• Ah," dedi Anna, "içi dışına benzeyen ne var yeryüzünde? Bugün bakarsın küçük bir yumurta, yarın bakarsın koca bir kurbağa olmuş. Altın diye alır takarsın parmağına, üç gün sonra yeşil yeşil sırıtır. Benim ikinci
    kocam: iyi bir adama benzerdi, ama kötünün kötüsü çıktı. Şu odaya, çevrene bak: gördüğün şöminede odun değil, ot bile yakamazsın; ya aynalar, nasıl derinleştiriyor, büyütüyorlar odayı, yalan söylüyorlar, yalan! Hiçbir şeyin içi dışına benzemez, Walter. Kağıttan Noel ağacı,
    sabun parçalarından kar yapılıyor. İçimizde Ruh denen bir şey var; ölüyoruz, ama aslında ölmüyoruz; evet, yaşarken de yaşayan biz değiliz. Seni sevip sevmediğimi öğrenmek istiyorsun, değil mi? Saçmalama, Walter, bize arkadaş bile denmez ... "
  • İnsan gezide her şeye katlanıyor, öfke evde
    kalıyor. Bakıyor insan, işitiyor, en kötü şeyden bile heyecan duyuyor, yeni diye. İyi gezginler kalpsiz olur.
  • Villari anısız ve beklentisiz, şimdiki zamanda yaşamaya çalıştı; anılar onun için beklentilerden de önemsizdi. Pek de farkına varmadan, geçmişin zamanın asıl
    dokusu olduğunu anladı; zamanın hep geçmişe dönüşmesi de bu yüzdendi. Bıkkınlığı bir gün doygunluk gibi geldi ona; böyle anlarda şu köpekten daha anlaşılmaz değildi
  • 262 syf.
    ·4 günde
    Sene 1924. Ağustos aylarının son günleriydi. İstiklâl Şairi Mehmet Akif'in Asım adlı 6. kitabı basılmıştı. Bu olayın üzerine Midhat Cemal bir davet vermeliydi, çünkü Akif'i çok önemsiyordu: Tarih 1924 Eylül, yer Mısır Apartmanı. Günün anısına bir de fotoğraf... Beşir Ayvazoğlu'nun 1924 kitabını yazma sebebi işte bu fotoğraf! Mehmet Akif ve Midhat Cemal'den başka bu fotoğrafta yer alan isimler şunlar: Cenab Şahabeddin, Süleyman Nazif, Sami Paşazade Sezai, Faruk Nafız ve Şair-i Azam olarak anılan Abdülhak Hamid... Kitapta bu isimlerin hayatı, birbirleriyle ilişkileri, o gün dairede konuşulanlar ele alınıyor öncelikle. Tabii ki unutmadan geçmeyelim: Bütün bunlar Mehmet Akif merkeze alınarak anlatılıyor. Daha sonraki kısımlarda ise fotoğraf karesinin dışında kalan ve Akif'in ve diğer isimlerin etkileşim içinde olduğu önemli simalardan bahsediliyor gerektiği kadar: Abbas Halim Paşa, Said Halim Paşa, Fuat Şemsi, Babanzade Ahmet Naim vesaire. Tekrar edelim: Birbirleriyle ve özellikle Akif'le olan ilişkileri etrafında dönüyor anlatılar. Konular ve olaylar arttıkça Ziya Gökalp, Falih Rıfkı Atay, Rıza Tevfik, İskilipli Atıf Efendi, Hamdullah Suphi gibi isimleri ve çeşitli maceraları da görebiliyoruz kitapta. Farklı farklı konuları okurken bulabiliyor okuyucu kitapta. Hatıratlardan, gazete yazılarından, mektuplardan da parçalar bulmak mümkün. Kitabın dili de gayet akıcı, fakat konuyu sevenler için geçerli bu söz. Kitap sizi birçok kaynağa da götürebilecek donanımdadır. Titiz araştırmaların ve çalışmaların sonucu yazılmış olan bu kitapta, bolca dipnotlar ve kitabın arkasındaki 12 sayfalık kaynakça ile kitaptaki zengin bilginin kaynaklarını da görmek mümkündür.
  • 208 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    1000 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – BİRİNCİ AŞAMA

    Ülkemize yurtdışından dönen Türk bilim adamları şöyle bir tespitte bulundular. Bu bilim adamları Avrupa Amerika ve bili mum yabancı ülkelerde uzun yıllar görev yapmış akademisyenlerdir. Türkiye de sayısal bilim alanında tüm dünya ile başa baş gitmektedir( fizik-kimya- matematik-tıp-mühendislik bili mum teknik ve sayısal bilimlerde gelişmiş ülkeler ile 3 yıl ileri 5 yıl geri başa baş) Ancak sözel ve metafizik bilimlerinde dünyadan 100 yıl 200 yıl 300 yıl geride. ( felsefe-sosyoloji-edebiyat- psikoloji- ahlak- kişisel gelişim- dinler tarihi- vahiy kültürünü okuma ve anlamada 500 yıl geride olduğu bile var.). Toplumun ülkenin kodlarını oluşturan medeniyeti kuran vizyon u geliştiren milleti ayakta tutanda işte bu sözel bilimlerdir. Ülkemizde en zeki çocuklarımızı fen liselerine veriyoruz. Fen liselerinde sadece sayısal bilimler verilmektedir. Fen lisesi mezunların tamamı Tıp – mühendislik gibi alanlara gitmekte felsefesi olmayan her hangi fabrikada makine parçası üretmekle ömrünü geçirmektedirler.
    Vasat öğrencilerimizde öğretmen imam gazeteci siyasetçi esnaf gibi direk insan yetiştiren meslekleri seçiyorlar. Bu tablodan nasıl bir inkişaf beklersiniz. İrfanı olmayan zeki seküler mühendisler. Kitap okumayan vasatın altında eğitimci akademisyenler bu ülkeye için tehlikedir.
    İşte bu listedeki kitapların tümünü fen lisesi ve sayısalcılar öncelikle ve tüm toplum bireyleri mutlaka okumalıdırlar. Böylece dünya ile açığı kapatıp öne geçelim. Selam ve dua ile…..

    Kitaplık Okuma Listesi’nin BİRİNCİ AŞAMA kitap listesi:
    1- İslam’ın Dirilişi-Sezai Karakoç.
    2- İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    3- Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç.
    4- Sütun-(Hepsi değil, bazı bölümleri seçilerek okunacak)-Sezai Karakoç.
    5- Yitik Cennet-Sezai Karakoç.
    6- Geleceğimizde İslâm Var-Roger Garaudy.
    7- Bu Ülke-Cemil Meriç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    8- Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar-(Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    9- Yaşamak-Cahit Zarifoğlu (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    10- İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy.
    11- Gül Yetiştiren Adam-(Anlatı) Rasim Özdenören
    12- Yoksulluk İçimizde-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    13- Ya Tahammül Ya Sefer-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    14- Bu Böyledir-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    15- Sır-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    16- Uzun Hikâye-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    17- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören.
    18- Üç Zor Mesele-İsmet Özel.
    19- İslâm’ın Vadettikleri-Roger Garaudy.
    20- Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç.

    KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – İKİNCİ AŞAMA
    21-Okulsuz Toplum-Ivan Illich-Birey Toplum Yayınları.
    22-Türkiye’nin Maarif Davası-Nurettin Topçu-Dergâh Yayınları.
    23-İslâm Kültür Atlası-İsmail Faruki-İnkılab (“Rehber” kitap bu: Liste bitince 2. kez okunacak)
    24-İslâm Tarihi-3 cilt-Filibeli Ahmet Hilmi ve Ziya Nur Aksun-Ötüken Yayınları
    25-Kur’ân-ı Kerîm Işığında Hz. Muhammed Mustafa (sav)-2 cilt-Osman Nuri Topbaş-Erkam Y.
    26-Mızraklı İlmihal-Semerkand Yayınları
    27-Komünist Manifesto-Marx & Engels.
    28-İlm-i Hâl-S. Ahmet Arvâsî
    29-Tefsir Usûlü ve Tarihi-Ömer Çelik-Erkam Yayınları
    30-Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî
    31-Çöle İnen Nur-Necip Fazıl Kısakürek
    32-Fıkıh Usûlü-Vehbi Zuhayli-Risale Yayınları
    33-Tasavvuf-William Chittick-İz Yayıncılık
    34-Kelâma Giriş-U. Murat Kılavuz-A. Saim Kılavuz-İSAM Yayınları
    35-İslâm’ın Vizyonu-William Chittick-İnsan Yayınları
    36-Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup
    37-İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal-Külliyat Yayınları
    38-40-Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç-Diriliş Yayınları
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-REFERANS KİTAPLAR
    1-Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm-3 cilt-Hasan Basri Çantay
    2-Riyâzü’s-Sâlihîn-3 cilt-İmam Nevevî
    3-Büyük İslâm İlmihâli-Ömer Nasuhi Bilmen
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-SÖZLÜKLER
    1-Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat-Ferit Develioğlu
    2-Misalli Türkçe Sözlük-Ayverdi-3 cilt
    3-Büyük Türkçe Sözlük-Mehmet Doğan.
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-KAVRAM-TERİM SÖZLÜKLERİ
    1-Kur’ân Sözlüğü-John Penrice-İşaret Yayınları
    2-Kur’ân Terimleri Sözlüğü-Mukatil b. Süleyman-İşaret Yayınları
    3-Arap Dili’nde ve Kur’ân’da Farklar Sözlüğü-Ebû Hilâl el-Askerî-İşaret Yayınları
    4-Kelimeler Arasındaki Farklar-İsmail Hakkı Bursevî-İşaret Yayınları.
    5-Tarifat-Cürcanî-Litera Yayıncılık.
    6-Müfredat-Kur’ân Istılahları Sözlüğü-Râğıb el-Isfehânî-Pınar / Çıra Yayınları.
    İkinci aşama kitap listesini kaynağından okumak için tıklayınız
    4 KURŞUN KALEMLE OKUMA YÖNTEMİ
    Kitaplar, mutlaka 4 Kurşun Kalem’le okunacak.
    1-Yeşil Kalem’le: Kilit kavramların altı çizilecek.
    2-Kırmızı Kalem’le: Önemli satırların altı çizilecek.
    3-Mavi Kalem’le: Atlanmayacak yerler işaretlenecek veya gerekirse çizilecek HAFİFÇE
    4-Siyah Kurşun Kalem’le: Kitab’ın sayfalarının sağ ve sol kenarlarına notlar alınacak, başlıklar çıkarılacak, kavramlaştırmalar yapılacak ve ÜST BOŞLUKLARA EN ÖNEMLİ CÜMLE YAZILACAK…
    Okunan kitabın Birinci Bölüm’ü bitince, sırasıyla:
    1-Önce yeşil kalemle çizilen yerler / kavramlar hızla okunacak…
    2-Kırmızı kalemle çizilen satırlar okunacak…
    3-Sayfaların üst taraflarına yazılan cümleler okunacak…
    100 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – ÜÇÜNCÜ AŞAMA
    41-Tarih Hırsızlığı-Jack Goody-İş Bankası Yayınları.
    42-Şarkiyatçılık-Edward Said-Metis Yayınları.
    43-Küresel Çağda Tarih Yazmak-Lynn Hunt-Küre Yayınları.
    44-Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek-Marshall Hodgson-Vadi Yayınları.
    45-Dünya Tarihi-William McNeill-İmge Yayınları.
    46-Uygarlıkların Grameri-Fernand Braudel-İmge Yayınları.
    47-Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri-Pitirim Sorokin.
    48-49-Tarih Bilinci-Arnold Toynbee-2 cilt.
    50-İslâm Medeniyeti Tarihi-Wilhelm Barthold, Mehmet Fuad Köprülü-Alfa Yayınları.
    51-53-İslâm’ın Serüveni-Marshall Hodgson-3 cilt-Pegasus Yayınları.
    54-Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi-Osman Turan-Ötüken Yayınları.
    55-Zihniyet ve Din-Sabri Ülgener.
    REFERANS KİTAPLAR
    -Türk Tarih Deyimleri Sözlüğü-Zeki Pakalın-3 cilt.
    ROMAN VE TARİH ANLATILARI
    * Devlet Ana-Kemal Tahir-roman.
    * Osmancık-Tarık Buğra-roman.
    * Yaban-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-roman.
    * Çankaya-Falih Rıfkı Atay-Yakın Tarih Anlatısı.
    * Fatih-Harbiye-Peyami Safa-roman.
    * Huzur-Ahmet Hamdi Tanpınar-roman.
    1. Bir küçük Osmancık vardı – Hasan Nail Canat
    2. Yasemen – Hasan Nail Canat
    3. Bir avuç ateş – Hasan Nail Canat
    4. Gül yarası – Hasan Nail Canat
    5.Yiğit Mustafa – Hasan Nail Canat
    6. Kırımlı Murat destanı – Hasan Nail Canat
    7. Nur dağındaki çocuk – Hasan Nail Canat
    8. Yaralı serçe – Hasan Nail Canat
    9. Kardeş kurşunu – S.Ateş Alpat
    10. Ana yüreği – S.Ateş Alpat
    11. Zamanın Zeynebi – S.Ateş Alpat
    12. Güller ağlar ülkemde – N.Aydın Gökduman
    13. Bir firavun bir mucahid – Yusuf Koç
    14. İdamlık genç – Emine Şenlikoğlu
    15. Maria – Emine Şenlikoğlu
    16. Huzur sokağı – Ş.Yüksel Şenler
    17. Boşluk – A. Günbay Yıldız
    18. Sokağa açılan kapı – A. Günbay Yıldız
    19. Dallar meyveye durdu – A. Günbay Yıldız
    20. Hristiyan gülü – Emine Şenlikoğlu
    21. Aşka uyanmak – A. Günbay Yıldız
    22. Aynada batan güneş – A. Günbay Yıldız
    23. Bir dünya yıkıldı – A. Günbay Yıldız
    24. Çiçekler susayınca – A. Günbay Yıldız
    25. Ekinler yeşerdikçe – A. Günbay Yıldız
    26. Figan – A. Günbay Yıldız
    27. Gurbeti ben yaşadım – A. Günbay Yıldız
    28. Mavi gözyaşı – A. Günbay Yıldız
    29. Ona secde yakışıyor – A. Günbay Yıldız
    30. Sitem – A. Günbay Yıldız
    31. Ülkemin açmayan çiçekleri – A. Günbay Yıldız
    32. Yanık buğdaylar – A. Günbay Yıldız
    33. Yıllar geriye dönse – A. Günbay Yıldız
    34. Müslüman savaşçı – Sadık Tekin
    35. Özgürlük Savaşçıları -1 K. Sancaktar
    36. Zaferin bedeli – 2 K. Sancaktar
    37. Moskof Mezarlığı – 3 K. Sancaktar
    38. Zindan hatıraları – Zeynep Gazali
    39. Mushaflar ve Bombalar 1 – Ahmet Pakalın
    40. Şehid Hama -2 Ahmet Pakalın
    41. Hamalı – 3 Ahmet Pakalın
    42. Alim ve Tağut – Yusuf Kardavi
    43. Derviş – M. Ali Gönül
    44. Yeterki Kuran Susmasın – Ömer Saruhan
    45. 39. Koğuş – Naşit Tutar
    46. Hakikat Yolcuları – Naşit Tutar
    47 – Kalbimin Düştüğü Yerdeyim – Habbab Çetin Akdeniz
    48. Aşk Düşünce Yollara – Munib Engin Noyan
    49. Malcolm X – Alex Haley
    50. Hatıralarım – Hasan el-Benna
    İslam Düşünce Atlası- İbrahim Halil Üçer
    İslam Düşüncesi Tarihi- Mian Muhammed Şerif
    • Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi- Necip Taylan
    • İslam Felsefesi- Hilmi Ziya Ülken
    • İslam Düşüncesi- Salih Aydın
    • İslam Düşüncesi Üzerine- Ekrem Demirli
    • İslam Düşüncesi Tarihi- Bayram Ali Çetinkaya
    • İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler- Ebu’l Ala Afifi
    • İslam Düşüncesi Yazıları- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesine Giriş- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesi Tarihi- H. Ömer Özden
    • İslam Felsefesi Tarihi- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi- Cüneyt Kaya
    • İslam Düşüncesinin Yapısı- Süleyman Uludağ
    • İslam Düşüncesinin Kurucu Unsurları- İsmail Kurt, S. Ali Tüz
    • İslam Felsefesi Sözlüğü- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihi- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • Ana Kaynaklarıyla İslam Felsefesi- Osman Öztürk
    • İslam Felsefesi Tarihi- Hüseyin Karaman
    • İslam Felsefesi Üzerine- Ahmet Arslan
    • İslam Felsefesi Tarihi- İsmail Hakkı İzmirli
    • Mekasidü’l Felasife- İmam Gazali
    • Filozofların Tutarsızlığı- İmam Gazali
    • Mişkatu’l Envar- İmam Gazali
    • El-Munkız Mine’d-Dalal- İmam Gazali
    • Faslu’l Makal- İbn Rüşd
    • Tutarsızlığın Tutarsızlığı- İbn Rüşd
    • Metafizik Şerhi- İbn Rüşd
    • Ahlak-ı Alai- Kınalızade
    • Kitabu’l Burhan- Farabi
    • El-Medinetu’l Fazıla- Farabi
    • Mukaddime- İbn Haldun
    • En-Necat- İbn-i Sina
    • Şifa Külliyatı- İbn-i Sina
    • Kitabu’t Tavasin- Hallac-ı Mansur
    • İşrak Felsefesi- Sühreverdi
    • Nüzhetü'l-Ervâh ve Ravzatü'l-Efrâh- Şehrezuri
    • Filozoflarla Mücadele- Şehristani
    • Münazarat- Fahreddin Razi
    • İslam Bilim Tarihi ve Felsefesi- Osman Bakar
    • Mutluluk ve Felsefe- İbn Miskeveyh
    • İbn-i Sina’da Metafizik ve Meşşai Gelenek- Muhittin Macit
    • Çağdaş İslami Akımlar- Mehmet Ali Büyükkara
    • Aristoteles ve Farabi’de Ahlakın Kaynağı- Hümeyra Öztüran
    • Amiri Felsefesinde Tanrı ve Âlem- Cüneyt Kaya
    • Varlık ve İmkân- Cüneyt Kaya
    • Şeriat ve Hakikat- H. Bayram Başer
    • Varlık ve Akıl- Ali Tekin
    • Nasıruddin Tusi’de Önermeler Mantığı- Harun Kuşlu
    • Cahız’ın Ahlak Düşüncesi- Yunus Cengiz
    • Nedensellik Kitabı- Kadı Abdulcebbar
    • Osmanlı Felsefesi- Ömer Mahir Alper
    • İslam Felsefesinde Akıl-Vahiy/Felsefe-Din İlişkisi- Ömer Mahir Alper
    • Varlık ve İdrak- İbrahim Kalın
    • Kindi Felsefi Risaleler- Mahmut Kaya
    • İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri- Mahmut Kaya
    • Felsefe ve Ölüm Ötesi- Mahmut Kaya
    • İslam Düşüncesinde Felsefe Eleştirileri- Fatih Toktaş
    • İbn Rüşd Felsefesi- Hüseyin Sarıoğlu
    • İslam Felsefesine Giriş- Neşet Toku
    • İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi- Kolektif
    • Ebubekir Razi’nin Ahlak Felsefesi- Hüseyin Karaman
    • İslam Ahlak Felsefesi- Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol
    • İslam Ahlak Teorileri- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi Kelamı- Macit Fahri
    • Felsefi Mirasımız ve Biz- Cabiri
    • Arap-İslam Aklının Oluşumu- Cabiri
    • Kelam Tarihinin Problemleri- Muhit Mert
    • Sistematik Kelam- Ömer Aydın
    • Kelam- Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak
    • Tefsir Usulü- Muhsin Demirci
    • Tefsir Tarihi- Muhsin Demirci
    • Hadis Usulü- İsmail Lütfi Çakan
    • Hadis Tarihi- Ahmet Yücel
    • Fıkıh Usulü- Fahrettin Atar
    • İslam Felsefesinde Mistik Bilginin Yeri- Şahin Filiz
    • Yitirilmiş Hikmeti Ararken- İlhan Kutluer
    • İslam Ahlak Felsefesine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri- Bekir Karlığa
    • Mezhepler Tarihi- Muhammed Ebu Zehra
    • Ahlak-ı Nasıri- Nasıruddin Tusi
    • İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları- İrfan Abdulhamid
    • Üç Müslüman Bilge- S. Hüseyin Nasr
    • Gazali’nin Felsefi Kelamı- Frank Griffel
    • İslam Mantık Tarihi- Tony Street
    • İslam Felsefesi ve Kelamı- Montgomery Watt
    • İslam Felsefesi Tarihi- Henry Corbin
    • İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Doğuşundan Günümüze İslam Felsefesi- Roy Jackson
    • İslam Felsefesi Tarihi- S. Hüseyin Nasr, Oliver Leaman
    • İbn-i Sina Metafiziği- Robert Wisnovsky
    • İbn-i Sina’nın Mirası- Dimitri Gutas
    • Yunanca Düşünce Arapça Kültür- Dimitri Gutas
    • İslam Felsefesine Giriş- P. Adamson, R. C. Taylor
    • Varolmanın Boyutları- William Chittick
    • Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi- Anthony Black
    • İslam’ın Mistik Boyutları- Annemarie Schimmel
    • İslam’da Felsefe Tarihi- T. J. De Boer


