Bu şaşırtıcı ve dokunaklı gösteri ne anlatıyordu bana? Ölümü mü, kış yapraklarının kolay, istekli ölümünü mü? Hayatı mı, ansızın uyanan iradeyle kendilerine yer açan tomurcukların arzu ve sevinç dolu gençliğini mi? Hüzünlü müydü, şenlendirici mi? Bana, bu ihtiyara, yapraklar gibi benim de kendimi hafifçe toprağa bırakmam gerektiğinin işareti miydi bu, gençlerin ve güçlülerin yerini belki de işgal ettiğimi söyleyen bir uyarı?
Yoksa kayın yaprakları gibi sonuna kadar inatla ayakta kalmam, daha sonra, doğru anda vedalaşmak kolay ve keyifli olsun diye direnmem, dayanmam için bir çağrı mıydı? Hayır, her rüyet gibi, yüce ve ebedi olanın ifşası, örtüşen tezatların gerçeğin potasında eriyip birleşmesiydi sadece, bir anlam taşımıyor, bir uyarıda bulunmuyordu ama her şey anlamına geliyordu, varlığın sırrıydı ve güzeldi, görebilen için mutluluktu, anlamdı, armağan ve keşifti, Bach'la dolu bir kulağın, Cezanne'la dolu bir gözün olduğu gibi. Yaşadığım deneyimde bu isimler ve yorumlar yoktu, onlar ancak sonradan geldi, deneyimin kendisi ise sadece tezahür, mucize ve sırdı, hem güzel hem vakur hem hoş hem de acımasız.