Kötülükten kendini sakınamayan kızlar, yiğit bir adamın çıkıp da onları serazat sevemediği kızlar, kırılgan kızlar. Mesafe ve kayıtsızlığın zırhıyla, hayatın mızraklarından korunanlar.
Sayfa 76·Kitabı okuyor
Fazla yemek, köy yolunu ferrayiyle gecmeye benzer.
Sağlıklı bir insanda mide 200 250 gr. Yemegin birinci hazmini, besine ve hazım gücüne göre degismekle beraber, 3-4 saat icinde gerceklestirebilir.bu sirada kalp zorlanmadan rahat çalışır. 2 KATI YEMEK YENILDIGINDE ISE sindirim ve fazlalıkların kısmen depolanması, kısmen dışarı atılması için, kalbin 4-6 KAT DAHA FAZLA Calismasi gerekir. Bu islem sadece kalbi değil, sindirim, depolama, ve bosaltma girevli organlari da yıpratır. Mesela; Bir araba taşlı bozuk ve dik yolda, düz yolda harcadığı yakıtın 2-3 katını harcar. Mesafe ayni olsa da harcanan yakıt miktari fazla. Devamli zorlu çalışmaktan harap olan motor gibi Kalp de rızkını çabuk tüketir.
Sağlık
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir tiran, herkesin eylemleri şöyle dursun, kendisini asla emrindekilerle özdeşleştirmez; onları günah keçisi olarak kullanabilir ve halkın gazabından kendini kurtarmak için emrindekilerin eleştirilmesini memnuniyetle ister, ama her zaman emrindeki herkesle, tüm tebaasıyla arasına mutlak bir mesafe koyar.
Uzun caddelerde yaşamı o kitapta olduğu gibi yoğun yaşayıp yaşamadığımı düşündüm. Aşkı, duyguları, özlemleri? Yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi, dünyanın, duyguların, özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların bir seyircisi miyim? Belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu. Peki ama sevinçler ve istekleri ne yaptım? Duyguların derinliğinden bir gözlemci olarak kaçtım mı, onların yarattığı akıntılarda Ben’im tümüyle yer almadı mı ve zaman dışı sessizliğimde yeterince içten değil miydim?
Taşa İşlenmiş Gizem: Büyük Piramit ve Mimarisi
Temelinin her bir köşesi 51 derece, 51 dakika, 14 saniyedir. Temel çevresinin yüksekliğine oranı Pi sayısının iki katına eşittir: 2 X 3.1415., Bu eserin yapımmda kullanılan temel ölçüm birimi 636.66 ram'ye denk gelen "Piramit Kübiti"dir. Dünyanın merkezinden Kutba /atılan yarı çap Dünyanın merkezinden Kutba uzatılan yarıçap 6357. km'dir Bu da "Piramit Kübitii"n\n 10 milyon katına eşittir. Dünya ile Güneş arasındaki mesafe ortalama 149.5 milyon kilometredir. Piramidin yüksekliğinin ise 147-149 metredir. Piramidin temel kenarının uzunluğu 365.25 "Piramit Kii-hiti"dir. Bu da, Dünya'nın Güneş Yılı'nın gün sayışma eşittir. Büyük Piramit çok sağlam bir kaya yatağının üzerine inşa edilmiştir. Hem bu nedenle, hem de geometrik şeklinden dolayı, çok şiddetli depremlerden bile etkilenmesi mümkün değildir.
Husserl gerçeklik algısının "tam anlamıyla aklın yardımı olmadan" meydana geldiğini ve nesnelerin birincil ve ikincil niteliklerine dair düşündüğümüz şeylerin aslında öyle olmadığını öne sürmüştür. Nesneler, görünümleridir ve zihin tarafından toplanmış niteliklerin bir yekunu değildir. Örneğin bir limondaki sarılık ikincil bir nitelik ya da zihnin "limonluğa" atfettiği bir tür eklenti değildir -o limondur. Bilinç ve algıladığı masa arasında hiçbir "mesafe" yoktur. Onun masa olduğunu ikincil niteliklerini -ayak sayısını, üstünün şeklini, yapıldığı ahşabı ya da metali hesaplayarak anlamamız gerekmez, onun ne olduğunu dolaysız bir şekilde biliriz.' Fenomenologlar etrafımızdaki dünyayı anlamak için hiçbir araca ihtiyacımız olmadığını savunurlar: Şeyler göründükleri şeylerdir, daha fazlası değil. Bilinç, bir hesap makinesi ya da kamera değildir; o aslında yegâne mutlak olandır, zira bilinç, her zaman bir şeyin bilincidir; sadece kıskanç olamayız, birini kıskanmamız gerekir. Bilincin içinde hiçbir şey yoktur.? Başka bir örnek de etrafımızdaki nesnelerle olan ilişkimizi, onların bizimle ilişkisi üzerinden kurmamızdır. Kap kacağı “anlamanın tek yolu onları kullanmaktır. Sırf temaşa ya da tefekkür ile bunu başaramayız, mesela bir bilim insanı, çekice dair bir "anlamaya" hiçbir zaman onun ahşabını ya da metalini analiz etmek suretiyle erişemez. Yaşama böyle yaklaşmanın önemi ilk olarak, dünyanın kavramlar tarafından köleleştirilmiş olduğunu düşünen Arthur Rimbaud (1854-91) tarafından vurgulanmıştır. Charles Baudelaire'in ünlü “Je sais l'art d'évoquer les minutes heureuses" dizesiyle de bu görüş pekiştirilmiştir. Artık Tanrı ya da akıl tarafından aydınlatılmayan bir dünyada, Husserl somut olanın yeni bir metafiziğini arıyordu ve fenomenolojinin bu denli etkili olduğu yer de
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce