Sevgili Dost,
En son ne zaman bir mektup yazdın? Şimdilerde mektup alaturka kaçıyormuş. Olsun, ben yine ısrar edeceğim pulu da olsun diye. Postacı yüzüme bakıp gülümseyerek; ''Makinadan geçiriyoruz, pul yok artık, '' diyecek. Olsun, ben yine de kırmızı olsun diyeceğim. Kırmızıyı sen de seversin değil mi?
Sevgili Dost,
Mektubun gelmedi.
Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıkası'na girizgâh yapmak istediğimde, öykünmeler aldı başını gitti. Doğrusu o kitabı anlatmak için benzer birkaç cümle kurmak mübah sayılabilir sanırım.
Günümüzde edebi değer taşıyabilecek eserlerin azlığından şikayet ettiğim sıralarda tanıştım bu kitapla. Sayfalar ilerledikçe geç kalmışlığımın farkına iyiden iyiye vardım. Eğer kalemle kitabın kenarlarına notlar almak, beğendiğiniz yerlerin altını çizmek gibi bir alışkanlığınız yoksa bu kitapla oluşabilir haberiniz olsun. Zira bende tam olarak öyle oldu.
Posta Kutusundaki Mızıka mektup-deneme tarzında yazılmış, 160 sayfalık damıtılmış bir eser. Anlam süzgecinden geçirilmiş betimlemeleriyle, güçlü bir hayal gücü ve kelime hakimiyetiyle kurulmuş tasvirleriyle kaptırıp gidiyorsunuz kendinizi mızıkanın notalarında .Açıkçası burada yazıp merakınızı söndürmek istemediğim fakat okurken daha önce neden aklıma gelmedi dediğim çok hoş tasvirler kullanmış Ali Ural. Okuduğum bir cümleyi tekrar okumak zorunda kaldığım da olmuştur. Bu durumumun sebebi ise kullandığı imgelerin mantığını çözmek istemem ve sonra tasvirlerdeki ince işçiliğe hayran kalışımdı. Sizinle sohbet ediyormuş havasındaki üslubu ise kitabı çekici kılan diğer bir özelliği. Kitabın ilgimi çeken diğer bir yönü ise düşünürlerden, şairlerden zaman zaman yapılan alıntılar.
Sanırım cimriliği bir kenara bırakıp, kitabın arka kapağını paylaşabilirim sizlerle;
Sevgili Dost !
Bu sabah kuş