Ah Bir de Ayık Kafayla Yazsaydın Be Huxley
7/10
·272 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitaplar hikâyelerini, bazıları ise fikirlerini ön plana çıkarır. Fakat yalnızca hikâyeye odaklanmak eserin düşünsel derinliğini zayıflatırken, yalnızca fikirlere odaklanmaksa kitabı bir roman olmaktan çıkarıp bir manifestoya dönüştürebilir. İyi bir eser, bu iki unsur arasında denge kurabilendir. Cesur Yeni DünyaCesur Yeni Dünya ise fikirlerini öne çıkarma uğruna hikâyesinden belirli ölçüde ödün vermiş bir roman. Bu tür eserlerin okunurluğu, özellikle fikirler anlatının doğal akışına ustalıkla yedirilemediğinde, daha hikâye odaklı romanlara kıyasla düşük kalabiliyor. Ben de okurken yer yer bunu hissettim. Romanın ortaya koyduğu düşünceler oldukça güçlü olsa da anlatının ve karakterlerin zaman zaman bu fikirlerin taşıyıcısı konumuna indirgendiğini hissettim. hikayenin yazarın fikirlerinin taşıyıcısı olması gayet doğal, zaten aksi eseri değersizleştirir, fakat yazarın vermek istediği mesajların okura fazlasıyla doğrudan aktarıldığını düşünüyorum. Bazı bölümlerde fikirlerin zihnimize doğal biçimde yerleşmesinden ziyade, zorla kabul ettirilmeye çalışıldığı hissine kapıldım. Oysa ustaca yazılmış eserlerde yazarın düşünceleri bu kadar görünür olmaz; okur, farkına bile varmadan kendisini o fikirleri sorgular ya da savunur halde bulabilir. Burada ise düşünceler çoğu zaman anlatının önüne geçerek kendilerini açıkça hissettiriyor. Ayrıca kitap boyunca sık sık tekrar eden temalar ve benzer mesajlar, bir noktadan sonra anlatının sürükleyiciliğini de olumsuz etkiliyor. İlk karşılaşıldığında güçlü etki bırakan bazı fikirler, sürekli vurgulanmaları nedeniyle zamanla etkilerini kaybedebiliyor ve okuma temposunu yavaşlatabiliyor. Ayık kafayla yazılsa işleyiş iyileştirilebilirmiş de o zaman da fikirler sönük kalırmış gibi hissettirdi. Yine de ağızınıza bir soma attıktan sonra akıcı okunabilecek bir
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 17:59
Kitap, dünya tarihindeki siyasi, ekonomik ve toplumsal olayların arkasında küresel finans çevreleri ve gizli güç odaklarının bulunduğu iddiasını işler. Kitabın başlangıcında, Albert Pike'a atfedilen bir mektuptan bahsedilir. Bu mektupta dünya savaşlarının önceden planlandığı ve büyük küresel değişimlerin belirli güçler tarafından yönlendirildiği öne sürülmektedir. Daha sonra İngiltere, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin kuruluş ve gelişim süreçlerinde "para baronları" olarak adlandırılan finans çevrelerinin etkili olduğu, devletleri borçlandırarak kendilerine bağımlı hale getirdikleri iddia edilir. Kitapta gelecekte tek bayraklı ve tek sistemli bir dünya düzeni kurulmaya çalışıldığı görüşü savunulur. Bu süreçte ekonomik krizlerin artacağı, ahlaki değerlerin zayıflayacağı, milliyetçiliğin azalacağı, ateizm ve deizmin yaygınlaşacağı, ayrıca nüfusun çeşitli yöntemlerle azaltılacağı ileri sürülmektedir. Yazar, bu görüşlerini desteklemek için bazı çizgi filmler ve Hollywood yapımlarında gizli mesajlar bulunduğunu öne sürer. Özellikle The Smurfs örneği verilerek Şirinler Köyü'nün kolektif bir sistemi temsil ettiği, Şirin Baba'nın Karl Marx'a, Gargamel'in ise ABD ve onun etkisindeki güçlere benzetildiği belirtilir. Kitap ayrıca Rusya ve Türkiye'ye de değinir. Vladimir Putin'in Rusya'yı büyük şirketlerin ve oligarkların etkisinden kurtarmaya çalıştığı, işçilerin haklarını savunduğu ve Sovyetler Birliği'nin kuruluşuyla ilgili farklı iddialar ortaya attığı anlatılır. Türkiye için ise 2013 yılında IMF borcunun bitirilmesinden sonra ülkeye siyasi ve ekonomik baskıların arttığı görüşü savunulur.
