• 288 syf.
    ·10/10
    Hüseyin Avni Dede Sahaflar çarşısında kendince yazdığı şiirleri satmaya çalışan münzevi bir abimiz.. Kendisi çok garibandır ama şiirleri duygu olarak baya zengindir. Öyle profesyonel bir şair değil, çok net bir şekilde anlatamıyor anlatmak istediğini. Aslında söylemek istedikleri çok güzel ama okurken ona biraz yardımcı olmak gerekiyor. Ne dediğinden ziyade ne demek istediği önemlidir diyebiliriz. Benim Hüseyin Avni Dede'ye olan ilgim şu sözüyle karşılaşmam sonucunda başladı; "Şair ekmek yiyor ama fırıncı şiir okumuyor." bunu paylaştığım zaman "çünkü ekmek karın doyurur, Maslow Yasası hebele hübele.. " şeklinde yorumlar aldım. (Gerçi sonra silmek zorunda kaldılar ) bir kere bilmeyen öğrensin, öyle bir yasa yok. Bunun ismi İhtiyaçlar Hiyerarşisi ve o da Maslow'un şahsi düşüncesidir. Bana tarafını seç deseler oyumu Avni Dede'den yana kullanırım. Ekmek vücut gıdası ise şiir ruhun gıdasıdır. Maslowculara inat bundan on tane de alıp tüm Ovacık fırın esnafına dağıtıyorum hadi bakalım! Hüseyin Avni Dede ekmek yiyorsa sen de şiir okuyacaksın fırıncı dayı, yok öyle yağma :))

    Şaka bir yana gerçekten güzel bir kitap ve güzel bir şair. Alıp okuyun hem ruhunuza gıda olur hem de değerli şairimize naçizane bir katkı sağlamış olursunuz.

    Hoşça kalın, şiirle kalın..
  • 352 syf.
    ·3 günde·
    Her şeyin başı sevgidir sloganıyla kitapla ilgili düşüncelerimi ifade edeyim :
    Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı. Diğer kitabında da bu kitabında da ve muhtemelen okursam diğer kitaplarında da olayların yeşilçam tadında olduğuna kanaat getireceğim. Olaylar gerçek hayattan alınmış olsalar da birçok yerde çarpıtılarak abartılarak anlatılmış olduklarına inandım ben. "Kader" motifi üzerinden olaylar anlatılmış ancak ben yazar gibi anlattığı her olayın ardında "kader" olduğunu düşünmüyorum. Evet insanların engel olamadığı gerçekler vardır ama bir de kendi özgür iradeleriyle oluşturdukları gerçekler vardır. Yapılan yanlışların kader motifinin ardına sığınılarak örtülmeye çalışılması kabul edilemez. Anlatıların bir kısmı kurgu da olabilir ben buna karşı değilim ancak beni rahatsız eden, kabul edemediğim durumlar vardı.
    Kitabın mesajı başlangıçta değindiğim gibi sevgi-sizlik. Kitabı okurken aklıma Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi geldi. Temel ihtiyaçları karşılandığı halde mutlu olamayan insanlar var. Çok zorluklar çektiği halde sevgi ihtiyacını karşılayınca da mutlu olan insanlar. Öyle olunca da insanların temel ihtiyacı fizyolojik değil sevgi/ait olma ihtiyacıymış diyorsunuz. Maslow'un yanında Freud'un psikoseksüel gelişim ile ilgili fikirlerini de bir kez daha düşündüm. Her insanın davranışının altında yatan sebep aslında çocuklukta geçirdiği evrelerde gizli.
    Yetişkinliğimiz çocukluğumuza ayna tutuyor aslında. Çocuklukta doyurulamayan bazı duygular büyüyünce insana zarar verecek, zarar verdirecek kadar tehlikeli olabiliyor.
    Umarım bu kitapta anlatılan her şey gerçek değildir zira olayların psikolojik boyutundan çok toplumsal boyutu beni çok rahatsız etti.
  • 224 syf.
    ·Puan vermedi
    Cumhuriyet'in kuruluşu, Kurtuluş Savaşı, tüm milli ve evrensel olgular savaş altındayken ilk okuduğum değil son okuduğum kitabıyla başlamak istedim. Zira günümüz ve popülarite Osmanlıyı olduğunca işlemeye ve yeşertmeye gayret ediyor.
    Kitap Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi adına incelenebilecek nitelikte. Vakit yok, güvenlik yok, temel ihtiyaçların karşılanması mümkün değil. Fakat belki de yerden göğe her şeyin üstünde olan "Aşk" var. Vatan ve duygusal aşk...
    İtilaf Devletleri tarafından her şeylerin leyhlerine olduğu tamamen mantık üzerine savaş düzeninden., Başçavuş Adıvar'ın da içinde bulunduğu vatan aşkı uğruna mantıklarıyla değil yürekleriyle hareket "Hattı müdafaanın olmayıp sathı müdafaanın olduğunu" tüm dünyaya gösteren fazlaca aşık fazlaca yürekli evlatların romanı.
    Ateşten gömleği giyen Peyami ve geçmişle gelecek arasında sürekli gidip gelen kadın yazar. Okuduktan sonra araştırınca göreceksiniz ki karakterler gerçek değil.
    Peki ya tüm o karakterler tipse ve hepimiz gerçekten öyleysek.
  • 152 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Kitaba nasıl başlayayım, ne şekilde incelemeye çalışayım bilmiyorum.
    Zira kitaptaki her sayfa çok önemli ve bilinmesi gerekenlerden oluşuyor. Aslında bir kaç yerde tekrara düşülmüş ama olsundu.
    Kitapta, yazar Marx hakkında söylenen sözlerin, yapılan yorumların haksızlığından bahsediyor.
    Ve bunu yapan kimselerin, hem Marksist hem de Kapitalist olduklarını, delilleriyle birlikte çok güzel ifade ediyor.
    Marx'ın Tanrı'yla bir sorunu olmadığından bahsediyor mesela. Hani "Din, afyondur." sözüne atıf yapanlar var ya, o sözün, o anlamdan ibaret olmadığını anlatıyor.
    Marx'ın ne din ile ne de milliyet ile derdi olmadığını, tek derdinin "sosyalist" bir yasam olduğunu anlatıyor.

