Mehmet D.

Puan vermedi·222 syf.··
2018 40. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2018 03:15
"İnsanın olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir. Özellikle zihinsel gücünün sınırları, yüksek bir hazzı alma yeteneğini sonsuza dek belirlemiştir." Öncelikle yukarıdaki cümleyi birkaç sefer okumanızı tavsiye ederim. Schopenhauer, karakter yapımızın mutluluğumuza doğrudan etki edeceğini düşünüyor. Bu yüzden bize verilen kişiliği yani hem fiziksel hem de zihinsel özelliklerimizi yararlı bir biçimde kullanarak mutlu olabilmemiz için, hayatın her alanında kendimize uygun olan çabalara girmemizi öğütlüyor. Aksi takdirde yaptıklarımız yeteneklerimize uygun olmazsa veya yeterli gelmezse mutlu olamayız. "İnsanın mutluluğu üzerinde; ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır." Karakterimize uygun olarak kendimizi yetiştirip dolu dolu bir birey olduğumuzda, maddi anlamdaki varlıklarımızdan çok daha fazlasına sahip oluruz. "Cebin delikse, hiç olmazsa güzel zamanlara sahip olmalısın." diyen Nikos Kazancakis'in Zorba'sı, özgür ruhuyla, cesur karakterini bütünleştirip yaptığı işlerle zamanını güzelleştirerek mutlu olabilmiş ve gittiği her yere mutluluğu da götürmeyi başarmıştır. Schopenhauer cehalet mutluluktur tanımına da değiniyor. Aslında böyle bir mutluluğu hiç kimsenin kıskanmayacağını da ekliyor. "Çünkü böylesi, tamamen dışa bağımlıdır ve etkenlerini kaybettiğinde büyük bir boşluğa düşebilir." Yani insan içerisinde ne kadar boşsa doldurmak için içini ya kişileri ya da nesneleri arıyor çevresinde. İşte bu boş insanlar canlarının sıkılmaması için bunlara başvurmak zorundadır. Halbuki dolu olan insanların keyifli vakit geçirmek için nedenleri içlerinde mevcut durumdadır. Ancak bu, yalnızlığa itiyor. "Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahip ise, dışarıdan o denli az şeye gereksinir. Bu yüzden, zihnin kendinde
Felsefe
Yaşam Bilgeliği Üzerine AforizmalarArthur Schopenhauer · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20259,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·217 syf.··
Beğendi
·
2018 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2018 17:06
Honore de BalzacHonore de Balzac Napolyon'la birlikte doğdu. Biri kılıcı, diğeri kalemi seçti. Dünyayı fethetmenin yolunun silahtan değil, sanattan geçtiğini biliyordu Balzac. "Onun kılıçla sona erdiremediğini ben kalemle tamamlayacağım." der. Azla yetinmez, mükemmeli arar, bu yolda yorulmaz; yükseldiği yerden alçalır, alçaldığı yerden tekrar yükselir. Günde dört saat uyur, bütün vaktini çalışma koltuğunda geçirir. Yalnız onun hayatında bir plan yoktur. Anı yaşar. Durgun insanlar onu ilgilendirmez, kendini bir konuda; aşkta, sanatta, cimrilikte, fedakarlıkta, cesarette, tembellikte, politikada, dostlukta uzmanlaştıranlar onun betimleme dünyasına çekilirler. Betimlemeler ki bir cümlesi bir sayfa tuttuğu olur bazen. Rahatsız etmez ama akar gider, hatta nefesinizin ritmini bile düzenler. Rastignac ve Vautrin gibi karakterleri birçok eserinde çıkar karşınıza. Çünkü tek bir kitapla anlatmaz meramını, tek bir kitapla tanıyamazsınız onu. Hayatı bir ansiklopedi niteliğindeki "İnsanlık Komedyası"dır. "Romanı dünyanın ansiklopedisi olarak görme düşüncesi onunla başlar —eğer Dostoyevski gelmemiş olsaydı neredeyse onunla bittiği söylenebilirdi." der Zweig. Charles DickensCharles Dickens Hayattan fazla bir şey istemeyen bir adam, maddi ya da manevi olarak orta halli yaşamın dışına çıkan şeyleri sevmez, alışılmış olanı, ortalama olanı sever tüm kalbiyle. Karakterleri de öyledir. İnsanlarının hepsi sıradan, alçakgönüllüdür. İngiliz dünyasının en sevilen, en çok hayranlık duyulan, en çok saygı gösterilen hikayecisidir. Onun sayesinde toplumun çürük olan yapıları onarılmıştır. Sokak çocuklarının, düşkünler evinin gözardı edilmesinin önüne geçilmiştir, zenginleri merhamete getirmiştir. Ülkesinde çağının dehasıdır ve yıldızıdır. Işığıyla yüksek ahlakçı!