    İSLAM AHLAKI SAHASINDA
    1. Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi, Hasan el-Benna, Nida Yay.
    2. Hicab, Mevdudi, Düşün Yay.
    3. İslam’da Sosyal Adalet, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    4. Furkan-Rahman’ın Dostları İle Şeytanın Dostları Arasındaki Fark, İbn Teymiyye, Guraba Yay.
    5. Abidler Yolu, İmam Gazali, Semerkand Yay.
    İSLAM AKAİDİ SAHASINDA:
    1. İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Ebu Hanife, İFAV Yay.
    2. Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Pınar Yay.
    3. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Karadavi, İhtar Yay.
    4. El-Akidetü’l-Vasıtiyye, İbn Teymiyye, Takva Yay.
    5. Kitabu’t-Tevhid, Muhammed b. Süleyman et-Temimi, Ümmülkura Yay.

    İSLAM DÜŞÜNCESİ SAHASINDA:
    1. İslam’da Cihad, Seyyid Kutup & Mevdudi & Hasan el-Benna, Özgü Yay.
    2. Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, Mevdudi, Özgün Yay.
    3. Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    4. Din Bu, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    5. İstikbal İslam’ındır, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    İSLAMİ ŞAHSİYETLER SAHASINDA:
    1. Hatıralarım, Hasan el-Benna, Beka Yay.
    2. Babam Mevdudi, Hamire Mevdudi, Mana Yay.
    3. Üstat Ali Ulvi Kurucu – Hatıralar 2, Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Kitaplığı.
    4. Şeyhülislam İbn Teymiyye ve Mücadelesi, Rizaeddin Fahreddin, Özgü Yay.
    5. Hakikate Giden Yol, İmam Gazali, Semerkand Yay.

    İSLAM TARİHİ SAHASINDA:
    1. Hilafet ve Saltanat, Mevdudi, Hilal Yay.
    2. Yahudi İle Savaşımız, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    3. Kayıp Minare (Kemalizm Tahlili), Abdullah Azzam, Küresel Kitap.
    4. 20. Asrın Cahiliyesi, Muhammed Kutub, Beka Yay.
    5. İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç, Fide Yay.

    İSLAM DAVETİ SAHASINDA:
    1. İslam Davetçilerine, Mevdudi, Dünya Yay.
    2. Tevhid Daveti, Seyyid Kutub, Ravza Yay.
    3. İslam’a Bağlılığım Neyi Gerektirir, Fethi Yeken, Özgün Yay.
    4. Bilginin Gücü, Cevdet Said, Pınar Yay.
    5. Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, Cevdet Said, Pınar Yay.
    İSLAM SİYASETİ SAHASINDA:
    1. Tevbe Suresi Tefsiri, Abdullah Azzam, Buruc Yay.
    2. İslam ve Beşeri Kanunlar, Abdülkadir Udeh, Ravza Yay.
    3. Said Halim Paşa Bütün Eserleri, Ahmet Özalp, Anka Yay.
    4. Öncelikli Meseleler Fıkhı, Yusuf el-Karadavi, Nida Yay.
    5. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilal Yay.

