Artık içinden ve yalnızca kendine dahi olsun sızlanmaktan bıkmıştı. Hem madem ki şikayet etmek bir şeyi değiştirmiyordu, o halde tüm acılarıyla bir şekilde uzlaşmayı da başarabilirdi insan. Önemli olan acıyı çekmek değil kendini o acının neresinde konuşlandırabileceğini bilebilmekti.
Madem sende o bâkî güzelliğin bir cilvesi var. Elbette o kalb, o cilveye karşı muhabbetini öyle bir dereceye çıkarır ki; o baki sevgiden başka hiçbir dünyevî bağ o muhabbeti söndüremez.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ecelle ilk tanışmam on beş yaşındayken yakalandığım sıtma yüzündendi. İki ay boyunca ateşler içinde yanarak ölüme meydan okumuştum.
İkincisinde 1911 yılında Trablus'a yola çıkmak üzereyken bir huysuz atın beni tepeceği tuttu! Ölüyorum sandılar, İskenderiye'de hastaneye kaldırıldım, tedavim iki hafta sürdü.
Daha beteri olamaz diyordum ki, bir yıl sonra Derne'de dişimdeki çürükler iltihaplandı.
Uykudan çoktan vazgeçmiştim de ağzımdaki apseler gündüzleri de zonkluyordu ve Derne'de dişçi yoktu! Ağrıdan çıldırmak üzereyken Derne'ye Kızılay kafilesiyle benim gibi kaçak gelmiş bir hekim olan Mim Kemal verdiği ilaçlarla derdime derman olmuştu, etti mi üç! Diş meselem halloldu diye sevinirken bu sefer de bir vuruşma esnasında ufacık bir kireçtaşı şarapnelden fırlayarak sol gözüme girdi. Kan çanağına dönen gözümün üzerine mendil bağlayıp savaşmaya devam ettim ama acıdan bastığım yerde tepinip duruyordum.
Hastaneye gitmek için cepheden ayrılırsam bizim tarafta bir kişi eksilmiş olacaktı ki bunu göze almam mümkün değildi. Bir saat sonra gözümün etrafı morarmaya başlamış, ateşim de çıkmıştı. Beni zorla sahra hastanesine yatmaya ikna ettiler. Hastanede bir aya yakın kaldım. Gözüm kurtuldu diye sevinirken ağrılar tekerrür etmekle kalmadı, artık ışığa da bakamaz olmuştum. Yeniden korsanlar gibi mendil bağladım sol gözüme. Silah arkadaşlarım bir göz doktoruna gitmem için israr ediyorlardı ama ben, Eritre taburuna karşı verdiğimiz bu önemli savaşta, kendi safımda silah tutan elimi asla eksiltemezdim.
Gözümün dayanılmaz acısına dayanmaya çalışırken, üzerimize açılan ateşte sağ koluma bir kurşun isabet etti. Kolumu tedavi ettirmek için mecburen gittiğim hastanede gözümü de halletmişlerdi. Siz deyin varan dört, ben diyeyim beş!
Ve üç yıl sonra Conk Bayırı'nda Nuri'yle
omuz omuza