    Peki nedir Sosyalist Yaşam?
    Marx'a göre sosyalizm, insanları özgürleştirici yöntemin ilk basamağı.

    Peki insanlar nasıl özgürleşir?
    Marx'a göre özgürlük, az şeye sahip olmaktır. Ve sahip olduklarının seni tahakküm altına almamasıdır. Diyor ya Nâzım "yok edin insanın, insana kulluğunu" diye, işte bu Marx'ın özgürlük anlayışı.

    Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nde, en tepede yer alan "kendini gerçekleştirme" evresine nasıl ulaşılacağını söylüyor Marx; kendini yaratmak ile. Peki içinde yaşadığı toplumun nimetlerini, özel mülkiyet adıyla cebine indirenlerin çok olduğu bir toplumda kaç kişi kendisini yaratabilir? Işte bu yüzden Marx, özel mülkiyete karşı.

    Stalinist Rusya'da oldugu gibi, tüm kaynakların devlet tarafından yönetilmesine de karşı Marx. Işte bu yüzden "halkın tamamının ekonomik hayatta işbirliği yapması ve aktif rol alması gerektiğini" söylüyor. Proleteryayı savunuyor evet ama proletaryanın üstünlüğü eline geçirip burjuvayla savaşmasını savunmuyor. Çünkü Marx insanlar arası üstünlük savaşını saçma buluyor.

    Marx'ın felsefesinde, bir beyin hücrelerinin birlikte ve sorumluluk alarak işbirliği ve dayanışma ile bilgi üretmesi gibi, sosyal hayata herkesin katılımını istiyor. Işte kapitalizme de bu noktada karşı çıkıyor. Kapitalizm, kanserli bir hücredir çünkü. Ve kanserli hücre, en yakınından başlayarak diğer hücrelere de kanser bulaştırıp vücudu öldürüyor ya hani, işte kapitalizm...


    Marx için bir diğer konu, yabancılaşma. Bu yabancılaşma, aslında dinde bahsedilen putperestlik. Öyle ki, kapitalist düzende, meta önem kazanıyor. Ve insanlar metalar uğruna yaşıyor. Kendi ihtiyaçları için değil, metalarının ihtiyaçları için çalışıyor. Bu da insanı kendine yabancılaştırıyor. Ve insan, tıpkı taştan put yapıp sonra da onların önünde ibadet eden cahiller gibi, kendi ürettikleri metalardan medet ummaya başlıyor. Marx bu tipteki insanlara "eşya-insan" diyor. Işte bu yüzden Marx, insanın yabancılaşmasının önüne geçmek istiyor. Bunun da yolu tabi ki Sosyalizm....

    Herkes aynı parayı kazansın, herkes aynı evde otursun mantığında değil Marx.
    Marx diyor ki; insanlar para kazanmak zorunda oldukları için kendilerini heba etmesin. Insanlar ekonomi yüzünden hayattan soğumasın.

    Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu, bilgi ve yeteneklerine göre yerine getirse, zaten ortada ne sömüren kalır ne de sömürülen. Birileri bin odali evlerde sefa sürecek diye halk neden tek odalı barakalarda sürünsün diyor. Insanların para kazanma, malk mülk edinme ve gösteriş yapma hırslarını elinden alsak, sizce dünya çok daha güvenli ve mutlu olmaz mıydı???

    Insanların kendilerini korumak için, herhangi bir kitleye girdiğini itiraf eden Marx, buna da son derece karşı. Çünkü bu, fanatiklik psikolojisini doğuruyor. Marx buna da karşı geliyor.

    Varoluşçu Felsefenin ete kemiğe bürünmüş hali, tek bir halkın, zümrenin, dini grubunun değil; tüm canlıların salahiyetini savunuyor Marx.