    İSLAMİ KAVRAMLAR SAHASINDA:
    1. Şehadet, Said Havva, Yenda Yay.
    2. Tevhidin Anlamı, Seyyid Kutub, Şehadet Yay.
    3. Tağut, Ahmet el-Kattan, Kitap Dünyası.
    4. Kur’an’ın Dört Temel Terimi, Mevdudi, Özgün Yay.
    5. Güç İrade ve Eylem, Cevdet Said, Pınar Yay
    Dini eserler:
    Mesnevi tümü -- mevlana
    Mahir İz – Tasavvuf
    Hamidullah’ın bütün kitapları
    A. Kemal Belviranlı - İslam Prensipleri ve Peygamberimiz Efendimiz
    Mahmud Hakkı - Halid b. Velid
    Bekir Topaloğlu - İslam’da Kadın
    Muhammed Ebu Zehre - İslam’da Sosyal Dayanışma
    Gazali’nin eserleri
    Ali Özek - İslam’da İbadet
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Dini Şiirler Antolojisi
    Mehmet Vehbi Efendi’nin tefsiri ve Ahkam-ı Kuraniyye’si
    Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, Hukuk-ı İslamiye Kamusu ve Muvazzah İlm-i Kelâm
    Eşref Edip - Asr-ı Saadet
    Şirvanî - İslam’da Siyasi Düşünce ve İdare
    Ebu’l Hasan en-Nedvî - Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti ve Hazreti Peygamber’in Yolu
    Ömer Rıza Doğrul - Kuran Nedir
    Enver Kuraşî - Faiz Nazariyesi ve İslam
    Zübeyir Sıddık - Hadis Edebiyatı Tarihi
    Mahmud Ebussuud - İslami İktisadın Esasları
    Osman Keskioğlu - İslam Hukuku
    Muhammed Ebu Zehre - İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Riyazu’s-Salihîn
    Seyyid Kutup’un kitapları
    Muhammed Kutup’un kitapları
    Mevdûdî’nin eserleri
    Rahmi Baban - İlim-Ahlak-İman ve Allah Vardır.
    Edebi eserler:
    Mehmet Akif – Safahat
    Necip Fazıl - Ahşap Konak ve Reis Bey
    Ali Ulvi Kurucu - Gümüş Tül ve Alevler
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Sessiz Gürültü
    Necla Pekolcay - İslami Türk Edebiyatı
    Yahya Kemal Beyatlı - Aziz İstanbul ve Kendi Gök Kubbemiz
    Namık Kemal - Gülnihal ve Vatan Yahut Silistre
    Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir ve Huzur
    Nurettin Topçu – Taşralı
    Cengiz Dağcı’nın romanları
    Ergun Göze - Meşhurların Son Sözleri
    Peyami Safa - Matmazel Noralinya’nın Koltuğu ve Fatih-Harbiye
    Samiha Ayverdi’nin eserleri
    Tarık Buğra - Ayakta Durmak İstiyorum
    Ahmet Hikmet Müftüoğlu – Çağlayanlar
    Ömer Seyfettin - Eski Kahramanlar
    Ahmet Kabaklı - Türk Edebiyatı Tarihi
    Fahri Ersavaş - Hamasi şiirler Antolojisi
    Genel kültür eserleri
    İlhan Egemen Darendelioğlu - Türkiye’de Komünist Hareketleri
    Kadir Mısıroğlu - Sarıklı Mücahitler
    İsmail Hami Danişment - Garb Medeniyetinin Membaı Olan İslam Medeniyeti, Eski Türk Seciye ve Ahlakı ve İstanbul’un Fethinin Medeni Kıymeti
    Hitler - Komünistler ve Beynelmilel Yahudi
    Necip Fazıl - Büyük Mazlumlar, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri ve İdeolocya Örgüsü
    Abdülmecit Belli - Adalet Mülkün Temelidir
    Osman Turan - Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi ve Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları
    Tahirü’l Mevlevi - Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    Cevat Rifat Atilhan - Masonluk, 31 Mart Vakası ve diğer eserleri
    Ergun Göze - Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası, Kadir Mısıroğlu Amerika’daki Zenci Müslümanlık Hareketi
    Nurettin Topçu’nun tüm eserleri
    Ahmet Çiftçi - Komünizmin Maskesi Sosyalizmdir ve Ortak Pazar
    Bekir Berk - Dünya Anayasalarında Din
    Mustafa Sıbai - İslam’da ve Müslümanlara Göre Kadın
    Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
    Saadet Bektöre - Volga Kızıl Akarken "Volga Kızıl Akarken"
    Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu - Sultan II. Abdülhamit ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar ve Ordu ve Politika
    Mümtaz Turhan - Garplılaşmanın Neresindeyiz
    Kadircan Kaflı - Türkiye’nin Kaderi
    Mehmet Kaplan - Büyük Türkiye Rüyası
    William J. Lederer-Eugene Burdick - Kızıl Karıncalar ve Çirkin Amerikalı
    U. T Hsu - Gizli Mücadele.
    Tarihi eserler:
    M. Asım Köksal - Hz. Muhammed ve İslam Tarihi
    Vecdi Bürün - Nasıl Öldüler
    Yılmaz Öztuna’nın eserleri
    Kadir Mısıroğlu - Yunan Mezalimi, Lozan Zafer mi, Hezimet mi
    Necip Fazıl - Sultan Abdülhamit ve Vahideddin
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    İsmail Hami Danişment - İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
    Abdullah Taymaz - Rus İhtilalinden Hatıralar.
    İBNİ HALDUN - MUKADDİME
    ROGER GARAUDY – TÜM KİTAPLAR
    1000 Soruda 4 Raşit Halife / POLEN YAYINLARI
    1000 Soruda Peygamberimizin (s.a.v) Hayatı POLEN YAYINLARI
    20. Asrın Cahiliyesi BEKA YAYINLARI
    Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) BEKA YAYINLARI
    Asrımızda İslam Uygulanabilir mi? RAVZA YAYINLARI
    Batıcı Söylemler ve İslam BURUC YAYINLARI
    Benzerini Getiremezler BEKA YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? AĞAÇ KİTABEVİ YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? HİLAL YAYINLARI
    Biz Müslümanmıyız ŞURA YAYINEVİ
    Bosna Hersek Katliamı TEVHİD YAYINLARI
    Çağdaş Dünyaya İslami Bakış BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları (3 Cilt Takım) RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 1- Demokrasi RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 2 -Komünizm- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 3 -Sekülarizm, Rasyonalizm, Milliyetçilik- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Konumumuz BEKA YAYINLARI
    Çocuklar İçin Peygamberlerin Hayatı BEKA YAYINLARI
    Düzeltilmesi Gereken Kavramlar RİSALE
    Evrim ve Değişmezlik BEKA YAYINLARI
    Gelenekler Çatışması BEKA YAYINLARI
    Hz. Muhammed'in Hayatı / Gençler İçin İLKE YAYINCILIK
    Hz. Peygamberden Gençlere 50 Nasihat İLKE YAYINCILIK
    İman ve İnkar Aynasında İki Kadın Portresi İLKE YAYINCILIK
    İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler RAVZA YAYINLARI
    İslam Budur BEKA YAYINLARI
    İslam Dünyasında Aydınlanma Sorunu BEKA YAYINLARI
    İslam Etrafındaki Şüpheler HİSAR YAYINLARI
    İslam İnancı RİSALE /Nureddin Yıldız
    İslam Kahramanları Ashab-ı Kiram (5 Kitap Takım) HİSAR YAYINLARI
    İslam Terbiye ve Ahlak Sistemi HİSAR YAYINLARI
    İslama Göre İnsan Psikolojisi ESMA YAYINLARI
    İslamın Etrafındaki Şüpheler TUĞRA NEŞRİYAT
    İslami Açıdan Tarihe Bakışımız RİSALE
    Kadının Özgürlüğü ve Tesettür RAVZA YAYINLARI
    Kadının Özgürlük Savaşı RAVZA YAYINLARI
    Kur'an Araştırmaları Medeni Ayetler Cilt 2 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Araştırmaları Mekki Ayetler Cilt 1 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Kıssaları BEKA YAYINLARI
    Kur'an'ı Nasıl Okuyalım İŞARET YAYINLARI
    Küreselleşme ve Müslümanlar BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllallah BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllellah / Akide, Şeriat ve Hayat Yolu RAVZA YAYINLARI
    Lailahe İllallah İHTAR YAYINLARI
    Nasıl Davet Edelim? BEKA YAYINLARI
    Örnek İslam Toplumu RİSALE
    Peygamberden Parıltılar BEKA YAYINLARI
    Peygamberimizin Savaşları HİSAR YAYINLARI
    Peygamberimizin Seriyyeleri HİSAR YAYINLARI
    Sosyal Bilimlerin İslami Temelleri BEKA YAYINLARI
    Tartışmalar BEKA YAYINLARI
    Tih'den Çıkış BURUC YAYINLARI .
    ….. DEVAM EDECEKTİR….
  • Meral kocasını hüzünlü gözlerle kapıda karşıladı.

    Meral:
    -Nerede kaldın Süleyman? Merak ettim.

    Adam hiddetle ve sinkaflı sözler eşliğinde,

    Süleyman:
    -Sana ne be kadın. Sana hesap mı vereceğim.

    Dedikten sonra bitkin bir halde olan karısına sert bir tokat nakşetmişti. Tokatın etkisiyle Meral duvara çarpmış sonrasında yere yığılmıştı. Ağzından kanlar geliyordu Meral'in. Neye uğradığını şaşıran kadın sendeleyerek ayağa kalktı. Yinede sakin bir şekilde karşılık vermeye devam ediyordu.

    Meral:
    -Saat gecenin ikisi, başına bir şey geldi zannettim.
    Diye cevap verdi inilti şeklinde çıkan sesiyle.

    ***
    Meral fakir ve 5 çocuklu bir ailenin 4. çocuğuydu. İstanbul'a göç etmeden üç yıl önce Van'ın Erciş ilçesinin ufak, şirin bir köyünde yaşıyorlardı. En büyük abileri olan Recep geçimsiz, sürekli kavga çıkartan, asabi, babasından aldığı uç kuruş parayı sürekli köyün kahvesinde kurdukları kumar masasında kaybeden bir adamdı. Babaları da artık iyice yaşlanmıştı. Evin geçimini artık en büyük ikinci oğulları olan Tarık yürütüyordu. Yine bir gün aynı masa etrafında teşkilat kurulmuş, kağıtlar dağıtılmıştı.

