Merhaba 1K okurları.
Kendimi kaybedip yeniden bulduğum günlerde, ki ben her gün bir yerlere kaybolup yeniden bulunuyorum kendi içimde, değerli arkadaşım bana bir kitap önerdi. "Sen seversin, oku istersen," dedi. Kitabın epub halini de bana göderdi. Teşekkür ederim arkadaşım. İyi ki varsın, iyi ki varımsın.
Okuyacaklarım bölümünde kaç kitap var bakmaya korkuyorum. Çünkü rastgele, anlık okuyorum. Bazen de geçmişe gidip yeniden dönüyorum ertelediğim bir kitabın gönlünü almak için.
Gönül almak, zaman kavramı. Anı yaşamak.
Okuduğum kitaplarda hep bir ben arıyorum. Kaybettiğim beni, gençliğinin mezarı üzerinde gül olup yeniden boy vermeye çalışan beni. Bazen kokumu kaybediyorum, "Venüs" gibi, bazen de özüme bağlı kalmayı başarıyorum "Sarı Çiçek" gibi. Çelişen benle toprağıma tutunma savaşı veriyorum "Sokrates" gibi. Güllerin sesini duyabilmek için önce kaybolmak gerekiyormuş. Ölmeden dirilemez ya hani insan. Yeniden var olmanın sancısı ölümün acısından daha zormuş, bedel ödemeden öğrenilmiyormuş.
Artemis/Diana olmak mı? Meryem/Mary olmak mı? Her insanın hayatında bir Zeyneb Hanım'ı olmalı, vardır. Karanlık tarafını aydınlığa çıkaracak, gecesini gündüzüne aşık edecek birisi. En önemlisi de içindeki "Gül"ü duyabilmen için güllerin matematiğini öğreten birisi.
Ressam, Jon/Mathias, denizlerin ardındaki dağları, sahraları bile görebilecek ruh eşini arayan genç adam. Gözlerindeki ışığı bulmak istiyor ya, ya da görmek. İnsan ruhu cismin gözlerinden görünürmüş. O ruhu bulmanın peşinden çıktığı yolculuğu kiminle devam edecek?
Ya da dilenci. "Ben onurlu adamım evlat!" Diyor ya.. Öyle bir "evlat" diyor ki, yanına varıp saatlerce onu dinleyesim geldi.
Bir de Nesrerrin Hoca hikayesine değinmiş yazar. Kısacık öyküler serpiştirmiş aralara. Ama öyle bir ustalıkla yapmış ki bunu,