Tarih ve Siyaset
BaronlarAhmet Han · Lopus Yayıncılık · 2019430 okunma
Reklam
10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 14:29
Okuduğum en güzel şeylerden biri. Böyle düşüneceğimi asla tahmin edemezdim. Sadece filminin çekileceğini duyduğum ve ana kadın karakteri sevdiğim bir oyuncu canlandıracağı için aldığım bir kitaptan aşırı sevip bitirmeye korktuğum bir kitaba dönüşmesi çok kısa sürdü. Bilgisayar oyunlarıyla uzaktan yakından alakası olmayan ben, kitap boyu ürettikleri oyunları oynamak istedim. Tek ilgimi çeken oyunlar ya da o üretim süreci değildi tabi ki kitapta, çok derin ve katmanlı karakterler ve aralarındaki arkadaşlık ilişkileriydi. Sam ve Sadie'nin arkadaşlık/iş ortaklığı ilişkisi, Sam ve Marx'ın oda arkadaşlığndan iş ortaklığına uzanan ilişkileri hatta bir nokta da -hiç beklemediğim bir şekilde- Sadie ve Marx'ın birbirine aşık olması, okuması çok keyifli bir hikaye ortaya koydu. Hemen bitmesin diye bu bölüm sonlarında biraz ara vereyim derken buldum kendimi hep. Hikayesini okudukça Sam'e bayıldım, Sadie için ne hissedeceğimi bilmiyorum hem sevdim hem sevmedim, Marx'a karşı nötrken ölümüyle birlikte inanılmaz üzüldüm. Spoiler oldu biraz ama neyse. Normal People ile alakası yok bu arada. Aşktan daha büyük, daha kalıcı bir bağ ile bağlılar birbirlerine. Çok sevdiğim, uzun süre aklımdan çıkmayacak bir kitaptı. Okumaya değer olduğunu düşünüyorum. 10 üzerinden 10 yıldız değil çok daha fazlasını hakediyor.
Yarın, ve Yarın, ve YarınGabrielle Zevin · April Yayıncılık · 2024299 okunma
《 "SAHİP OLMAK" YA DA "OLMAK" 》
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 12:05
Erich Fromm'un bu eseri "Sahip Olmak" ve "Olmak" temalarını psikolojik, sosyolojik, din tarihi, Batı felsefesi ve modern kapitalizm eleştirisi yönüyle inceleyen bir yapıttır. Çoğunlukla didaktik bir dili olsa da, insanı düşünmeye iten sorgulamalar ve metaforlar olduğunu da görürüz. Kitap, "Sahip Olmak" ve "Olmak" temalarını çeşitli yönlerden karşılaştırırken, Meister Eckhart, Marx, Freud, Buddha, Spinoza gibi kişilerden de alıntılar yaparak incelemeyi derinleştirir. Yazar, kitabın başlarında Batı kültüründen 19. yüzyıl İngiliz şairi Alfred Tennyson (1809-1892) ile Doğu kültüründen (Japon) 17. yüzyıl şairi Matsuo Basho (1644-1694)'nun şiirlerini karşılaştırır. Şiirlerde Tennyson çiçeği koparıp ona sahip olmayı seçerken, Basho sadece çiçeğe bakıp varlığıyla yetinir. Bu metaforla ve devamında yaptığı terennümlerle yazar, "Sahip Olmak" kavramının biriktiren, tüketen, öldüren yönüne değinirken; "Olmak" kavramının ise veren, paylaşan, canlandıran özelliklerine değinir.Bir çiçeği çok sevdiğimiz için koparıp vazoya koymakla onu sahipleniriz. O an için o çiçeğe, rengine, kokusuna sahibizdir. Ama çiçek o vazoya konulduğu andan itibaren ölmeye başlar, mülkiyet arttıkça canlılık azalır. Hâlbuki "Olmak" kavramında çiçeği bahçeden koparmadan yanına oturup adım adım büyümesini, rüzgârda salınışını izleriz. Çiçek benim vazomda olmasa da aramızda bağ vardır ve gerçektir. Çiçek yaşamaya devam ettikçe bağ güçlenir ve biz de o yaşamın bir parçası oluruz. Mülkiyet denilen koltuk değneklerini atıp özgürleşmeyi tavsiye eden yazar, ilişkileri ve sevgiyi de bu metaforlarla bağ kurarak anlatır. Gerçek sevginin mülkiyet arzusuyla yan yana olmadığını belirtir. Biliyoruz ki ilişkilerde sağlıklı olan bağ kurmaktır, sağlıksız olanı ise bağlanmaktır. Çünkü bağlanmak mülkiyet arzusundan gelir ve
Psikoloji
Sahip Olmak ya da OlmakErich Fromm · Say Yayınları · 20154,747 okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2026 30. kitabı