    Recep bu sefer çok hırslı ve heyecanlıydı, bir an önce dünkü kaybettiklerinin acısını çıkartmak istiyor ve yüksek bahis koyuyordu. Ama hesap yine şaşmıyor, el bi türlü kendisine uğurlu gelmiyordu. Kaybettikçe hırslanıyor, hırslandıkça eli ayağı daha çok terliyor ve ne yaptığını bilmeyen hastalıklı köpek haleti ruhiyesine dönüyordu çehresi. Bu sefer hiç yapmadığı bir şeyi yaptı Recep.

    Elde avuçta bişey kalmayınca evdeki biricik sermayeleri olan traktörü masaya yatırdı. Önce masadakiler kabul etmeseler de, hırsından deliye dönen ve kaybettiklerini kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen Recep'in gözünde traktörün hiçbir önemi yoktu. Masada bulunan herkese sert bir el işareti yaptı. Kâğıtlar dağıtıldı ve oyun yeniden başladı. Recep bu sefer kendinden çok emindi. Masadan meteliksiz kalkmayacaktı. İlk başta dağıtılan kağıtları görünce sevinmesine rağmen sevinci çok kısa sürdü ve ellerindeki dede sermayesi olan biricik traktörden de olmuştu artık müflis pehlivan Recep. Sadece köyün değil, bölgenin sayılı zenginlerinden olan Süleyman ağa kazanmıştı traktörü.

    Recep perişan bir halde elleri çenesinde, yaptığı hatanın ne derece büyük olduğunu yeni yeni anlamaya başlamış, kızgınlığından şakaklarına ağrılar girmiş, öfkeli bir boğa gibi soluyordu. Hırsından ne yapacağını bilemiyordu.

    Recep'in perişan halini gören Süleyman, yanına sinsi bir yılan gibi sokuldu ve ona şu sözleri söyledi.

    Süleyman:
    -Recep sakin ol, dünyanın sonu değil ya, kaybettin ama ucunda ölüm yok ya.

    Bunun üzerine Recep gururlu bir tavırla,

    Recep:
    -Merak etme, borcum borçtur ödeyeceğim ama bunu yaşlı babama nasıl izah ediceğim onu düşünüyorum.

    Süleyman ağın oltaya yaklaştığını hisseden kurnaz balıkçı edasıyla sözlerine devam eder.

    Süleyman:
    -Biliyorum senin için çok zor bi durum. Sende biliyorsun ki kumar borcu namus borcudur. Hem bak sana ne diyeceğim. Sana güzel bir teklifim var. Eğer kabul edersen traktörü vermene gerek kalmaz. Hem traktör elinizden giderse onlarca dönüm tarlanızı nasıl süreceksiniz?

    Recep hem şaşkın hem anlamsız bir gülümseme yaşamıştır. Avare bakışlarla sorusunu yöneltir.

    Recep:
    -Nasıl olacak bu?

    Avının kıvama geldiğini fark eden Süleyman, vakit kaybetmeksizin ağzındaki baklayı çıkartır.

    Süleyman:
    -Senin küçük kardeşin var ya, Meral. Onu bana ayarla. Eşim olsun. Olsun bitsin. Ne sen traktör derdine düş, ne de ben samimi dostumla aramı bozıyım.

    Recep çok şaşırmış bir vaziyette oturduğu koltuğa daha da çöker, soğuk soğuk ter döker, ne yapacağını, ne diyeceğini bilmez bi şekilde mırıldanır.


    Recep:
    -Ama......

    Süleyman hemen araya girer.

    Süleyman:
    -Oğlum ne var bunda bu kadar düşünecek? Ele vermiyorsun kardeşini, hem vakti zamanı da gelmişti, ben ona unutamayacağı bir düğün yapıcam. Civardaki tüm köyler 40 gün bizim düğünü konuşacak. Hem biliyorsun bende para çok ona iyi de bakarım. Güller gibi koklarım, evimin çiçeği, gönlümün efendisi olur.

    Bu ağdalı ama akrep zehiri gibi sözler Recep'in aklını başından alır ve çaresiz bir şekilde teklifini kabul eder.

    ***

    Ertesi gün yine olanca güzelliğini sergiliyordu Pınarbaşı köyü. Sabah olmuş, Meral hayvanların sütünü sağmış, küçük abisi Mehmet odunları kırmış ve ocağı yakmış, kardeşi Latife kahvaltı sofrasını hazırlamış, aile efradı kahvaltı masasında buluşmuşlardı.

    Herkeste büyük bir sessizlik hakimdi. Zaten fazla bişey yemeyi sevmiyen Meral, evin geri kalan diğer işleri için sofradan kalktığında büyük abisi Recep sırnaşarak, makata oturmuş çayını yudumlayan yaşlı babası Abdullah Ağa’nın dizinin dibine oturdu ve başladı söylenmeye.

    Recep:
    - Bey babacım, bugün iyi gördüm seni maşallahın var.

    Büyük oğlundan böyle sözler duymaya pekde alışık olmayan babasının gözlerinin içi güler.

    Abdullah:
    -Biraz ayaklarım uyuşuyo ama buna da şükür yavrum.

    Recep lafı fazla uzatma derdinde değildir ve bir an önce bu sıkıntıdan kurtulmak ister ve sözlerine devam eder.

    Recep:
    -Babacığım biliyorsun bizim Meral artık büyüdü, evlilik çağına geldi de geçiyor bile. Köyde çok fazla söylenti dolaşmaya başladı arkasından. Neymiş evde kalmış, kimse beğenmiyormuş, zaten istese de evlenemezmiş falan. Ha ben bunu söyleyenlerin ağzının payını veriyorum sen merak etme. Ama şu bizim Süleyman Ağa var ya, o taliptir kızımıza. Hem zengin, varlıklı, köyün ileri gelenlerinden. Ne dersin verelim değil mi?

    ***
    Recep’in babası evde uzun zamandır işlerin yolunda gitmediğinin, ailede birliğin sağlanamadığının ve Recep’in olur olmaz aksi isteklerinin karşılamaktan da başka çıkar yolunun olmadığının farkındaydı. Bu durum çok zoruna gidiyordu ama artık çok yaşlanmıştı ve gün geçtikçe daha da huysuzlaşan oğluna karşıda elinden birşey gelmiyordu. Nadiren de olsa bir çift laf söyleyecek, kızacak olsa hemen “Sen sus baba! Vaktinde söyleyecektin o sözleri. Artık dünya senin çağında değil, senin kafan, senin zamanın bitti artık. Unut o hayalleri” diye söyleniyordu. Çaresiz, istemeyerekte olsa sualine karşılık verdi.

    Abdullah:
    -Oğlum kızımız daha küçük, hem çok narin ve duygusal.

    Recep:
    Baba sen merak etme ben sözünü aldım. Kardeşimize çok iyi bakacak. Onun bir dediğini ikiletmeyecek. O konuda şüphen olmasın.

    Abdullah:
    -Eğer diyorsan ki Meral’imize iyi bakacak. O zaman gelsinler, istesinler.

    ***
    Bir hafta sonra büyük bir düğün alayı tertip edildi. Şatafatlı hazırlıklar yapıldı. Dört gün, dört gece davullar zurnalar çalındı, yenildi, içildi, oynandı. Meral hariç herkes neşeli ve keyifliydi.

    Süleyman Ağa uzun zamandır gözüne kestirdiği Meral’ine kavuşmuş oldu. Köyde yaptırmış olduğu konakta yaşamaya başladılar. Konakta hizmetçilerin varlığında kendisine yapacak pek bir iş kalmaması tek sevindiği noktaydı Meral’in. Ama sevinci düğünden bir hafta sonra almış oldukları haberlere kursağında kalmıştı.

    Süleyman Ağa’yı İstanbul’dan çocukluk arkadaşı aradı ve kendisine çok kazançlı bir iş bulduğunu, İstanbul’da çok zengin olacaklarını, kazandıkları parayla da televizyonlarda gördükleri yalılarda kalacaklarını söyledi. Bir anda Süleyman Ağa yüzünde yerli yersiz gülümsemeyle gezmeye başladı. Hep daha fazla, hep daha çok kazanmak istiyordu. Parayı, zengin olmayı çok istiyordu ve seviyordu. Teklifini hemen kabul etti. Bütün sermayesini yatırdı ve Süleymanlar Gayrimenkul şirketini kurdular ve İstanbul’da lüks bir dubleks eve taşındılar. Ama işler hiçte istedikleri gibi gitmiyordu, daha fazla kazanacağız diye yatırım yapmalarını söyledikleri yerlerden hep elleri boş dönüyorlardı. Hiç alıcısı çıkmıyordu yaptıkları lüks dairelerin. Parasını yatırıp alanların da evlerinin çok eksiği oluyordu ve bu yüzden de mahkemelik oluyorlardı ve geneldede mahkemede kaybediyorlardı.