Edebiyat
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
8/10
·640 syf.··
2018 32. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2018 23:36
SAVAŞ — DEVRİM — AŞK 20.Yüzyıl'ın henüz başları, çarlık emperyalizmi savaşta, halk isyanda. Çarlığın gözü uzakdoğuda, kulağı Petrograd'ta. Kazan fokurdamaya başladı. İşçiler başkaldırdı. Yitik bir devrim, bitik bir çarlık, ortalık karışık, bir de dünya savaşı. Şu gelen örgütlü bir hareketin ayak sesleri, senelerden bin dokuz yüz on yedi*, kızıla boyanmış bir ay -Ekim- Devrimi. ~*Erhan abi için yazıyla uzun uzun yazdım:)~ Aşkı bırakıp savaşa devam ettiler. Biri beyaz, biri kızıl oldu. Savaş evin içini vurdu. Dünkü komşular bugün düşman, birbirini kırdı. Dün acımayanlar, bugün acınacak hale geldi. Bunun tam tersi de oldu. Bir çoğu bok yolunda öldü, cesetleri buhar oldu. Neyi ne için yaptığını bilmeden sürüye uydular. Sesi yüksek çıkan önce slogan başı, sonra sürüye baş oldu. Pratik teoriye uymadı, ütopya distopya oldu. Şimdi şu soruya, sorularla yaklaşalım: Sovyetlerin günahı neydi? Sosyalizmi tecrübe eden ilk ülke olması mı? Marksist felsefeyi halkın bilmemesi mi? Üretim miktarı, halkın tüketim miktarına yetecek kadar zengin bir ülke olmaması mı? Halkının "cehalet mutluluktur" sözüne hayran olması mı? Güce aşık yöneticiler mi? Güce tapan halk mı? . . . Sorun ideolojilerde mi, şahıslarda mı? İsminde sosyalist olan bir parti önüne çıkan her yahudiyi doğrayıp geçerken suç sosyalizmde mi? Sosyalizmin dedikleri kişiden kişiye değişir mi? Halbuki insanlar insanca, eşit bir şekilde yaşasın demiyor mu? Barışçı, hümanist bir şair Boris Pasternak. Kan akıtan beyazın da, kızılın da karşısında. "Kan varsa o dava, artık hak dava değildir." der. Ülkesinin savaşlardan bunaldığı buhranlı zamanlarında, huzur ve refah getireceğine inandığı devrimi başlarda destekler. Sonrası malumunuz akan kan damarda durmaz, Beyaz'ı Kızıl'a boyar. Üzerine Stalin politikaları, mum ışığındaki umudu
Siyaset
Doktor JivagoBoris Pasternak · Yapı Kredi Yayınları · 20231,355 okunma
8/10
·105 syf.··
2018 29. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2018 18:08
İnceleme için saatlerdir ne yazsam diye düşünüyorum. Aslında taslak hazırladım ama her düzenlememde, olmaz ya belki incelememin canı yolculuğa çıkmak ister ve belki bir mahkeme salonunda da 'şöyle güzelce dinleneyim' derse diye yazmaktan vazgeçiyorum. Yapılan incelemelerde zaten söylenebilecek her şey dile getirilmiş olduğundan ve ben de tekrara düşeceğimden, inceleme yapmaktan vazgeçip bir anı anlatmaya karar verdim. BİR KIŞ MEVSİMİ EĞER BİR ELEKTRİK FATURASI Senee; geçen sene, bir fatura geldi eve. Annem bana 'niye böyle gelmiş bu fatura?' diye sordu. Ben de 'ne biliyim anne yaa!' diyerek faturayı babama havale ettim. Babam da 'ben bunu bir koşu elektrik idaresine soruyum hele' diyerek konuyu kısa kesti. Elektrik faturası düşük gelmişti, evet hem de çok düşük. Kışın normalde yüz liranın altına düşmeyen fatura yirmi küsür lira bir şeydi. Babam dediği gibi gitti, sordu, geldi. 