Adam havaalanında kuyruğun önüne geçip görevliye biletini uzatır. "Sıraya girin beyefendi," diye ikazda bulunur yer hostesi. "Kim olduğumu biliyor musun?" diye kükrer kelli felli adam. "Bir dakika beyefendi," der yer hostesi. Mikrofonu alır. Havaalanına şu anonsu yapar: "Burada kim olduğunu bilmeyen biri var. Tanıyan varsa lütfen gelip sahip çıksın."
«Üstünde, "Lütfen bizi korumayın! Lütfen bizim iyiliğimiz için çalışmayın! Lütfen bize gökten armağanlar yağdırmayın! Lütfen ülkenize dönün!" yazılıydı.»
Paşam, görüyorum ki siz din ve Hilafet kuvvetlerine çok ehemmiyet veriyorsunuz! Şu halde muhafazakarlara dayanmak istiyorsunuz. Size bu vesile ile bir daha o eski teklifimi arz edeyim; yanımda bir sureti var. (Cep cüzdanımdan çıkarıp verdim) Bir daha lütfen okuyunuz. Türk Milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunuda mütehassıslarımızla başarabiliriz ve asla camilerde değil ve muhafazakadarla da değil. Din, vicdan kanaatidir; münakaşaya gelmez. İlim adamı olan bizlerin ve hele sizin bunu ele almanızı katiyen doğru bulmuyorum. Bunu tamamıyla bir kenara bırakmalısınız!. Bu mütalaalarımı daima size açık kalb ile söyleyeceğim. Mustafa Kemal Paşa mütalaalarımı samimi karşıladı. Ertesi gün, yaverlerinden naklen benim yaverim Gazi'nin şu ifadesini bildirdi: "Ben Karabekir'in bana bu kadar samimi olduğunu zannetmediğimden, çok çekişeceğimi tahmin ediyordum! Halbu ki o, çok açık yürekli ve çok candan bir insanmış! Beraber çalışabileceğimi görerek, memnun oluyorum."
Ulrich, mekanik amfilerine adım attığında daha ilk andan ateşli bir heyecana kapılmıştı. İnsan, yeni bir türbodinamonun biçimlerini ya da bir buhar makinesi kumandasının parçalarının uyumlu hareketini gözlerinin önünde gördükten sonra, artık Belvedere Apollonu’na ne diye ihtiyaç duysun! İyinin ve kötünün ne olduğu üzerine bin yıllardır süregelen sözler, bunların aslında “sabitler” değil de “fonksiyon değerleri” olduğunun ortaya çıkmasından sonra kimi etkileyebilir? Çünkü eserlerin değeri tarihsel koşullara, insanların değeri ise onların özelliklerini değerlendirmekte kullanılan psikoteknik beceriye bağlıdır!
Teknik bir bakış açısından bakıldığında dünya düpedüz komiktir: İnsanların birbirleriyle ilişkilerinde her bakımdan pratiklikten uzaktır; yöntemlerinde son derece savurgan ve kesinlikten yoksundur. İşlerini hesap cetveliyle yürütmeye alışmış biri ise insanların ileri sürdüğü iddiaların ve söylediklerinin en az yarısını ciddiye alamaz.
Hesap cetveli, sayıların ve çizgilerin olağanüstü bir zekâyla iç içe geçirilmiş iki sistemidir. Hesap cetveli, beyaza boyanmış, birbirinin içinde kayan, yassı yamuk kesitli iki çubuktur; onun yardımıyla en karmaşık problemler bile bir anda çözülebilir ve tek bir düşünce bile boşa harcanmaz. Hesap cetveli, aynı zamanda göğüs cebinde taşınan küçük bir simgedir; insan onu kalbinin üzerinde sert, beyaz bir çizgi gibi hisseder.
Bir hesap cetveline sahip olduğunuzda ve biri çıkıp büyük iddialar ya da büyük duygularla karşınıza geldiğinde, ona şöyle dersiniz:
“Lütfen bir dakika; önce bütün bunların hata sınırlarını ve en muhtemel değerini hesaplayalım!”