    Nihayet beklenen oldu ve elde avuçtaki herşeyden olup şirketi batırdılar. Süleyman arkadaşına çok kızıyordu ama şirketin patronu da kendisi olduğu için o da bu durumdan istifade ederek kaçmış, izini kaybettirmişti. Hiçbir yerde bulamıyordu. Süleyman Ağa borçlarıyla baş başa kalmıştı. İstanbul’daki rüya gibi geçen günleri de mazide kalmıştı. Şimdi İstanbul’un varoş semtlerinden birinde kirada oturuyorlardı. Zaten sinirili bir mizaca sahip olan Süleyman hırsını evde vakit geçiren Meral’den çıkarıyordu. Akşamları eve barut gibi geliyor, Meral’e günlük yapmış olduğu temizlikten kaç para kazandığını soruyor. Her defasında aldığı cevaptan hoşnut olmayarak kadıncağıza komşularının da duyacağı şekilde dayak atıyor, yerlerde sürüklüyordu. Komşular gelen seslerden rahatsızlık duysalarda korkularından hiçbir şey yapmıyorlardı.

    Meral’in günleri birbirinin kopyası gibiydi. Hergün hayattan daha da soğuyor, kocasının şiddetinden kurtulmanın yollarını düşünüyordu. Yine bir gün kocası akşam zil zurna sarhoş geldikten ve Meral’a küfürler savurduktan, senin ölümün benim elimdem olacak nidalarını duyduktan sonra evden kaçmaya karar verdi.

    Gece olmuş ve Süleyman yatakta derin bir uykuya dalmıştı. Meral bir ömür böyle geçemeyeceğinin farkına varmıştı. Olan bitenden hep abisini mesul tutuyor ve ona karşı derin bir intikam hissi besliyordu. Kocasının uykusunun en derin anında tablosunu da alarak gizlice evden kaçtı. Şimi tek düşündüğü şey kendisine ne zaman olursa gelebileceğini söyleyen o iyilik perisi gibi gördüğü Sema’nın sözleri çınlıyordu kulağında.

    “Matbaacılar sokak no:15 ne zaman canın sıkılırsa gel” demişti.

    Aklında sürekli Sema’yı düşünerek yola koyuldu. Sokak birden tenhalaştı, Meral’in içine bir ürperti düştü. Acaba bu saatte evden çıkmakla hata mı yapmıştı? Bir an önce gideceği eve varmak için adımlarını hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Sema üç sokak aşağınızda oturuyorum demişti. Elinde tablo varken de çok hızlı yürümesi de pek mümkün olmuyordu. Bir müddet sonra karşısında üç erkek belirdi. Üzerine doğru yürüyorlardı. Meral bu gelenlerden çok korkmuştu. Onlarla karşılaşmadan yolunu mu değiştirseydim diye düşündü. Ama bu hareketi daha da çok dikkatleri üzerine çekeceğini düşündüğünden vazgeçti ve önüne bakarak yürümeye devam etti. İşte geldiler, yanlarından geçti ve gittiler. Birşey yok işte. Ne diye korkmuşum ki diye söylendi kendi kendine. Ama arkaya bakmaktan da kendini alamadı. Hafifçe başını geriye çevirir çevirmez arkadaki üç kişinin ortasında yer alan adamın çatık kaşlı bakışıyla göz göze geldi.

    Tüm vücudu ürpermiş, korkudan adeta kanı çekilir gibi olmuştu, elleri soğumuş, yüzü sararmış, titremeye başlamıştı. Ortalık çok tenhaydı ve bu yerleri ilk defa görüyordu Meral. Ne yapacağını şaşırmıştı. Aklında binbir düşünceyle, köydeki kuzuları, pınardan su almaya gidişi, elma topladığı ağaç, annesini saçını okşaması ve taraması gelmişti gözlerinin önüne.

    Meral bu düşüncelerle korkusunu yenmeye çalışırken birden biri bir elin ağzını güçlü bir şekilde sıktığını, bir elin vücudunu kavramaya çalıştığını, bir elin bacaklarını yerden kesmeye çalıştığını fark etmesi bir oldu. Bir anda rulo haline getirilmiş halı gibi hızla oradan uzaklaştırıldığını fark etti.

    Kimdi bu adamlar? Neden kendisini kavramışlardı ve kaçırmışlardı? Benden ne istiyorlar? diye düşünürken isteklerinin ne olduğunu ağızlarından çıkardıkları salyayla karışık sözcüklerinden anlamasıyla beyninden vurulmuşa dönmüştü.

    Bağırmak, haykırmak istiyordu ama her yerini kilitleyen vahşi köpekler gibi davranan bu üç adama karşı yapabilecek pek birşeyi yoktu. Kendisini yanlarında bulunan inşaatın ikinci katına çıkarmışlardı. Üç saldırganın o anda tek isteği Meral’in bedenine sahip olmaktan başka birşey değildi. Meral bütün gücüyle sarsılıyor, ağzını kapayan elden kurtulmak istiyor, çığlık atmak istiyor ama her defasında çabası sonuçsuz kalıyordu. Bacaklarını tutan Mahir’in “Yeter artık, ben daha çok bekleyemeyeceğim. Bırakında şu işe başlayayım” dedikten sonra bir anlık boşluktan faydalanan Meral sağ ayağını kurtarmıştı ve o anda var gücüyle Mahir’in suratını bi tekme attı. Mahir’in inlemesiyle kısa bir şaşkınlık yaşayan Fuat elini Meral’in ağzından çekmesiyle olanca hızıyla “İmdaaat” diye bağırması bir anda olmuştu Meral’in.

    O esnada çok sevdiği arkadaşı olan Mehmet’in doğum günü kutlamasından dönen Yusuf inşaatın yanından geçerken sese doğru yöneldi. Bir şeylerin ters gittiğinin farkına varmıştı. Hemen sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Elbisesi parçalanmış, harap bir vaziyette olan Meral’in acı dolu yüzünü görünce çılgınca bir öfkeyle doldu Yusuf. Büyük bir hışımla üzerlerine doğru yürüdü.

    Yusuf:
    -Napıyorsunuz lan siz! diye büyük bir öfkeyle bağırdı.

    Yusufu o kadar hiddetlenmiş ve köpürmüştü ki üçüde ne yapacağını şaşırdı. Bekir belinden bıçağını çıkardı Yusuf’un üzerine doğru yöneltti. Yusuf zerre kadar geri gitmedi. Yusuf’un “O çıkarttığın bıçakla mı beni korkutacağını sanıyorsun?” Demesiyle hep beraber bir araya gelip hızla oradan uzaklaşmaları bir anda oluverdi. Civardaki insanların toplanmasından çok tedirgin olmuşlardı ve karşılarında dirayetle duran bir adama karşı işlerini şansa bırakmak istememişlerdi.

    Yusuf hemen Meral’in yanına gitti ve iyi olup olmadığını sordu. İyiyim cevabın aldıktan sonra sakince ayağa kaldırdı, ceketini çıkartıp üzerine örttü ve birlikte yola koyuldular.

    Meral olan bitenlerden hiçbir şey anlamamıştı. O kötü adamlarda kimlerdi? Neden bana saldırdılar? Ben onlara ne kötülük yaptım ki? Diye sorular soruyordu.

    Üzerindeki şaşkınlığı henüz devam ederken, hızır gibi bu adam yetişip gelmişti. Adı Yusuf’muş. İyi birisine benziyor. Ona güvenmeli miyim? O da kendisine saldıran diğer adamlar gibi çıkabilir mi? Ne yapmam gerekiyor? Hem Yusuf’a güvenmekten başka çarem var mı? Tüm erkekler kötü değildir heralde. İyileri de vardır sanırım. Hem ceketini çıkartıp verdi bana. Konuşması da çok sevecen. Melek gibi. Yüzüne bakamadım. Çok utanıyorum.

    Meral zihninde türlü türlü sorularla boğuşurken birden “Tablom! Tablom nerde!” diye bağırdı.

    Yusuf olan bitene anlam veremiyordu. Bir an ikisi birden duruverdi. Meral’in tablosunu aramaya başladılar. Neyse ki tabloyu bikaç yüz metre ötede yolun kenarına atılmış bir halde buldular. Meral tablosunu bulduğuna çok sevinmişti. Ona sımsıkı sarıldı. Sahip olduğu tek varlık elinde sımsıkı tuttuğu tablosuydu.

    Yusuf:
    -Gecenin bu saatinde burada yalnız başına ne işin var? Kimin kimsen yok mu?
    demesi üzerine Meral olan biteni anlattı. Ona istediği zaman gelmesini söylediği arkadaşı Sema’nın yanına götürmesini istedi Yusuf’tan. Yusuf bu talebe olumlu karşılık verdikten sonra birlikte Sema’nın evine doğru yürümeye başladılar.

    Yusuf:
    -Antika bir tablo mu bu?

    Meral:
    -Hayır. Babam beni bi kere şehre götürmüştü. Orada büyük bir alışveriş merkezine götürdü beni. Çok büyük bir yerdi. Babam bana “Sana buradan dilediğin bir şeyi alacağım” dedi. Bende güzel bir resim tablosu beğendim. Resimi çok seviyorum.

