SAVAŞ — DEVRİM — AŞK
20.Yüzyıl'ın henüz başları, çarlık emperyalizmi savaşta, halk isyanda. Çarlığın gözü uzakdoğuda, kulağı Petrograd'ta. Kazan fokurdamaya başladı. İşçiler başkaldırdı. Yitik bir devrim, bitik bir çarlık, ortalık karışık, bir de dünya savaşı. Şu gelen örgütlü bir hareketin ayak sesleri, senelerden bin dokuz yüz on yedi*, kızıla boyanmış bir ay -Ekim- Devrimi.
~*Erhan abi için yazıyla uzun uzun yazdım:)~
Aşkı bırakıp savaşa devam ettiler. Biri beyaz, biri kızıl oldu. Savaş evin içini vurdu. Dünkü komşular bugün düşman, birbirini kırdı. Dün acımayanlar, bugün acınacak hale geldi. Bunun tam tersi de oldu. Bir çoğu bok yolunda öldü, cesetleri buhar oldu. Neyi ne için yaptığını bilmeden sürüye uydular. Sesi yüksek çıkan önce slogan başı, sonra sürüye baş oldu. Pratik teoriye uymadı, ütopya distopya oldu.
Şimdi şu soruya, sorularla yaklaşalım: Sovyetlerin günahı neydi?
Sosyalizmi tecrübe eden ilk ülke olması mı?
Marksist felsefeyi halkın bilmemesi mi?
Üretim miktarı, halkın tüketim miktarına yetecek kadar zengin bir ülke olmaması mı?
Halkının "cehalet mutluluktur" sözüne hayran olması mı?
Güce aşık yöneticiler mi?
Güce tapan halk mı?
.
.
.
Sorun ideolojilerde mi, şahıslarda mı?
İsminde sosyalist olan bir parti önüne çıkan her yahudiyi doğrayıp geçerken suç sosyalizmde mi?
Sosyalizmin dedikleri kişiden kişiye değişir mi?
Halbuki insanlar insanca, eşit bir şekilde yaşasın demiyor mu?
Barışçı, hümanist bir şair Boris Pasternak. Kan akıtan beyazın da, kızılın da karşısında. "Kan varsa o dava, artık hak dava değildir." der. Ülkesinin savaşlardan bunaldığı buhranlı zamanlarında, huzur ve refah getireceğine inandığı devrimi başlarda destekler. Sonrası malumunuz akan kan damarda durmaz, Beyaz'ı Kızıl'a boyar. Üzerine Stalin politikaları, mum ışığındaki umudu