Malumattan Marifet Doğar mı?
Asrımızın en büyük zihni sapmalarından biri, insanların yalın bir bilme eylemi ile o bilginin muktezasıyla amel etmeyi birbirine karıştırmalarıdır; halbuki insanoğlu bilmenin tek başına pek de matah ve ulvi bir şey olmadığını bir derk edebilseydi, malumat hamallığından sıyrılıp hakiki marifetin peşine düşerdi. Bilgi zihnin ameli iken; özümsemek, içselleştirmek ve o doğruyu bizzat hayat sahnesinde yaşamak kalbin rehberliğinde vuku bulan ve bilmekten fersah fersah üstün olan asıl rüçhaniyettir; zira biri insanı sadece muhakemeyle sevk ederken, diğeri kalbi bir inşirahla, biri fani bedeni harekete geçirirken, diğeri emr aleminden üflenmiş baki ruhu şahlandırır. Ruh, varlığın aslı ve ebedi cevheri iken, beden onun bu gurbet diyarında giydiği muvakkat bir giysisidir; tıpki fani dünyaya ait olan maddi zihnin geçici, kalpte inkişaf eden nurlu imanın ise baki olması gibi, insan satırlardan devşirdiği ilmi iktisap ettikten sonra onu mutlaka kalbin tasfiye süzgecinden geçirerek marifetullaha tahvil etmek mecburiyetindedir. Bugün elinizin altındaki bir telefonla, iki tıkla her türlü bilgiye zaten saniyeler içinde ulaşılabiliyoruz; dolayısıyla asıl mesele kupkuru bir malumat yığınına sahip olmak değil, o bilginin ruhu besleyen maneviyatına erip hikmetle amel edebilmektir ki, amelden mahrum kuru bir bilgi, kitap yüklü eşşeğin yorgunluğundan farksızdır. Allah ayetinde Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumuna benzer fermanıyla malumat hamallığını şiddetle yererken; İki Cihan Serveri Efendimiz de Fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınırım buyurarak, kalpte aks-i seda bulmayan kuru bilginin manevi bir vebal olduğunu bizlere ihtar etmektedir. Mevlana’nın sevdiğim bir sözü var **Hırka ve sarf ilmiyle insan fakih
Din
Veda
1000K denilen bu mecra, insanlar burayı neden tercih eder? 1000K denilen bu dijital mecranın varlık sebebi üzerine tefekkür ettiğimde, karşılaştığım manzara ne yazık ki bir ilim meclisi yahut tefekkür sofrası ümidini boşa çıkarmıştır. Kitap okuyup bir şeyler paylaşalım diye mi? Eğer gaye bu ise, neden paylaşılanlar sadırdan değil de sadece klavyeden dökülür? Kendi ruhundan bir tek cümle süzemeyen, sadece başkalarının altını çizdiği satırları pazarlayan bu malumatfuruşluk, hakikatte boşa kürek çekmektir. Peki başka ne için burada olur ifşalar, belden aşağı muhabbetler, çirkinlikler. Peki başka? Aman ben burada kitap okumak için varım başkada bir derdim yok diyerek hayatı kolpa olanların yalan dünyalarını sanalize etmesi için mi? Misal #49679890 şu iletiye bir bakın aman DM atmayın , aman burayı izdivaç yerine çevirmeyin diyenlerin bir kişi hariç tamamının DM'si açık:) Kolpacı, adama demezler mi neden DM'ni kapatmadın o zaman ? Aman efendim eşim dostum yazsın diye açık. Kısıtlama yapabiliyorsun be dostum, teknoloji çağındayız, bırak bu ayakları da bal gibi mesaj bekliyorsun potansiyellerden. Peki devam edelim, başka hangi motivasyon ile insan burada olur? Kitap, ifşa, kolpacılık, izdivaç, fikir alışverişi & beyin jimnastiği. Fark ettim ki burada kitap paylaşımı yapmak artık hiç benlik değil, zaten yapılan kitap alıntılarını mutlaka birileri daha önce yapmış oluyor, ne kadar amaçsızca. İleti ve fikri yazı yazsam yada yorum yazsam yanlış anlaşılıyorum, kalemim sert ve sürekli eleştiriyorum diye eleştiriliyorum hem zaten okuyan yok. Neden her bir yazı için en az 45 dakika uğraşayım, artık burada yazmayacağım. Demek ki DM'yi kapatmak ta yetmiyormuş, komple burayı kapatıp uygulamayı silmek gerekiyormuş. Yani aşağıdaki uzun yazının özeti buradan
1000Kitap
Reklam