    Köyde bana öğretmenim “Sende resim konusunda büyük bir yetenek var. Sakın çizmekten vazgeçme” demişti. O resim tablosunu aldım. Eve geldim. Heyecanla açtım tabloyu. Ama çok üzülmüştüm. Çünkü tablo değilmiş o. Puzzle’mış. Sonra bende bizim okul öğretmeninin verdiği malzemelerle o puzzzle’ın resmini yaptım. Monet’in “Saint Address Terası” bu.

    Yusuf:
    -Bunu sen mi çizdin yani.

    Meral:
    -Evet ben çizdim. Şu hayatta değer verdiğim tek şey bu.

    Yusuf:
    -Yani bravo sana. Çok güzel çizmişsin tebrik ederim.

    ***
    Meral’in tarif ettiği adrese gelmişlerdi. Sema’nın kapısının ziline bastılar. Ama kimse cevap vermiyordu. Bir müddet beklediler. Etrafta kimseler yoktu. Bulundukları binanın ikinci katının balkonuna bir adam sigara içmeye çıkmıştı.

    Yusuf balkondaki adama seslendi.
    -Afedersiniz. Biz iki numarada oturan Sema hanıma bakmıştık. Evde yoklar mı acaba? Bilginiz var mı? diye sordu.

    Balkondaki adam:
    -Onlar taşındı buradan. Gittiler.

    Yusuf:
    -Peki sizlere bişey söylediler mi nereye gittikleri hakkında?

    Adam:
    -Kimseye bişey söylemediler. Zaten bizlerle görüşmezlerdi.

    Bunun üzerine Meral kendisini çok üzgün ve dünyada yapayalnız hissetmişti.

    “Sema acaba bana yalan mı söylemişti. Benim iyiliğimi mi istiyordu Sema? Bilememiştim. Şimdi ben ne yapacaktım? Hiç tanımadığım bir erkekle yapayalnız kaldım. Artık kendi evime de dönemem. Yusuf yumuşak huylu biri gibi. Eğer dediği gibiyse...”

    Yusuf:
    -İstersen bize gidelim. Ben annemle yalnız yaşıyorum. Sana bir oda veririz. Yakınların gelirler sonra seni alırlar.

    “Bu teklif karşısında ne yapacağını bilemedim. Sanki önüme iki yol açılmış birisi doğru birisi yanlış yol gibi. Acaba hangi yolu seçmeliyim. Ama benim artık yakınım yok.”

    Yusuf:
    -Gidebileceğin başka bir yer var mı?

    “İşte şimdi tüm benliğimle yalnızlığın vermiş olduğu dayanılmaz acıyı hissetmiştim. Koskoca şehirde hiç kimsem yoktu. Ne bir arkadaş, ne bir sırdaş, ne bir kardeş, ne bir akraba...”

    Meral kısık bir ses tonuyla cevap verdi.
    -Peki eğer sizin için bir sakıncası yoksa size gelebilirim.

    ***
    Yusuf eşi Sümeyye’yi trafik kazasında kaybetmiş dul bir erkekti. Mahçup ve mahzun bir karekteri vardı. Babasını akciğer kanserinden kaybetmiş, annesi ile birlikte yalnız yaşıyordu. Eşinin ölümünden hiç suçu olmamasına rağmen kendini mesul tutuyor ve eşine karşı saygısızlık emiş olmakla eşdeğer gördüğü için bir daha evlenmek istemiyordu. Yusuf’un annesi Hatice teyze, oğlunun eşini kaybetmesinden sonra, içine dönük olarak yaşamasından rahatsızlık duyuyordu. Bir an önce evlenerek rahat bir nefes almasını istiyordu.

    Yusuf evlerine geldi ve kapıyı açtı. Meraklı annesi kanapede uyuya kalmış kapı açılınca uyanmıştı.

    Hatice teyze:
    -Oğlum nerede kaldın? Başına birşey geldi sandım. Senin için korkmaya başlamıştım.(daha soracak çok şey vardı ama beraberinde getirdiği kadını görünce soracaklarını içine attı) Yanındaki kadın da kim?

    Yusuf:
    -Anne uzun hikaye. Meral zorda kalmıştı, yardıma ihtiyacı vardı bende yardım ettim. Kalacak bir yeride olmadığı için evimize getirdim. Hepimiz çok yorulduk. Şimdi dinlenelim de yarın konuşuruz olur mu annelerin bitanesi.

    Hatice teyze:
    -Tamam oğlum. Tamam. Sen zaten yanlış birşey yapmazsın ben sana güveniyorum. (Meral’e dönerek) Meral yavrum evimize hoş geldin. Dur bakim bi sana. Bu morluklarda ne böyle. Kim yaptı sana bunları?

    Meral mahçup bir edayla:
    -Teyzecim onları kocam yaptı. Çok çile çektim ben. Sürekli içip içip dövüyordu. Bende en sonunda dayanamayıp evden kaçtım. Sonra bana saldırdılar ve Allah Yusuf’u karşıma çıkardı da onların elinden kurtardı beni.

    Yusuf:
    -Anne Meral çok yorgun. İstersen onu daha fazla yormayalım. Yarın konuşuruz bunları olmaz mı he?

    Hatice teyze:
    -Tamam evladım. Dur ben misafir odasını Meral kızcağızımıza ayarlayayım. Meral sen şuraya otur. Rahatına bak. Kendi evinde gibi hisset. Meral yavrum açlığın var mı? Bişeyler hazırlayayım mı sana?

    Meral:
    -Yok teyzecim teşekkür ederim. Hiçbir şey yiyecek durumda değilim. Bir an önce uyusam sanırım bana iyi gelecek.

    ***
    Ertesi sabah Yusuf her zamanki gibi 7’de kalktı, kahvaltısını yaptıktan sonra işine koyuldu.

    Meral ile Hatice teyze uzun uzun konuştular. Hatice teyze Meral’i pek bi sevmiş, ona kanı çok kaynamıştı. Meral’de kendi ailesinden sonra ilk defa böyle güzel insanlarla karşılamıştı. Hatice teyze Meral’in yaşadıkları olaylara çok üzülmüş, Recep’e sürekli ah eder olmuştu.

    ***
    Her pazartesi yaptıkları, şirketin haftalık rutin toplantısındaki Yusuf’un çok düşünceli hallerinden birşeylerin yolunda gitmediğini sezen Selin, toplantı bittikten sonra çıkış kapısına yönelen Yusuf’un yanına gitti.

    Selin:
    Hayrola Yusuf. Seni bugün çok düşünceli gördüm. Canını sıkan birşeyler mi var?

    Yusuf:
    Yok Selin. Aslında var. Yani benim için değil ama bizim evde var.

    Selin:
    Çok gizemli konuşuyorsun Yusuf. Evinizin durumunu çok merak ettim doğrusu.

    Yusuf:
    Dün tuhaf şeyler oldu Selin. Şu bizim Mehmet’in doğum günü kutlaması vardı. Benide davet etmişti. Bende bi değişiklik olsun diye arabamı evde bırakıp yürüyerek gittim. Dönüş yolunda bir kadının çığlıklarını işittim. Hemen sesin olduğu yere yöneldim. Üç tane sapık, vahşi adam gencecik bir kadına saldırırken yakaladım.

    Selin:
    Eeee sen naptın?

    Yusuf:
    Ne yapıcam. Tabii ki bende müdahale ettim.

    Selin:
    Kurtardın mı kızcağızı?

    Yusuf:
    Anlatıyorum işte Selin. Çok sinirlenmiştim. İçlerine doğru bir hışımla girdim. Girdim ama bir yandan korkuyorum ama korkumu da belli etmiyorum. İçlerinden biri bana bıçak çekti ama bende Allahtan büyük bi güç hissettim. Hiç korkmadan geri çekilmeden üzerlerine doğru gidince korkudan dağıldılar. Sonra kızı kurtardım. Bir arkadaşı varmış, kocasından sürekli dayak yediği için ona sığınmaya gidiyormuş, o da evinden taşınmış. Bende bizde kalabileceğini söyledim ve bizim eve getirdim. Şimdi annemle bizim evdeler.

    Selin :
    Çok tuhaf ve zor bir gece geçirmişsin gerçekten Yusuf. Bu arada tebrik ederim arkadaşım. Sen tanıdığımdan çok daha cesurmuşsun.

    Yusuf:
    Yok be Selin. Kim olsa aynısını yapardı. Meral bu yaşına kadar hep köyünde yaşamış. İlk defa büyük bir şehire yaşamak için çıkmış gelmişler İstanul’a. Burada da büyük sıkıntılar yaşamış zavallı kızcağız. Çok üzüldüm durumuna. Kocası çok şiddet uyguluyormuş. Ha birde bu kızın bir tablosu var.