'Ya dayı buraya hep faturamız yüksek diyen gelir, senin gibisine de ilk defa rastlıyoruz' demiş, görevli arkadaşlar. 'Gibisine kısmı, içerisinde enayi sıfatını da içeriyor muydu baba?' diye soramadım. 'Yanlışlık olmuşsa önümüzdeki ay düzelir' diyerek babamı savmışlar. Apartmandaki komşularımıza 'sizde de sıkıntı var mı?' diye sorduğumuzda ise hepsi faturalarının 'gayet normal' olduğunu söyledi. Bir de kaçak elektrik kullananlara sinkaflı küfür savurdu birkaçı. Bir sonraki ay gelen yeni fatura da aynı şekilde olunca ki yirmi liranın da altına düşmüştü bu sefer, hem de kombiye ek olarak elektrikli sobayı yakmamıza rağmen. Babam 'yok yav kesin bir şeyler var' deyip, yine gitti, sordu, geldi. Bu sefer 'tamam dayı bir ekip göndereceğiz' deyip, başlarından savmışlar babamı yine. Ben tabi acaba ne söylediler babamın arkasından diye düşüncelerdeyim yine. Bekle ki gelsin, kontrol etsinler! Elektrik
Edebiyat
Hacı AgaSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20172,875 okunma
8/10
·140 syf.··
2018 28. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mart 2018 00:54
Küçük kankam Alex* geceleri yüksek sesle müzik dinlediğinden anne ve babasına uykuyu haram ediyor ve Ludwig Van'ın dokuzuncusunu dinlerken kendini; cıyaklayan morukların kafalarını, harika kocaman çizmeleriyle ezerken dikizliyordu hayallerinde.(* Otomatik PortakalOtomatik Portakal #24810163) Şeyhim Tolstoy ise karısını her sene hamile bırakmaktan arta kalan zamanlarda Beethoven'ın keman sonatını dinlerken, Tanrı'nın yarattığı en adi piç kurularından insanoğlunun alçakça sevişmelerini yorumluyordu nadide bulunan bir piliç gibi olan bu eserinde. Günümüz Türkiye'sinde istatistiklere göre evlenen her beş çiftten biri boşanıyor. Bizim eski kuşaklar tarafından bunun sebebi çok okumuş yazmış olmaya bağlanıyor. Kız kısmısı okuyup mesleğini alıyor ve devamında da çalışmaya başlayıp ekonomik özgürlüğünü kazanıyor.(İşte bütün kötülüklerin anası) Okuma yazma bilmeyen, büyükbabamdan yıllarca dayak yemiş babaanneme göre bunun adı 'ahişer', yani kıyamet alameti. Bu zihniyete sahip erkekler ise kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etme inancıyla hareket etmekten gurur duyarlar adeta. Birbirlerinin yüzünü evlendikten sonra gören eşlerin durumuna ise hiç girmeyelim. Üst paragraftaki meselelerden bahsetmemin sebebi Türkiye ve Rusya'yı toplumsal anlamda hayatın her alanında birbirlerine çok benzetmemdir. İşbu sebep Rus klasiklerinin okunmasının zaruri olduğuna inanıyorum. Tolstoy bu eserinde evliliklerin sevgi temelinde kurulup kurulamayacağını ya da daha genel anlamda kadın erkek ilişkilerinde gerçek sevgi var mıdır? sorusuna cevap aramış diyemeyeceğim çünkü direk kendi penceresinden "ne sevgisi? Yalan onlar, inanmayın bu saçmalıklara!" modunda aksilik eden ihtiyar delikanlı, devamında da kendisiyle çelişip sevgisizce sevişen
1000Kitap
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,6bin okunma
Reklam