Derdi tasası bu dünya olan insanları en çok motive eden şey sınıf atlama heyecanıdır. Türkiye'de o sebeple diploma, meslek, para, malumatfuruşluk, semt vs. gereksiz anlamlar taşır. Türkiye'de şimdiye kadar Müslüman olmayı, sınıf atlamaya vesile kılmış insanlar, bir noktada tıkanıyorlar. Bir zamanlar kazanmış olan bu sınıfa üye olma ümidi onları yiyip bitiriyor. Gözleri öyle kör oluyor ki, şimdiye kadar onları oraya taşıyan tüm merdivenleri tekmeliyorlar. O kadar gözleri kör ki kazanan tarafın uzun süredir kaybettiğini görmüyorlar. Başları okşanmadıkça hırçınlaşıyorlar. Lut kavmi gibi, bir temiz siz misiniz, gelin siz de bize katılın diye huzursuzluk çıkarıyorlar. Sizi Allah alçalttı, rüzgarınızı aldı, sizi zillete duçar etti. Orada kalakaldınız. Ne inebildiniz ne de çıkabildiniz. Yön duygunuzu kaybettiniz. Yukarı neresi aşağı neresi sağ sol neresi unuttunuz. Allah'a yalvarın ve açık işlediniz bu günahları açıktan ilan edin, deyin ki biz Müslümanların sırtında yükseldik ve Allah dışında izzet aradık ama bulamadık, Allah da bizim belamızı verdi, çok pişmanız, artık tevbe ettik diyin. Allah rahmandır, rahimdir. Hüseyin Gökalp
1000Kitap
Di(l)bacem
Nereye? Kendini bilmeye, hakikat yolculuğuna... İlmin, becerin, istidadın peşine. Meçhul, münzevi mütecessis. Kendine okur, kendine yazar... (!) Otodidakt. Hayat boyu öğrenci. Öyle kimselere bir şeyler anlatmaya takatim yok. Malumatfuruşluk itham ediliyor, haddim değil, başım kel kendi merhemimi arıyorum. Mutlu değilim, olmaya şuurum engel. Biliyorum ahmaklar cennetinde mutlu olmadığım için alay edecekler... Hem neymiş ki mutluluk? Meçhul fayda uğruna açık cehennem ticareti... Hayvanı bitkiyi insanı tanıdın da, güya Tanrıyı tanıyorsun... Müteazzım! Gözlerini kapamadan göremezsin, Yola çıkmak gerek, ama önce yoldan çıkmak gerek. Mecnun olamayana leyla ne gerek? Fiziksiz metafizik! Çirkine, kötüye, yanlışa tahammül edemez, Tek mısrası için şiir okur, tek mısrasına nesirler düzersin, İyi de... Güzel, doğru kimin hakikati? Ya bu kaşa,göze,hayranlık nereden ? Maddeye meftun...ah! Geçmiş olsun. İbrahim gerek gönlündeki buzdan putlara, Baltayla girme, Güneş gerek onları eritmeye, Gerçekleşmesi olanaksız kolaylık... Sevdiğin şeyler kimliğini inkar ediyor; ... Çizdiklerin mağribi taklit,
Şiir
HK
Tüketim ekonomisi; Tüketimin ekonomiye katkısı ile değerlendirilir. oysa tek başına tüketimin ekonomiye katkısını görmek doğru değil. ekonominin yanı sıra kültüre, üretime, insana toplumu da katkısını görmek gerekir. insanın ihtiyaç duyduğu şeyleri satın alarak bir tür tüketim yapabilir. iyi de tüketim kültürü oluşmayan toplumlarda neyin ihtiyaç neyin ihtiyaç olmadığını bilmiyorsa nasıl tüketim olacak. hele de dijital çağda, ihtiyaçların alanı da büyüdü. hatta ihtiyaç olmayan şeyler bile ihtiyaç olarak gösteriliyor. ve çılğınca bir tüketim furyası başlıyor. özel günlere dair üretilen ürünlerin tüketimi de bunların başını çekiyor. işte tam burada tüketimi biz tek başına ürün olarak görmemiz halinde de yalnışa düşeriz. dijital çağda yaşıyoruz. bilgi çağı. bilginin de kontrol edilmeden tüketilmesi bizi bilgi israfına götürüyor. Hatta ihtiyacımızın olup olmadığını dahi bilmeden bize verilen bilgiler zaman içinde bizim benligimizi de bozar hale geliyor. faydasız ürünlerin alımı, tüketimi bize israf olarak dönüyorsa, faydasız ilmin bize ne faydası olabilir ki demem o ki; faydasız tüketim, tüketim israfını da beraberinde getirir. tüketim tek başına ürün alıp tüketmek olarak değil, bilgi de bunlardan dır. faydasız bilgilerle kuşatılan kitleler, sadece birbiriyle didişiyor. parçalanmaya doğru yol alıyorlar. ürünler üzerinde gösteriş yapılmıyor sadece, faydasız bilgilerle de gösteriş içine giriliyor. bu da malumatfuruşluk ortamını sağlıyor. sözün özü: Tüketim ekonomisi, bilinçli olmadığı sürece ekonomiye zarar veriyor. bilgi tüketimi de bilinçli ahlaklı olmadığı sürece toplumda ayrışmalara yol açıyor
Araştırma-İnceleme Tarih
öğrenin cahiller :)
malumatfuruş, bilgiçlik taslamak anlamında kullanılan ve malumat(bilgi) ile furuş( satan,taslayan) kelimelerinden oluşan bir birleşik kelimedir. çok malumatfuruş bir ileti oldu biliyorum ama kelime çok estetik. hem biraz malumatfuruşluk da yapalım yani.
Edebiyat
Reklam
Reklam