    FROMM, kitapta Marx'ı "mesih" olarak ifade ediyor. O'nun düşüncesinin peygamberler ile aynı olduğunu ancak kökeninin din olmamasından ötürü, yeterince anlaşılmadığını söylüyor.

    Geçtiğimiz hafta; kapitalist düzenin aktörlerinden olan bir ismin yazdığı "bir ekonomik tetikçinin itirafları" kitabını okuduktan sonra, Marx'i daha da iyi anladığımı düşünüyorum. Hatta az bile demiş.


    Sözün kısası, bir çok kişinin ütopya adıyla kaleme aldığı ne varsa, Marx bunları felsefe haline getirmiş, sonra toplumsal hayata uygulama biçimini düşünmüş ve işçilerden başlamış. Çünkü isçiler, bu halkadaki en mazlum insanlar....


    Ben belki derdimi anlatamadım ancak bu kitapta, Marx'ın derdini çok iyi anlayabiliyorsunuz. Zaten önemli olan da o değil mi?
  • Abraham Maslow, - hani ihtiyaç hiyerarşisi kuramının sahibi olan zat-ı muhterem var ya, hıh işte o - çocukken kendisini sürekli dışlayıp reddeden annesinin cenazesine çağrıldığında bir mektup yazıp göndermiş. Mektupta, "ANNEMİN CENAZESİNE KATILMAYI REDDEDİYORUM!" yazıyormuş.

    (Nasıl bir travma yaşamışlar sana kıyamam.. 😖)
  • İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı

    Sahip olduğunuz tek şey çekiçse, her şey çivi gibi görünmeye başlar. / Abraham Maslow



    📌Abraham Harold Maslow, hümanist psikolojinin ortaya çıkmasında katkılarda bulunmuş bir psikoloji profesörüdür. Kendi adı ile anılan “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” kuramıyla tanınır. İhtiyaçlar hiyerarşisi, psikolojide motivasyonel bir kuramdır ve bireylerin ihtiyaçlarını beş katlı bir piramit içinde hiyerarşik düzeyler olarak tasvir eder.

    📌İnsan ihtiyaçları sınırsızdır. Maslow, bireylerin belirli ihtiyaçları karşılamaya motive olduklarını ve bazı ihtiyaçların diğerlerinden üstün olduğunu belirtir. Maslow’a göre; daha üst düzeydeki ihtiyaçlar karşılanmadan önce alt düzeydeki ihtiyaçların karşılanması gereklidir. Bireyler ancak alt düzeydeki ihtiyaçları doyuma ulaşınca üst düzeydekilere hazır hale gelirler. En temel ihtiyaçlarımız biyolojik ve fizyolojik yaşama yönelik olanlardır ve bu ihtiyaçlarımız davranışlarımıza yön verir. Biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarımız karşılandığında bir sonraki düzeydeki ihtiyaçlar motivasyon kaynağımız olacaktır.

    📌Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı 5 aşamalı model içermektedir:

    1. Fizyolojik İhtiyaçlar
    Fizyolojik ihtiyaçlar piramidin ilk basamağını oluşturur ve açlık, susuzluk, cinsellik, hava, uyku ve buna benzer temel yaşamsal ihtiyaçlar bu kategoridedir.

    2.Güvenlik İhtiyacı
    Fizyolojik ihtiyaçlarını belli ölçüde karşılayan bireyin güvenlik ihtiyacı ortaya çıkar. Güvenlik ihtiyacı fiziksel ya da psikolojik zararlardan korunma ve emniyette bulunma anlamına gelir. Güvenlik riskiyle karşılaşan birey, bu durumun üstesinden gelebileceği çözümlere yönelir.

    3.Ait Olma ve Sevgi İhtiyacı
    Fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının yeteri kadar sağlanması durumunda bireylerin bir gruba ait olma, diğer grup üyeleri tarafından kabul edilme, benimsenme, sevme ve sevilme gibi sosyal ihtiyaçları ortaya çıkar. Ait olunan grubun büyüklüğü veya küçüklüğünden çok, arkadaş, sevgili, eş ya da çocuk eksikliğini giderme ihtiyacı söz konusudur.

    4.Saygı, Saygınlık İhtiyacı
    Önceki düzeylerde belirtilen ihtiyaçlarını karşılayan bireyler artık üyesi olduğu grupta saygı görmek ve değer verilmek isterler. Buna kendine olan saygı da dâhildir. Başarısı ve hizmetleri grubun diğer üyeleri tarafından takdir edilen, saygı duyulan bireyin kendine olan güveni

    5.Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı
    Bireyin doğuştan gelen potansiyelini keşfetme ve hedeflerini gerçekleştirme, kişisel büyüme ve zirveye çıkma ihtiyacıdır. Birey, tüm alt düzeylerin karşılanması halinde bile huzursuzluk yaşayabilir. Hayattan beklentisini ve varoluş sebebini sorgulamaya başlar. Bu düzeyde bireyler farklı davranışlar göstermektedir. Herkes başaramayabilir ancak kendini gerçekleştirme ihtiyacı kişinin kendi farkındalığını kazanması ve hayata geçirmesi açısından önemlidir