Umarım oğlumun ilk kelimesi güzel bir kelime olur. Sosyal güvencesinden kat kat fazla önemsiyorum bunu. Yoksa hiç konuşmasın daha iyi. Anne veya baba yahut su yerine manolya desin, merhamet desin. Oynaşma desin. Bir su birikintisinin üstünden atlarken buldu kocam beni. Utandım, gayet iyiydim dedim ve koşar adım eve döndüm.
Sayfa 20·Kitabı okuyor
Anılar öylesine ürkünç ve solgundu. Yüzlerini bir türlü çıkaramıyordum eskiden sevdiğim insanların. Hangisinin gözleri ışıkta elâ, loşlukta zehir yeşiliydi; hangisiydi daima manolya kokan; yoo, o değildi, ötekiydi saatlerin tik takını gülümseyerek kendinden geçmiş dinleyen...
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Travma:)
Siz korkuyu sevmez misiniz? Ne kadar her şeyi değiştirir, zenginleştirir. Ama şimdiki korkuları söylemiyorum. Eski korkulardan bahsediyorum. İhtiyarların bize yavaş yavaş, geceden geceye, dünyamız güzelleşsin, rüyalarımız şekil alsın diye aşıladıkları korkuları söylüyorum. Masallardan eşyanın kendisinden gelenler. Meselâ karanlıkta bir ağacın gölgesi, küçükken bahçedeki bütün ağaçlar nasıl üzerime doğru yürürlerdi. O sedre ağacı yanı başındaki manolya, komşu bahçedeki kestane... Hepsi beni kovalardı.
Sayfa 201 - Dergâh Yayınları
Sen ki sümbülsün, leylaklaştın, ama haklı olarak manolya olmayı her zaman yadsıdın. Elif'sin sen, anısın ve geleceksin, gerçeksin ve düş. Şiirin takma adı, devrimin ağaç altı, alnımın yazısı. Evet, sende ıhlamur kokusu, bende tarçın kokusu. Yapıtlarını deniz kıyısında birbirine karıştıran iki eski uygarlık gibiyiz.
Sayfa 152 - Ankara, 19 Mayıs 1977 - Can Yayınları - 9. Basım: Aralık 2024·Kitabı okuyor
Evler ve Kadınlar
Öğleden önceki zamanlarda, saat on sularında, kuşluk vaktinde sokaklarda dolaşmasını çok seviyordum. Bu sıralarda kocalar işlerinde, masalarının önlerine eğilmiş ya da müşterileriyle içinden çıkılmaz pazarlıklara girişmiş olurlardı. Kadınlarsa en güzel anlarındaydılar. Mevsime bakmazlar, japone, göğüslerinin bütün türküsünü ortaya koyan entariler giyerler, pencere önüne, ya bir gezici bahçıvanı çağırmak, ya kilim silkelemek ya da köşe başındaki manava seslenmek için yaklaşırlardı. Kimi zaman sabahlıkla kaldıkları da olurdu. İşte o saatler, sabahlıklarını hiç kavuşturmazlar, evde yalnız oldukları için kimse tarafından görülmek korkusu yokmuşçasına odanın içinde peripembe gider gelirlerdi. Gerçi kimilerinin, bir kopçayla, bir kuşakla sabahlıklarının iki kanadını birbiri üstüne kavuşturdukları da görülürdü ama onlar da evli kadınlara özgü cömertliği hiç aksaklığa uğratmazlar, ev içi yolculukları pencere önüne rastladığı vakit, daha iyi örtünmek istiyormuş duygusunu uyandıracak biçimde, sabahlıklarını ilkin iki yana, bütün bütüne açarlar, sonra ödevini yapmış bir öğrenci memnunluğuyla onu, yeniden eski kapanık hâline getirirlerdi. Evlerden bu saatlerde, dışarıya doğru, bir büyü, bir sarhoşluk, bir manolya kokusu, bir sakız macunu sessizliği fırlatılırdı.
Sayfa 20 - Sel Yayıncılık, 4. Baskı
Yalçın
Bir tek kez adını söyledi bana yalnızca. Melek, dedi. Bahçede. Manolya ağacının altında. Benim adım Melek. Onu bile inanarak söylediğinden kuşkuluyum şimdi. Melek diye birinin varlığına inanıyor muydu? Susması Melek diye birinin varlığını kavrayamamasından mı?
Sayfa 95·Kitabı okudu