MARKSİSTİN İNSANA BAKIŞI...
Erich Fromm, insanı müşahhas varoluşu içinde değil, gerçekleşmemiş bir imkân, ertelenmiş bir öz, henüz dünyada karşılığı bulunmamış bir ideal olarak düşünür. Burada insan, tarih içinde ete kemiğe bürünen, belli ilişkiler içinde kurulan, o ilişkilerle yaralanan ve yine o ilişkiler içinde değişen müşahhas bir varlık olmaktan çıkar; henüz hiçbir yerde tam olarak görünmemiş, hiçbir tarihî biçimde bütünüyle gerçekleşmemiş, elimize insanın durumunu değerlendirmek için hiçbir müşahhas ölçü vermeyen mücerret bir özün taşıyıcısına dönüşür. Bu noktada, söz konusu eleştiri, bizim açımızdan Marksist bir itiraz olarak kıymetli değildir; çünkü insanı, tarihî şartların basit ürünü hâline getirmek de, tarihin üstünde asılı duran mücerret bir öz olarak düşünmek de aynı hatanın iki zıt görünüşüdür. Birincisi insanı maddî şartların neticesine indirger; ikincisi insanı tarihe temas etmeyen, kendi gerçekleşme zeminini bulamayan, mücerret ve askıda bir imkân hâline getirir. Olduğu gibi alırsak, bu tartışmanın iki tarafı da Batı’nın insan meselesindeki çıkmazını gösteren bir işaret levhasına dönüşür. Bu noktadan bakıldığında Dobrenkov’un Fromm’a yönelttiği eleştiri, kendi Marksist maksadını aşan bir imkân taşır. Onun farkında olmadan gösterdiği şey, Batı düşüncesinin insanı ya mücerret bir öz olarak havada bırakması ya da tarihî şartların ürünü olarak yere çakmasıdır. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Mihrâksız “İnsani Öz” Tartışmaları -II-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
BATI DÜŞÜNCESİNDE İNSANIN "TABİATI-ÖZÜ"
Batı düşüncesinde “insan doğası” veya “insanın özü” (essence of the human being-insan varlığının özü) olarak tartışılan bir mevzu vardır. Bu mevzuda Antik Yunan’da, Hıristiyan düşüncesinde ve modern dönemde çeşitli yaklaşımlar sergilenmiştir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk cephelerinden gelen saldırılarla, bu tartışmalar askıya alınmıştır. Varoluşçular, “varoluş özden önce gelir” diyerek, insanın bir masa veya sandalyeden farklı olarak seçimleriyle kendini oluşturduğunu dile getirmiş, Marksizm ise soyut ve değişmez bir cevher yerine, insanın emeği ve sosyal ilişkileri içinde tanımlanması gerektiğini öne sürmüştür. Bu tanımların ortak problemi, insanı ya kendi başına kapalı bir varlık olarak ele almaları ya da onu tamamen tarihî ve içtimaî şartların ürünü hâline getirmeleridir. Dolayısıyla Batı’daki temel problem, özcülük ile özsüzlük arasında gidip gelmesidir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk tarafından askıya alınan “insanın özü” tartışması, İBDA düşüncesinde yeniden açılır. İBDA’nın yaklaşımı, Marksizmin ve Varoluşçuluğun haklı itirazlarını bütünüyle reddetmez; fakat onları kendi yerlerine yerleştirir. Bu yazıda, İslâmî bir tarih anlayışına bağlı İBDA düşüncesi çerçevesinde bir karşılaştırma yapacağız. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Giriş -I-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
Reklam
Günün en sevdiğim vakti… İşten gelmişim, ayaklarıma tuz basacak denli yorgunum -fiziksel olarak çalışmasam da stresten tüm iskelet sistemim sızlıyor-, yemek mevzusu geçiştirme halledilmiş, ben ve benim gibi birkaç obur okurdan başka kimsenin okumayacağı ama ağzının tadını dilenler için oldukça lezzetli bir kitabın dibini sıyırıyorum. Tek bir sıkıntı var: Okuduğum -sözgelimi şu an Hukuk ve Marksizm isimli kitap- bu tip kitaplar üzerine konuşabilecek çok az insan var. Neyse…, en büyük dramımız bu olsun… Cemiyetin paylaşımlarına şöyle bir bakınca “Amaaan bizimki de dert mi? Ellerde ne dertler var be annem!..” diyorum. 😊📗📘
Karl Marks amcanın çocuklar
Grup hareketliliği: Bireysel toplumsal hareketliliğin kısıtlı olduğu toplumlarda bir toplumsal grubun dayanışma içinde gerçekleştirdiği dikey toplumsal hareketliliktir. 19. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen işçi sınıfı mücadelesinin sonucu olarak bu sınıfın hayat koşullarının değişmesi ve 20. yüzyıldaki sosyo-ekonomik yükselmeleri buna örnek gösterilebilir.
Vladimir Lenin.
Vladimir Lenin (1870–1924), Marksist fikirleri Rusya şartlarına uyarlayarak (Marksizm-Leninizm) işçi sınıfına öncülük edecek disiplinli bir parti yapısı kuran; 1917 yılında yoksulluk ve savaşın yıprattığı Çarlık Rusyası'nı Ekim Devrimi ile yıkarak yerine dünyanın ilk sosyalist devleti olan Sovyetler Birliği'ni (SSCB) inşa eden, 20. yüzyıl dünya tarihine yön vermiş Rus devrimci, teorisyen ve devlet adamıdır.
Tarih
Adam olan düşünürlerin bir kısmını ekledim aşağıya
Bazı düşünürler sadece söz sallamış olmak için sallar mantığı da yok zaten.Çogu da yahudi bozması flndir eminim kadınlara karşı sözlerini buraya ekleyeceğim.Maalesef her türlü dinden varmış erkek her yerde erkek saçma aşağılık kompleksini kapatmak için birşeyleri küçük görmeli yoksa asla yücelemez.Ama adam olanlar böyle şeylere ihtiyaç duymaz. "Zihnin cinsiyeti yoktur." (L'esprit n'a pas de sexe)François Poullain de la Barre (1647–1723) "Bir cinsiyetin diğerine yasal olarak tabi kılınması, kendi içinde hatalıdır ve insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engellerden biridir; yerini tam bir eşitliğe bırakmalıdır."John Stuart Mill Karl Marx ile birlikte Marksizm'in kurucusu olan Engels, "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" adlı eserinde kadının ezilmesini ekonomik ve tarihsel bir temele oturtmuştur. Fikri: Engels'e göre kadının ev kölesi haline gelmesi, tarihte özel mülkiyetin ortaya çıkması ve ataerkil aile yapısının kurulmasıyla başlamıştır. Erkek, biriken servetini kendi öz çocuklarına bırakabilmek için kadının cinselliğini ve özgürlüğünü denetim altına almıştır. Engels, tarihteki bu kırılmayı "kadın cinsinin dünya tarihsel yenilgisi" olarak tanımlar ve kadının özgürleşmesi için mutlaka ekonomik bağımsızlığını kazanması ve üretime katılması gerektiğini söyler.
Reklam
Reklam