Felsefe hayatımızı iyi yönde değiştirebilir mi? Fikirler Dünyası'nın başkanı Sokrates'in iddiasında haklı çıkmak için kurban seçtiği Ben Warner'a sorduğu soru bu. Ben de şunları sorayım: Cahillik mi mutluluktur bilgili olmak mı? Mutlu eden yalanlara inanmak mı rahatsız eden gerçekleri umursamak mı? Sorgulamanın dibine vurup en kutsal sayılanı, dini, yaratıcıyı, aileyi, adaleti, kaderi, devleti, tüm sistemleri, hayatı sorgulamak mı yoksa sorguyu yüzeysel/ dozunda bırakmak, beynin örümcek ağı tutmasından rahatsız olmamak mı? Fikir dahi olsa bir şey üretmeden yaşamak mı yoksa huzursuz olmak uğruna vicdan'ın sesini dinlemek mi? Sorular, sorular, sorular... Vicdan sahibi, üstüne kabullenemeyen yapıda olanların vay haline. "Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem (Yeraltından Notlar - DOSTOYEVSKİ)." Galiptir bu yolda mağlup. Selam olsun kaybedeceğini bildiği halde savaştan kaçmayanlara; selam olsun en kutsala dahi isyan edenlere; selam olsun Sisifos'a; selam olsun kabullenmeyenlere, vicdan sahiplerine, her şeye rağmen insanlığını terk etmeyenlere, ilk günkü masumiyetini koruyanlara, kirlenmemişlere, masum ve saf kalplere, acı çektikçe inatla vazgeçmeyenlere... Felsefenin amacı ikna etmek değil şüphe oluşturmaktır. Kitabı okurken kâh filozofların karşısında mülakata giriyorsunuz kâh siz soru sorup filozofluğa soyunuyorsunuz. Karşınıza kimler çıkmıyor ki Sokrates, Kant, Marx, Nietzsche... Bu yönüyle Sofie'nin Dünyası'na benziyor. Bunun yanında kitabı okurken kendinizi Matrix üçlemesini, 2001: Bir Uzay Destanı, Kaynak (The Fountain - 2006), Truman Show, Black Mirror: Bandersnatch filmlerini; Black mirror dizisini ve Room 8 kısa filmini izlerken buluyorsunuz. Ayrıca Platon un Mağara Alegorisi kavramına
Duygu ve Düşünce
Portakalın Aklı OlsaLucy Eyre · Doğan Kitap · 200822 okunma
Varoluş Sancısı: Kimlik'in Labirentinde Kaybolmak
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 00:39
Milan KunderaMilan Kundera KimlikKimlik 'te akıllı, modern, çalışkan, tutkulu, güçlü ve orta yaşlı bir kadın olan Chantal ile kendisinden yaşça küçük olan duygusal, serseri ruhlu, sorumsuz ama sevimli sevgilisi jean- Marc'ın "aşk"ını irdeliyor. Ancak KimlikKimlik sadece bir "ilişki romanı"olmayıp, aslında hepimizin içindeki o kırılgan "benlik" algısını nasıl başkalarının gözlerine emanet ettiğimizi çok net özetliyor. Kimlik; aşk, yaşlanma ve bireyin mahremiyeti üzerine yoğunlaşmış modern bir varoluş sancısıdır. Chantal için yaşlanmak, sadece çizgilerin derinleşmesi değil, dünyanın bakışlarının üzerinden çekilmesidir. "Evet, erkekler, erkekler artık dönüp bana bakmıyor" cümlesi Chantal için sadece yaşlanma kaygısı değil," yok olma" korkusunun da sinyalidir. Milan KunderaMilan Kundera 'nın deyimiyle bizler "sefalet makyajcılarıyız." https://1000kitap.com/gonderi/301481670 modern dünya bizden bu sefaleti neşeyle maskelememizi bekler; ancak bu makyaj, ruhun derinliklerindeki o varoluşsal sızıyı dindirmeye yetmez. Jean- Marc, sevdiği kadının bu görünmezlik sancısını dindirmek için bir oyun başlatır ve Chantal'a isimsiz mektuplar yazar. Bu başlangıçta masum bir şey gibi görünse de, aslında kendi elleriyle ördüğü bir "*konformizm kalesi*" dir. Jean-Marc Chantal'ın beğenilme ihtiyacını sahte bir "öteki" yaratarak tatmin etmeye çalışırken, aslında onu kendine (Jean -Marc'a) yabancılaştırır. https://1000kitap.com/gonderi/301397069 bu oyun ilerledikçe, sadakat ile ihanet, şefkat ile kontrol arasındaki çizgi silinir. Chantal'ın mektupları yazanın Jean- Marc olduğunu anlamasının üzerine evden gitmesi sonrası, Jean- Marc'ın "Ben şimdi ne yapacağım?" sorusu, sadece kaybedilen bir eşe değil, o güne kadar bir başkasını gözlemleyerek inşa ettiği kendi kimliğinin yıkımına verilen bir cevaptır. Kitabın en vurucu noktalarından
KimlikMilan Kundera · Can Yayınları · 20192,562 okunma
Reklam
Reklam