En basit, en sade, en tabii hareketlerim onlara, bir sirk ortasında, bir soytarının takla atışları, sıçrayışları, yuvarlanışları kadar tuhaf geliyor. Mehmet Ali'ye soruyordum:
- Niçin her şeyim senin hemşerilerinin bu kadar tuhafina gidiyor?
Mehmet Ali önce inkâr etmek istiyordu; sonra kendini tutamiyor; baklaları, birer nasihat halinde, ağzından çıkarıyordu:
- Beyim her gün traş olmayıver.
- Beyim, bu dağın başında sabah akşam dişlerini firçalamak neyine gerek.
- Beyim, bizde saçlarını kadınlar tarar.
- Beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.
Raskolnikov ne zamandır yabancısı olduğu bir duygunun bir sel gibi içine boşaldığını ve kendisini hafiflettiğini hissetti. Bu duyguya karşı koymadı; gözlerinden yuvarlanan iki damla yaş kirpiklerine asılıp kalmıştı.
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiç birinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı.