Mehmet kardeşim
Kitabını bitireli 3 gün oldu. Ve halen etkisindeyim. Bir şekilde okuyanlarla konuşmak istiyorum. Hikayenin kahramanlarını kafamda resmedip birileriyle üzerlerinde tartışmak istiyorum. Ben bu kişiyi tanıyorum , bizim mahalledeki serseriye ne kadar benziyor değil mi filan demek istiyorum.
Anlattığın hikaye , kullandığın üslup , hikayeler arası geçişler , sahneleri birbirine bağlayan cümleler ile çok güzel bir kitap olmuş.
Bence bir yazarın okuyucusunda bıraktığı iz , okuyucuyu hikayenin içine alıp , hikayenin içinde gezdirip , sonrasında aynı kişi olarak değil ona bir şeyler katarak bırakmak olmalı. Ben 3 gündür hikayenin etkisinde olan bir kişi olarak söylüyor ki bütün hikayelerden çok etkilendim. Bazısını elime alıp sopalayasım geldi , bazısını göğsüme bastırıp teselli edesim. Bazısının da elini sıkıp Aslanım benim diyesim. Aida'nın köprüden geçerken Bosna'lı askerlere isimlerini sorup "sizin ismine kurban olurum" dediği yerde de İlyas dedenin her öğlen namazı cama tıklatıp "bir ihtiyacın var mı" dediği yerde de tutamadım kendimi. Ayrıca bir not ekleyeyim ki ben İlyas dedeciyim. Senin de dediğin gibi eminim onlar cennette bir araya geleceklerdir , çünkü insan sevdiğiyle beraberdir.
Fakat kitabın temel olarak bende bıraktığı 3 iz var diyebilirim.
Birincisi tüm kitap Hüzün kokuyordu sanki. Her cümlesi , her hikayesi hüzün kokuyordu. Serseri Musa'nın hikayesi de , Aida'nın hikayesi de , İlyas Dedenin hikayesi de , Matbaacının hikayesi de ve diğer tüm hikayeler de hüzün kokuyordu. Belki de bu yüzden çok sevdi herkes. Belki de bu yüzden her okuttuğum kişi bana aynı yorumla geldi. Ancak kalbi hüzün dolu kişi bu hikâyeleri yazabilir , bu hikayeleri bu şekilde anlatabilir. Çünkü Hüzün çok kıymetli bir şeydir. İnsana insanlığını hatırlatır.
İkinci nokta ,