    Selin:
    Bende sen anlatınca çok üzüldüm şimdi. Maalesef çok kavgacı ve şiddet yanlısı bir toplum olduk. Biz ne ara güzel hasletlerimizden bu kadar uzaklaştık ve evdeki karımıza bile böyle şiddet uygulayacak seviyeye geldik. Bu toplumun büyük bir ıslaha ve terbiyeye ihtiyacı var Yusuf.

    Yusuf:
    Çok haklısın Selin. Bende senin gibi düşünüyorum.

    Selin:
    Şu bahsettiğin tablo. Ne tablosu bu?

    Yusuf:
    Monet’in tablosuymuş. Adı da.... teras mı neydi? Sen bilirsin.

    Selin:
    Saint adress terası mı?

    Yusuf:
    Heh bildin o işte.

    Selin:
    O çok meşhur bir tablodur? Kız kendisi mi çizmiş?

    Yusuf:
    Yani evet kendisi çizmiş. Yetenekli bi kıza benziyor. Senin arkadaşın vardı sanat akademisi olan neydi adı?

    Selin:
    Sevgi’nin “Gelişen Nesil Sanat Akademisi”nden mi bahsediyorsun?

    Yusuf:
    Evet evet. Meral’i de oraya kursa göndersek mi nasıl olur? Ha ama önce şu kocasıyla arasındaki sorunu çözmemiz gerekiyor.

    Selin:
    Bence bir an önce boşanmaları gerekiyor. Eğer anlattığın gibiyse iyi bir aile avukatı arkadaşım var. İşi hemen çözülmesine yardımcı olabilirim. Kursa da göndermek çok iyi bir fikir olur. Açıkçası bende çok merak ettim şu Meral’i.



    ***
    Meral’in Yusuf’un evine gelmesinden bir hafta geçmişti. Meral artık Yusuf’un evine çok alışmıştı. Hatice Teyze’yi çok beğeniyor, onunla çok iyi anlaşıyor. Bir yandan resim kursuna giderken bir yandan da kocasıyla olan durumunun belirsizliğine çok canı sıkılıyordu. Yusuf her fırsatta Meral’e kocası ile arasını düzeltebleceğini söylese bile o bu fikirden şiddetle uzak duruyor. Bir daha onun yanında olursa kendisini öldürebileceğini, çok sert bir mizacı olduğundan yakınıyordu. Sonunda Meral Yusuf ile birlikte boşanma işlemlerini gerçekleştirmek üzere kocasıyla yüzleşmeye karar vermişti.

    ***
    Kocasının evine gittiklerinde sessiz bir durumla karşılaştılar. Süleyman normalde evde olması gereken saatte evinde değildi. Komşularına sorunca bir alacak verecek davasında silahların çekildiğini, o kargaşa içerisinde Süleyman’ın oracıkta can verdiğini anlatıyordu komşusu. Meral bunları işitince iki farklı duyguyu birlikte yaşamıştı. Hem kocasının bu şekilde ölümüne üzülmüş, hemde artık dayak yemeyeceğini düşünerek ve kendisine yaptırdıklarının cezasını çekeceği ümidiyle sevinmişti. Yusuf’ta bu duruma çok şaşırmıştı ve ne diyeceğini bilemiyordu.

    Yusuf:
    Başın sağolsun Meral. Üzüldüm doğrusu.

    Meral:
    Üzülmene değmez abi. Ben kendimi rahatlamış hissediyorum artık.

    ***
    Yusuf Meral’in kendisine abi demesinden garip bir sıkıntı duymaya başlamıştı artık. Ben şimdi abisi mi oluyorum? Ben kimim? Ona zor durumunda yardım eden bir erkek. Ona karşı konuşurken bu heyecanımda nereden geliyordu peki. Ben Sümeyye’den sonra hiçbir kadına karşı böyle heyecanlanmamıştım. Bu heyecanda neydi? Artık Meral ile daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Onu korumak kollamak, hep yanında olduğumu göstermek istiyorum. Bana karşı ne hissediyordu acaba? Hep abisi mi olacaktım? Yo hayır, hayır abi olarak devam etmek istemiyorum.

    ***
    Meral abi demişti. O abisi miydi? Abisi olmasını mı istiyordu? Yusuf çok iyi bir insandı. Güler yüzlü, sempatik ve sevecen bir insan. Böyle erkeklerde var mıydı dünyada? Benim tanıdığım erkekler ya işinde gücünde, ya kavgacı zalimdi. Bana şu dünyada iyi insanlarında olabileceğini, güvenebileceğim erkeklerinde olduğunu öğretmişti bana. Benim kaderim ne yöne doğru şekilleniyordu. Ne olacaktım ben bundan sonra peki? Artık ne diye kalacaktım Yusuf’un evinde. O bana en zor durumumda kucak açmıştı. Bana sahip çıkmıştı. Beni sevmiş, bana destek olmuştu. Üstelik bana tutkum olan resim konusunda da yardımcı olmuştu ve çok mutlu olduğum resim akademisine göndermişti. Ona artık abi demek istemiyordum. Ne demeliydim. Yusuf mu? Olmaz hiç saygı yok gibi. Yusuf bey mi? Böyle de çok resmi olmuyor mu? Ama artık abi demek istemiyorum. Onun hep yanımda olmasını, hep beni korumasını, ömrümün sonuna kadar beni bırakmamasını istiyorum.

    ***
    Öte yandan Meral resim atölyesine her geçen gün daha da sıkı bağlanmış, çok başarılı öğrencilerden birisi olmuştu. Sevgi hanım Meral için “O eşsiz bir yetenek, büyüleyici bir hayal gücü var” diyordu. Bir hafta sonra Meral Fransa’da düzenlenecek olan uluslararası resim yarışmasına katılmaya hak kazanmıştı. Herkes Meral’den çok büyük beklentiler içerisine girmişti.

    ***

    Meral resim yarışmasından döndükten sonra Yusuf’a sürpriz yapmak istemişti. Meral çok heyecanlıydı. Hayatında hiç bu kadar heyecanlandığını hatırlamıyordu. Hemen Yusuf’a telefon açtı.

    Meral:
    Yusuf abi.. eee şeyy biz yarışmadan döndük.

    Yusuf:
    Nasıl geçti yarışma? Eminim güzel bir sonuç almışsındır.

    Meral:
    Abi dışarıda bir yerde oturup konuşsak olur mu?

    Yusuf’ta tam da böyle bir anı bekliyordu. Gözlerinin içi parladı ve yüreği hızla çarpmaya başladı.

    Yusuf:
    Tamam çok iyi olur. Ben yeri ayarlarım. Sana haber veririm olur mu Meral?

    ***

    Yusuf bir arkadaşının işletmesini üstlendiği Asude Cafetarya’ya götürdü Meral’i. Görünüşte herşey normaldi ve içerisi kalabalıktı. Birlikte içeriye girdiler. Söze Meral başladı.

    Meral:
    Abi biliyorsun bana çok emeğin geçti, bana güvendin ve akademiye gönderdin... (Meral sürekli duraksayarak konuşuyordu, ilk defa baş başa konuşuyordu Yusuf’la ve çok heyecanlanıyordu.)
    Bende seni hiçbir zaman mahcup etmek istemedim... Çok çalıştım ve sonunda resim yarışmasına girmeye hak kazandım. Ben bu yarışmada... Yani ben böyle konuşmalar yapmayı pek beceremiyorum...

    Yusuf:
    Benim için önemli olan senin mutluluğun Meral. Sen mutlu olursan arkası gelir zaten.

    Meral:
    Yani...evet...şey...bak sana ne göstericem. İşte bak plaketim. Yarışmada birinci oldum.

    Yusuf:
    Şu an o kadar mutluyum ki sana anlatamam. Senin adına çok ama çok sevindim. İleride sen Türkiye’nin en başarılı resim sanatçılarından biri olacağına hiç kuşkum yok. Hem kadınlara da örnek olacak bir hikayen var.

    Meral:
    Sayende Yusuf abi. Sen olmasan ben bunları nasıl başarırdım.

    Yusuf:
    Herşeyde vardır bir hikmet. Ama bana artık abi demeni istemiyorum. Hem benim de sana bir sürprizim var. Bak.

    O anda cafeteryada bulunan insanlar birden devasa bir pankart açtılar. Pankartta “BENİMLE EVLENİR MİSİN MERAL?” yazıyordu.

    Meralin nutku tutulmuş, ne diyeceğini, ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Ömrünün en mutlu gününü yaşıyordu. Masal gibiydi yaşadıkları. Bu mutluluğun hiç bitmesini istemiyordu. Gözlerinden sevinç gözyaşları akarak konuşuyordu. Yusuf bu esnada masanın yanına geçmiş ve bir dizinin üzerine basarak Meral’e doğru yüzüğü uzatmıştı.

    Yusuf:
    Benimle evlenir misin Meral?

    Meral:
    Evet. Evet. Evet. Tüm kalbimle, tüm gönlümle, tüm benliğimle evet diyorum.


    Yazan: Ömer Yaşar