Türk Yörükleri, kendilerine özgü töreleri, ilkeleri ve üretim biçimleriyle Osmanlı zamanında "bir kalem vergiden başka hiçbir mana ifade etmeyen anlaşılmaz bir alem olarak" kendi kendilerine yaşadılar.
Duygusal ve akli verilerin mezcedildiği yer olan kalp itminana erdiğinde hem duyularımız hem de aklımız hakikatle bütünleşir. Huzur bulmak ile huzurda olmak, bütün varlığımızı kuşatır. Allah'ın, kalbine sükunet indirildiği kişi, duyularını ve aklını doğru kullanıyor demektir.
"Türkiye halkının bilâkaydüşart hâkimiyetine sahibolduğunu bir defa daha ve katiyetle tekrar ediyorum. Hâkimiyet, hiçbir mâna, tirak kabul etmez. Unvanı halife olsun, ne olursa olsun hiç kimse bu milletin mukedderatında müşareket sahibi olamaz. Millet buna katiyen müsaade edemez."
(...) "O" her yerdedir, akıl da, zihin de, tabiat da; her şey İlâhîdir, çünkü "O" her şeydir. [...] İç ve dış'ı birbirinden ayırmak, zihnimizin alışık olduğu bir şey; ama düşünmemiz için ille de zorunlu değil. Kendisi için belirlenen sınırın gerisine çekilmek, yâni öte dünyaya sığınmak gibi bir imkân var aklımızın elinde.Dünyamızı oluşturan zıtlıkların ötesinde, alışılagelenden bir başka türlü yeni bilgiler, gerçeklikler, sırlar var. Şunu itiraf edeyim ki, düşüncem değiştiğinden beri kesin kelimeler, kesin hükümler diye bir şey tanımıyorum; bilâkis her kelime on türlü, yüz türlü mânâ taşıyor benim için. [...] İşte "O"nun başlangıç noktası...
Sayfa 164 - 165 İçte ve Dışta, Can yayınları·Kitabı okuyor
Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum
Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün!
Boş yere üzülmekte mana yok anlıyorum,
Kadrini bilmek lâzım artık her açan gülün;
Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün!
Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum.