"Rica ediyoruz, yalvarıyoruz hepinize, lütfen.
Evinize gider gitmez atın televizyonunuzu pencereden, Televizyonun boşalan yerine,
Hemen koyuverin bir kütüphane.
Sonra dolsun o güzelim kitaplar raflara,
Girmesin bir daha o kötü görüntü odalara."
Bu alıntı kitabın en can alıcı noktası. Ne yazık ki bakıcı niyetine kullandığımız televizyon dünyanın en iğrenç bakıcısı. İçinde neleri öğrenmiyor ki çocuklarımız?
Bir düşünün mutfakta dahi televizyon.neredeyse her odada televizyon. Baba maç izler, anne dizi, çocuk ise hiç bitmeyen çizgi filmler. "Bu kadar imkanımız yok ki biz nasıl alalım o kadar televizyonu" diyen bir ailede bile sofra televizyonlu odaya kurulur. Ev ahalisi bir iki sohbet etmeye çalıştı mı " E televizyonun sesini duyamiyoruz az susun" diyen bir feryat kopar. Çocuk bizden bir şey ister " yavrum burayı izlemeliyim az sabret" deriz. Çocugumuzdan yardım isteyince " ya anne cizgi film izliyorum yaaa" diye yakarır. Televizyonun olmadığı ortamda iki kelam edecek olsanız sohbet döner dolasır " şu dizide de şu oldu.","Acun yine bir yarışma yapmış valla helal olsun.adam biliyor", "şu evlenme programında şu olmuş", " haberleri duydum yine olan olmuş."," bu devirde kimseye güvenilmez baksana ne diyor geçen televizyonda. Eskiden hiç böyle seyler olmazdı"... Sürer gider muhabbetler. Televizyon bozulsa evladımız ölmüş gibi yaslara batarız.
İşi hiç bilmeyenler profesyonel olur çıkıverir. Haberlerde " hırsızı kapıdaki parmak izinden buldular" haberinden sonra hırsız eldiven giyer.
" tecavüzcü çocuğu söyle kandırmış." haberini duyan pedofili çocuğu nasıl kandıracağını öğrenir.
" talaştan sahte pul biber yapılıyormuş.üstelik ayırd edilemiyor.şimdi sizler için yapacağız" programını izleyen biri " demek sahte biber de yapılıyormuş.az ben de yapıp katayım" ı öğrenir