Bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti, der Orhan PamukYeni Hayat'ında. Bir gün bir kitap okudum, allak bullak oldum. Tüm gerçekler olanca çıplaklığıyla çarptı yüzüme. Bir polisiye roman okuyacağımı sanıyordum, Başkomiser Nevzat çıkacak, suçluları yakalayacak... Bambaşka bir şey çıktı karşıma. Bir kahramanın derinlemesine psikolojisi, yaşadığı bunalımlar, nevrozlu, psikozlu halleri... Psikoloji kitaplarını kıskandıracak cinstendi! Ve 21. yüzyıl dünyasının en çıplak hali!
Polisiye roman üzerine yapmıştım masterımı, "duygusuz edebiyat," derler Batılılar bu türe. Bu romanı okusalar kurdukları cümlelerden utanırlardı. Yalnızca duygular mı? Dünyanın kokuşmuşluğu, bozulmuş düzeni, ekonomik sıkıntıların doğurduğu kolay para kazanma arzusu, -güzellik merkezleri- faili meçhul cinayetler, paranın satın alabildiği siyasiler, ahaki çürüme, çökme, adım adım dibe batış ve tüm bunlarla ruh sağlığı bozulmuş insanlar... "İnsanlar çaresiz, insanlar perişan, insanlar umutsuz. Nasıl korusunlar bu şartlarda ruh sağlıklarını?" Haklıydı Yaşar Kemal, o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler, derken. Bize kalan mı? Demirin tuncu işte...
"İhanetin en kötü yanı, sadık insanlara duyduğumuz güveni de yok etmesidir."
Öyle bir yere geliyor ki insan güvenecek kimse kalmıyor etrafında. Yaslandığı bir dal kırılınca bütün dalların kuru olduğunu düşünmeye başlıyor. Gitmez sandıkları gidince hayatında herkes yolcu muamelesi görüyor. Zor zamanlar geçiriyor Başkomiser Nevzat... İnsan kaç kere tutunabilir hayata? Kaç kere baştan başlayabilir? Kaç kere yitirebilir sevdiklerini ve kaç kere yeniden sevebilir? Ya yeniden sevdikleri de giderse? Aklıma William Shakespeare'in dizeleri geliyor istemsizce:
"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez." Öyle korktum ki Başkomiser
YouTube kitap kanalımda Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu ve diğer kitaplarını nasıl daha bilinçli okuyabileceğinizi anlattım: ytbe.one/nYN27KVPeFY
Keşke dünyaya yeni bir kitap puanlama sistemi getirilseydi de bu kitaba 10 üzerinden 10 değil, henüz icat edilmemiş o sayı sistemiyle birlikte sonsuz bir puan verebilseydim...
Bu kitabın benim için bambaşka bir anlamı var. 9 yıl önce bir mimar kimliğiyle Paris'e gidip görebildiğim Notre Dame Katedrali'ni, şimdi içerik üretici kimlinkiyle birlikte Victor Hugo'dan okuyup değerlendiriyorum. Hayat, insanı ne kadar da güzel büyütüyor.
Bugüne kadar Victor Hugo'dan pek fazla kitap okudum diyemem. Hatta eskiden sadece Sefiller (2 Cilt Takım)'i okuyup çok beğenmiştim. Ama kendisinden sadece iki kitap okumuş olmama rağmen Hugo'da fark ettiğim bir yön var. Kitapları nasıl kusursuz olacaksa o hedef uğruna çalışan bir yazar Victor Hugo. Şair kimliğinin de getirdiği tasvir gücüyle birlikte yazdığı her şey onun edebi atmosferinde gezegenleşiyor sanki.
Peki neden bu kitabın farklı bir puanlama sistemi içine dahil olması gerektiğini düşündüm? Çünkü Victor Hugo az ama öz kitap yazmanın tam olarak kelime karşılığı bence. İnsanın içindeki evrensel duyguları nasıl uyandırabileceğini o kadar iyi bilen bir yazar ki, bu sayede kitaplarında sevinci ve hüznü, iyilik ve kötülüğü, güzellik ve çirkinliği, ruh ve maddeyi aynı anda okuyup görebiliyoruz.
Gelelim Notre Dame'ın Kamburu'na... Evet, kitabın isminin bu olduğunu biliyorum. Fakat aslında bu kitap ile anlatılan şey çok büyük oranda Notre Dame Katedrali'dir. Mimarinin insanlar üstündeki hakimiyeti ve insan ilişkilerini kapsamasında sahip olduğu evrensel etkidir. Bireysel gücümüzün Tanrı'nın himayesine bağlı olduğunu anlatmak için Victor Hugo'nun kullandığı ilahi bir araçtır Notre Dame Katedrali.
Bu