Ümitsizlik bir hastalık mı?
Bazen başkaları, bazen de kendi bilincimiz tarafından ümit kafesine tıkanır kalırız. Bu süre zarfında etrafımızda olan biten hiçbir şeye odaklanamıyor çoğu zaman yaşadığımızı bile unutabiliyoruz. Ve kaybettiğimiz sadece zaman olmuyor. İnancımızı, güvenimizi, ümidimizi yitiriyoruz. Pek çoğumuz aşinayızdır bu duygulara. Nietzsche'de kendini insanlıktan tecrit etmiş ancak bizden birisiydi aslında. Ve Nietzsche haklıydı!
"Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" [s.103]
Nietzsche ümitsizdi. O, hiçbir yere ve hiç kimseye ait değil; Tanrı'yı öldürmüş, insanlara güvenini yitirmiş, münzevi bir filozof. Hâl böyle olunca "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der Lou Salomé ve ünlü Doktor Breuer'den yardım ister. Böylece başlar Profesör Nietzsche ve Doktor Breuer'in yolculuğu.
Peki kim hasta, kim doktor?
Tek gerçek; ikiside ümitsiz!
Eser, gerçek kişiler ve muhtemel kuvvetle yaşanmış olaylar ekseninde ortaya çıkmıştır. Din, insan, toplum, ahlâk, özgürlük gibi kuramları felsefi ve psikolojik açıdan irdeleyen Nietzsche Ağladığında; bakış açınızı değiştirecek edebi türden bir yapıt. İki ümitsiz arasındaki felsefi aforizmalar oldukça etkili ve hayat mottom olacak biçimdeydi. Herkesin hayatı algılama şekli farklıdır, dolayısıyla herkesin kendine ait bir hayat mottosu vardır. Eminimki hepimiz hayatın bir noktasında Nietzsche ile benzer duyguları yaşamışızdır. Bunlar "İnsanca, Pek İnsanca" duygular. O hâlde gelin bu nadide eseri okuyarak; içinden en az bir cümleyi hayat mottomuz olarak belirleyelim. Belkide ümitsizliğin tedavisi bu kitapta saklıdır ha, ne dersiniz?
Zira Nietzsche haklıydı..
"Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." [s.141]
Hiç şüphesiz Alexandre Dumas klasikler arasında bir klasiktir! Daha önce okuduğum Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım) romanıyla etkilendiğim Dumas'ın Siyah Lale'si; özgürlük, aşk, umut, öfke gibi birçok duyguyu iliklerime kadar hissettirdi. Bazı bölümlerde nutkum tutuldu ancak yinede umudumu yitirmedim. Kitabı okumadım âdeta bir film gibi izledim.
"Her şeyin" güzel gittiği bir anda, "her şeyiniz" elinizden alındı mı hiç? Bir anda bir el gibi üzerinize çöken karabulutların sizi daha kötü günlere sürüklediğini düşünün. Peki, Tanrı'nın yazgısı mı bu yoksa insan suretindeki iblislerin oyunu mu? İblis diyorum çünkü ben bu hikâyede; kıskançlığın, hırsın ve ihtirasın bir insana neler yaptırabileceğine şahit oldum. Tek bir insanın kıskançlığının binlerce insandan oluşan büyük bir topluluğun öfkesinden daha büyük olabileceğini âdeta yaşadım.
"Kötülük insan ruhunu ele geçirdiğinde çok hızlı yol alıyordu." [s.46]
Evet tam da öyle oldu. Kötülük insan ruhunu ele geçirdi ve dönüşü olmayan olaylara davetiye çıkardı. Peki ucunda ölüm dâhi
olsa kıskançlık aleviyle yanan bir kimseyi durdurmak mümkün müdür? Belkide mümkündür. Ancak bu bir insan tarafından yapılamayabilir. Ama ya Tanrı? Belkide her şeyin bittiğine inandığımız noktada, Tanrı bizim için daha güzel şeyler inşa ediyordur.
"Rosa, siz Tanrı'nın yarattığı en mükemmel canlısınız!" [s.150]
Evet, aşk! Aşk her zaman en sevdiğimiz her şeyi ekarte etmiyor mu? Bu hikâyede aşk o kadar güzel işlenmiş ki okurken yüreğim ısındı âdeta.
Ve,
"... siyah lale, rüyasında, birinciliği sarışın Frizlinin güzel mavi gözlerine bıraktı." [s.128]
Alexandre Dumas'a teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarak kitabın içeriğine kısaca değinmek
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
İncognito; gözlerimle okuduğum, beynimle algıladığım ve hayal ettiğim, kalbimle hissettiğim mükemmel bir eser!
Beynimiz, eyleme döktüğümüz olayların ne kadarından sorumludur? Tıp ve Hukuk doktrinlerin tartışma konusu; nöral bozuklukların kriminolojik sonuçlarının, ceza hukukunda ki karşılığı cezai ehliyet olmalı mıdır?
Embriyonun ikinci ayına kadar unisex bir organ olan beyin; bizi biz yapan temel etmen midir? Yoksa bizi biz yapan asıl etmen duygularımız mıdır? Peki, duygularımız ve kişiliğimizin oluşmasında beynimizin etkisi ne kadardır? Bakmak ve görmek arasındaki ince çizgi nedir? Şu an siz bunları okurken beyninizde neler yaşanıyor? Bazı hayatî olayları yaşanmadan saniyeler önce algılayan beyin midir bizi hayatta tutan?
Nörobilime olan iştahımı kabartan iki yazardan birisi olan David Eagleman, sinir bilimsel gerçekleri, tıbbi terminolojiye boğmadan sade ve akıcı bir dille gerçek vakalar üzerinden okurlara sunmuştur.
Bilimsel teoriler o kadar güzel açıklanmış ki, derslerde öğrendiklerimi hayata karşı ne kadar az düşündüğümü ve hayal ettiğimi farkettim. Kitabı okurken olayların yaşandığı bir gezegen olarak hayal ettim beyni. Ne gariptir ki içinde her türlü kaosun yaşandığı bir dünya hâline geldi bir an. Ancak kitabı okuyan benim beynim ise en sevdiği yemek karşısında çabuk doymak istemeyen, bilgiye aç bir mide gibiydi.
İncognito; defalarca çıktığım mükemmel nörobilim yolculuğundan birisiydi. Bilimsel bir eserin zamanla klasikleşmesi mükemmel olduğunun göstergesi değil midir zaten!
"Siz beyne bir kez bilgiyi verin, o üstesinden gelmeyi başaracaktır." [s.44]
-Siz kitabı alın elinize, gerisini beyniniz halledecektir!