Wey lo lo Delal,
Delalê min delalîn e
Siwarê hespê kihêl î nêr î kab heşîn e
Hektorê min î kurdistanî
Lehengê min î vî zemanî
Dijmin biqasî Akîle ûsî
Ne egîd û mêrxas e ku wek wî
Li ser dijminê xwe Hektorî
Li xwe bixe û bigirî
Tu li erdê birîndar î
Êdî li erdê navê temamkirina birîndaran bûye mêranî
Êdî navê gorxerakeririn û
Destavêtina meytan bûye şer û qehremanî
Ez dixwazim tu bizanî
Ger keftaran tu parçe kiribî û kuştibî jî
Ferq nake, ew ê tim keftar bin û tu yê jî tim şêr bî
Tu şêr ji dayik bûyî û tu şêr mirî
Ji şêrbûnê mezintir nîn e ti serfirazî
(...)
Ben her zaman eşitlikten yanayım. Fransızlar ayıp olmasın diye “testicule” yerine “Taşak” deselerdi, ben de o zaman taşak yerine “testikül” demeyi uygun bulurdum. Ama o zaman da şöyle bir sorun çıkıyor ortaya. Türkçede erkek olanlar, salt erkeklerdir. Oysa Fransızların sözcükleri de erkekli dişilidir. Fransızca erkek sözcüklerin başına “lö” , dişi sözcüklerin başına “la” gelir. E taşak da dişi olamayacağına göre, Fransızlar bizim taşağa “Lö taşak” diyeceklerdi. Güzel bir rakı mezesi olduğu söylenen — ben hiç yemedim — koç taşağı yerine de, yine kibarlık olsun diye koç yumurtası denilir. Öykümün başlığını “İğdiş Edilmiş İnsanlar Ülkesinde Yumurtalı Kalmış Biri” koysaydım, bu saçmalıktan kimse bişey anlamayacaktı.
(...)
Lo, Tu yî li wir!
Li dera ku ba û baran
Bi sermestî dişîrqîne li rûyê te yê têrxew; Ku te bivê, deriyê bêhntengiyê didî ser piştê,
Ku te bivê, kulîlkên şermîn av didî li şaneşînê.
Yıkılmak için gün sayan bir binanın giriş katındaki iğreti meyhanenin önünde durdum, içerden yaşama sevinci dolu bir ses kinayeli bir türkü çağırıyordu, "Lö berde, lö berde / Zülfün yüzüme perde / Devriyeler sardı da bizi / Meğerim kaderim böyle"
Osmanlı boyunduruğu, Osmanlı'nın İslâm dünyasında düşünceyi durdurduğu gibi iddialar, Osmanlı Cihan Devletinin topraklarında gözü olan emperyalist ülkelerin yazar-düşünür-ajanları tarafından ortaya atılan ve gerçekle hiçbir alâkası olmayan iftiralardır. Arap dünyasını Osmanlılardan soğutmak ve onları Osmanlı'ya karşı isyan ettirerek sömürgeleştirmek isteyen Batılıların ve onların keşif kolu olan oryantalistlerin/müsteşriklerin kara çalmalarıdır. Edward Said'in "Şarkiyatçılık" adlı eserinde bu yazar, çizer ve düşünürlerin kimler olduğu genişçe anlatılır. Bunlardan en etkilisi aslında Güstav Lö Bon (Gustave Le Bon) olmuştur