“Yüzyılımızda insana bakışımızı değiştiren iki büyük öğretiden biri Marksizm ise öteki Freudçuluk olarak kabul edilir. Dünyamızın yarısından çoğunun kurtuluşu Karl Marx’ın yolundan denediği bir gerçek. Öte yandan, Marksizmin ne denli karşısında bulsak kendimizi, öyle bir misyondan kendimizi ne denli uzak saysak, gene de bilincimize, bilincimize değilse, bilinçaltımıza ondan bir şeyler sakladığımız da doğrudur.”
(Leyla Erbil)
Komünist Çin, Abdunnåsır'ın, İslami referansları sonuna kadar kullanarak ve sınırları epey zorlayarak kendi mutlak iktidarına "dini" dayanaklar uydurma politikasını bire bir kopyaladı. Böylece Ezherde eğitim alan Hui lim talebeleri, Çine dönerken yanlarında götürdükleri "vatan sevgisi imandandır türünden ibareleri, "Çin Komünist Partisi'ne muhabbet ve sadakat duymak imandandır" şekline dönüştürerek halka aktardılar.
İslami ve Kuräni kavramlar da bu dönüşümden nasiplerini aldı. Mesela "cihad" nasıl yorumlandı dersiniz? Çin'in milli birliğini ve menfaatlerini savunmak olarak elbette. Hatta Kur'ân-ı Kerim'i Çinceye tercüme eden Muhammed Ma Jian (1906-1978) adlı Hui Müslüman din adamı, ömrünü İslam'la Marksizm ve Komünizm'in birbirine ne kadar yakın ve uygun olduğunu savunarak geçirdi. Öte yandan, kendisinin Kur'an tercümesi öylesine büyük bir şöhret kazandı ki, Suudi Arabistan Krallığı Çinli hacılara ücretsiz olarak dağıtmak üzere 1987de Arapça Çince Mushaf hazırlamaya karar verdiğinde, bu meal tercih edildi.
Söz konusu yorumlama biçimi, bugün hală cari. Urumçi'de çekilmiş bir cuma hutbesi kaydını izlemiştim. Genç Hui imam, vatan sevgisinin imandan olduğunu, bu sebeple bir Müslümanın ayrılıkçı fikirlere sempati duyamayacağını, vatanını ve hükümetini sevmeyenin İslam'ı yanlış anladığını anlatıyordu uzun uzun. Elbette bu cümlelerin alt metninde, doğrudan doğruya Uygurların eleştirildiğini anlamak için allame olmaya lüzum yoktu.
Bazıları, yalnızca birkaç Marksist kitap okudukları için çok şey bildiklerini sanıyor. Oysa okudukları ne zihinlerine yerleşiyor ne de düşüncelerinde kök salıyor; bu bilgileri uygulamayı bilmiyorlar, sınıf duyguları ise eskisi gibi kalıyor. Kimileri de büyüklenmeyle malul; kitaptan birkaç cümle ezberlediler mi kendilerini önemli biri sanıyorlar, burunları Kaf Dağı'nda geziyorlar. Ama bir fırtına koptu mu, işçilerin ve emekçi köylülerin çoğunluğuyla tutumlarının ne kadar farklı olduğu hemen ortaya çıkar: Onlar ikirciklidir, belirsizdir; oysa halk kararlıdır, tutumu nettir.