“For the two of us, home isn't a place. It is a person. And we are finally home.”
Son sınıf öğrencisi olan Anna için hemen her şey yolunda. Çevresinde sevdiği arkadaşları, iyi bir okul hayatı ve bir de aralarında her an bir kıvılcımın başlayacağını düşündüğü hoşlandığı çocuk var. Babasının kendisine danışmadan bir anda Fransa Paris'te bir okula gönderme kararıyla birlikte Anna'nın hayatı birden değişiyor.
Anna, Fransızcada birkaç kelimeden fazlasını bilmeden ve tanımadığı insanlarla dolu bir ülkede yepyeni bir hayata başlıyor. Bu durumdan şikayetçi bir şekilde yeni hayatına alışmaya çalışırken bir yandan da kabullenme evresine geçerek bulunduğu yerde yavaş yavaş yeniliklere adapte olmaya çalışıyor. Bu adaptasyon sürecinin en büyük etkeni ilk görüşte hoşlantı duyduğu St. Clair oluyor. Yepyeni bir yerde, yeni arkadaşlar ve yeni bir aşk macerasıyla hayatına bir başlangıç yapıyor. Durum göründüğü kadar kolay gitmiyor ve bu süreçte Anna'nın Fransa macerasında kendisini ve hayatını bulma sürecinde ona eşlik ediyoruz.
Stephanie Perkins'in aşk romanları yazdığı üçlemesinden yıllar önce Lola ve Komşu Çocuk kitabını okumuştum. Bu seri üç kitaptan oluşsa da her bir kitapta bambaşka karakterler ve yepyeni bir hikâye var. Bu yüzden birbirinden bağımsız okunabiliyor. Lola ve Komşu Çocuk kitabını okuduğumda yaşım çok daha küçüktü, yorumumda bunun da etkisi olabilir ama o kitabı daha çok keyif alarak okuduğum tatlı bir aşk hikâyesi olarak hatırlıyorum. Yıllar sonra bu kitaba şans vermek istememin sebebi de İngilizce olarak akıcı bir hikâye okumak ve güzel bir hikâye ile kafamı dağıtmaktı. Gerçekten akıcı bir hikâye okudum, dili beni hiç zorlamadı ama kısa sürede bitmiş olsa da kitabın hikâye akışının beklentimi karşılamadığını söyleyebilirim.
Okuduğumuz hikâyeler kurguya dayalı da olsa aşk