktarıyor.
"Sloganların ve hoparlörlerin yürüyüşlerimizde meydana getirdiği gürültü, düşünmeyi devre dışı bırakmak için zorunludur. Düşünmek lanetli bir eylemdir, suçtur, daha doğrusu Lider'e ihanettir. Sessiz ve sakin ortam, insanı düşünmeye sevk ettiğinden, kitleleri ikide bir bu gürültülü yürüyüşlere