Terence Tao, çocuk yaşta bir matematik dehasıydı. 9 yaşına geldiğinde Avusturalya, Adelaide'daki evine yakın bir üniversitede matematik dersleri almaya başlamıştı. 17 yaşında Princeton Üniversitesi'nde doktora eğitimine başladı. Tao matematik alanındaki en prestijli ödüllerden biri olan Fields Madalyası ve Dahi Grant olarak bilinen MacArthur Bursu'nu kazanmıştı. 10 yaşında Uluslararası Matematik Olimpiyatları'nda ödül alan en genç insan oldu. Tao şu an Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi'nde matematik profesörlüğü yapıyor.
Tao'nun matematikteki hünerini göz önüne aldığımızda onu rahatlıkla uzman bir matematikçi sayabiliriz. Ne de olsa böylesi bir yetenek kolay kolay ortaya çıkmaz. Bazısı Tao için dahilerin dahisi benzetmesini yapmaktadır. O matematikçi sayılmayacak da kim sayılacak?
Bu savaşta savaşan ve ölen ve bunu yapmaya devam edecek milyonlarca Rus askerine olan minnet borcumuz kelimelerle ifade edilemez." General MacArthur, Kızıl Ordu'nun “tarihin en büyük askeri kahramanlıklarından biri" olduğunu kabul ediyordu.
Aynı Mac Artur Kore savaşında Amerikan ordusunu yok olmaktan kurtarıp geri çekilirken vakit kazandıran Türk tugayında askerlerimiz öldüğü zamanda aynı minnet ifadelerini kullanmıştı!
Bu saflık artık bitmeli.
12 Eylül'de Felix, Irènèe, Lammot ve Pierre du Pont mahkemeye birlikte çıktı lar ve savaş yıllarında şirketin yaptığı muazzam kârla ilgili olarak sorguya çekildiler.
Şirket 1915 ve 1918 yılları arasında 1.245 milyarlık sipariş almıştı.
Savaştan önceki dört yıla göre siparişlerde 1.130 oranında artış vardı. Savaş sırasında, du Pont orijinal nominal değer hisse senetlerine 458 oranında temettü ödemişti. O günkü oturumlar, 1932'de Genelkurmay Başkanı General MacArthur'un Türkiye'ye gitmiş olduğunu ve Curtis Wright Corporation'ın bir yöneticisinden gelen mektuba göre orada "anlaşılan Türk genelkurmayla yapmış olduğu görüşmelerde Amerikan harp teçhizatını göklere çıkaran" sözler söylediğini de ortaya çıkardı. Bu noktada Nye araya girdi: "Bana öyle geliyor ki General MacArthur bayağı bayağı pazarla macıymış. Acaba Ordu ve Deniz Kuvvetleri özel sektör için bir satış organizasyonundan mı ibaret diye düşünmeye başlıyorum.
Twyla Tharp modern çağın en iyi dansçı ve koreograflarından biri kabul edilir. 1992 yılında sık sık Genius Grant (Dâhi Bursu) olarak anılan MacArthur Bursu’na layık görüldü ve kariyerinin büyük bir kısmını orijinal eserlerini sahnelemek için dünyayı dolaşarak geçirdi. Ayrıca başarısında büyük bir payın basit gündelik alışkanlıklara ait olduğuna inanıyor.
“Hayatımın her gününe bir ritüelle başlarım,” diyor. “Saat 05.30’da uyanır, egzersiz kıyafetlerimi, tozluklarımı, sweatshirt’ümü giyer, şapkamı takarım. Manhattan’daki evimden çıkar, bir taksi durdurur ve şoförden beni 91.Cadde ile Birinci Cadde’nin köşesindeki Pumping Iron spor salonuna götürmesini isterim. Orada iki saat boyunca spor yaparım.
“Ritüel, sabahları vücudumu maruz bıraktığım esneme ve ağırlık antrenmanı değildir; taksidir. Taksi şoförüne nereye gideceğimi söylediğim anda ritüeli tamamlamış olurum.
“Basit bir eylem ama onu her sabah aynı şekilde yapmak alışkanlığa dönüştürüyor, tekrarlanabilir ve kolay kılıyor. Onu atlama ya da farklı bir şekilde yapma şansımı azaltıyor. Bu, rutinler cephaneliğimdeki silahların bir artarken, düşünmem gereken şeylerin bir eksilmesi demek.”
Kararlılıkta Japonlar gibi ol.
Bu sözü 100 yıl içinde dünyayı iki kez, birincisi askeri başarılarıyla; ikincisi ekonomik başarılarıyla şaşırtmayı beceren Japonlar için söylüyorum. Her ikisinde de gerçekten bir mucizeden söz edilebilir. İki dönem arasında büyük bir farklılık vardır ve bu fark çok çarpıcıdır.
Her iki durumda da her şey pervasız ve kibirli bir Amerikan subayının hiç beklenmedik şekilde zuhur etmesi ile başlamıştır: 1853’te Komodor Perry, 1945’te General MacArthur.
Birincisinde Japonları kışkırtan Komodor Perry onların askeri olarak Çin ve Rusya dahil bir çok toprağı işgal etmelerine sebep olmuştur. Hristiyan ve Müslümanlar Araplar dahil bir çok Orta Doğu ve Orta Asya ülkesine örnek olacak yükselişlerini sağlamıştır. Bu yükseliş sonucunda kibirlenen Japonya diğer ülkelere destek olacağı yerde köstek olmuştur. Bu noktada Japonya’nın izolasyonu son bulmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda çok az emek vererek çok fazla toprak elde etmesine rağmen, savaşın sonucunda çok fazla talepte bulunması ve bu taleplerin karşılanmaması sonucunda adeta intihar ederek Pearl Harbor’daki donanmayı vurarak Amerika’yı işgale kalkışmıştır. Karşılık olarak iki atom bombasının Hiroşima’ya ve Nagasaki’ye düşmesiyle sonuçlanmıştır. 
İkincisinde anayasalarına yeni bir madde eklenmiştir. Buna göre; anayasalarına hiçbir kara, deniz ve hava kuvveti bulunduramaz, herhangi bir silahlı güç muhafaza edilemez ve de hiçbir devletle savaş hakkını tanınamaz metni eklenmiştir. Japonya’nın militarizmi son bulmuştur. Nesli tükenmesi eşiğine gelen, önce sert bir şekilde sarsılan, ne yapacağını şaşırmış,gayet öngörülü bir tepki gösteren Japonya, inkar, keder ve hınç içine gömüleceklerine, başlarına gelen aşağılayıcı tatsızlıklardan kendilerini toparlamak ve kusurlarından kurtulmak için istifade