Yaşadığımız çağla birlikte, dünyayı atalarımızın bildiğinden çok farklı biçimlerde bilmeye başladık. Nesilden nesile aktarılan kültürel bilinç, yerini giderek kültürler arası sınırları tanımayan, toplumlar arası kısmî bir melezleşmeye ve daha ziyade hâkim dünyanın rengine bürünmeye yol açan bir 'küresel bilinç'e bıraktı. Postmodern zamanlar bilincimizin yapısını değiştirmekte ve benliklerimizi dönüştürmektedir.
Bir değil birkaç maske ile dolaştığımız günden beri, hangisinin gerçek yüzümüz, hangisinin maske olduğu bilgisini yitirdik. Sığ ve çoklu benliklerimizle, hayatın tesellisini ekranlarda arayan, yönünü yitirmiş, şaşkın kimseleriz artık...
Hademeler analiz edildiğinde içlerinden $\sigma$ kısmının aptal olduğu görülmüştür. $\sigma$ değeri beklenenden yüksek olduğu için (Birinci Yasa), ilk başta, mevcut eğilimlere saygı göstererek, bunun hademelerin genellikle yoksul ailelerden ve kötü eğitimlerinden kaynaklandığı düşünülmüştür.Ancak daha yüksek gruplar incelendiğinde, aynı oranın memurlar ve öğrenciler arasında da geçerli olduğu görülmüştür. Öğretim personeli arasındaki sonuçlar daha da etkileyiciydi. İster büyük ister küçük bir üniversite, ister ünlü ister tanınmamış bir kurum olsun, öğretim görevlilerinin $\sigma$ kısmının aptal olduğu görülmüştür.Elde edilen sonuçlar öylesine şaşırtıcıydı ki araştırmanın özellikle seçkin bir gruba, gerçek "elitler"e, yani Nobel Ödülü sahiplerine kadar genişletilmesine karar verildi. Sonuç, Doğa'nın üstün güçlerini doğruladı: Nobel Ödülü kazananların $\sigma$ kısmı aptallardan oluşuyor.
Tarihselci eğilim ve perspektife, "İslam hakkındaki oryantalistik söylemin meydana getirdiği atmosfer ve mevcut siyasi koşulların zorlamasıyla oluşan modern taleplerin meşruiyetinin dayanağı olmaya elverişli bir içeriğe sahiptir" şeklinde bir rol biçilmesi bize göre ya hatalı bir okuma ya da hedef saptırmadır. Zira modern taleplere meşruiyet dayanağı olmaya elverişli içerik, tarihselci eğilimde değil, modernitenin dayatmalarını çok kere tarih üstücülük ve evrenselcilik sütresiyle saklama ve aynı zamanda söz konusu dayatmaları Kur'an üzerinden meşrulaştırma gayretleriyle tebarüz eden "klasik İslam modernizmi"ne yakışır bir sıfattır. Zira modern taleplerin meşruiyet dayanağı olmak, Kur'an'm on beş asır boyunca tüm Müslüman âlimlerin bilindik manada "darb etmek" diye tefsir ettikleri "vadribûhünne" (Nisâ 4/34) ifadesini, şimdilerde "evden uzaklaştırmak" gibi hafif veya sözüm ona "şiddet"ten arındırılmış manalar yükleyerek bir bakıma "Kur'an'ı çağdaşlaştırma" cüretinde bulunmaktan başka bir şey olmasa gerektir. Hiçbir usul takip etmeksizin, hiçbir İlmî gerekçe belirtmeksin Kur'an'daki bir ifadeye modern çağın ilcaatına uygun mana takdirlerinde bulunmanın merhum Fazlur Rahman'ın "ilkesiz yenilikçiler" diye tanımladığı İslam modernistlerine özgü bir tutum olduğu gayet iyi bilinmektedir.
ey inanmanın yasası, tılsımı sesimizin
verin güzelliğinizi kadınıma
ve gece: her uyuyuşun kan, her uyanışım rüzgar
yine atıldı uzaklığın düğümüne bir ilmek daha
a ş k l a r : s ı k ı y ö n e t i m !