Hükûmetin ulu-orta para basma selâhiyetini kaldıracak; onu hükûmet üstü bir müeyyideye bağlayacak ve resmî ağızlarda «enflâsyonla mücadele» lâfını hırsızın hırsızlıkla mücadelesi iddiası şeklinde yorumlayacak kanun... 1939-40’daki kıymetler muvazenesine göre tam 3000 misli artan para mevcudunu, 1300 misli yükselen altunu, 1000 misli kabaran et ve 300 misli pahalılaşan ekmeği ve bunların ardında 100-200-300-500 misline varan öbür maddeleri hizaya getirip pahılılığı muayyen bir nisbete oturtucu ve ücretleri ona göre belirtici kanun... Millî geliri en yüksek haddine erdirici tedbirlerle yanyana, gideri kıt-kanaat seviyeye düşürücü kanun... İkinci Dünya Harbi icadı gecekondu faciasını kökünden kazıyacak, şehirleri bir nevi moğol istilasına uğratan bu içtimaî vahşeti önleyecek, gecekondu âsilerini köylerine iade edecek ve gerekirse onlara toprak ve iş gösterecek kanun...
Millî Mücadele Dönemi Ankarası
Cumhuriyetin kurulmasından günler önce İsmet Paşa bir kanun teklifi vererek Ankara'nın yeni Turkiye Devleti'nın başkenti olmasını önerecektir. Bu teklif büyuk bir destekle kabul edildi ve Ankara 13 Ekim 1923 tarihi itibarıyla resmen başkent oldu.
Sayfa 158·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kıskançlığın en berbat örneğini birkaç yıl önce İstan-bul Edebiyat Fakültesi'nde gördük: Profesörlüğe aday üç Fransız Edebiyatı doçentinden en değerlisi, en ehliyetli ve zekisi olan, eserleriyle Fransa'da da tanınıp takdir edilen Adile Ayda, sırf şahsiyetinin kuvveti yüzünden profesörlüğe seçilmedi ve yanlışları açığa vurması geçimsizlik" diye adlandırıldı. Geçimsizlik iddiası sudan bahaneydi. Birbirlerine çelme takmak için klikler halinde sinsi bir mücadele yapan profesörlerin, mücadelesini medenî cesaretle herkesin içinde yapan Adile Ayda'ya geçimsiz demeleri gerçekten gülünçtü. İşin daha gülünç bir yönü de vardı: Kulis didişmelerinde bazı Anadolucu profesörler onun Tatar olmasını âdeta tehlike diye göste-riyorlardı. Zavallılar!... O Tatar kadar Türk olsalar, ola-bilseler daha ne isterlerdi? Tatar'ın, Yörük veya Türkmen gibi, Türklerden bir bölümünün adı olduğunu kavrama-yan bu profesörler Tatar'ın yerine bir Yahudi dönmesini getirmekle nasıl bir ahlâkî gaf yaptıklarının farkına vara-madılar. Bu davranış o kadar çirkindi ki, Anadoluculu-ğun kurucusu olan ve Kazanlılarla Kırımlıları pek de sevmeyen merhum Mükrimin Halil bile bu Anadolucu-lardan biriyle tartışmış ve: "Ne yaptığınızın farkında mı-sınız?" sorusuna, "Adile Ayda Tatardır. Türk olamaz!" cevabını alınca: "Kendisi olmazsa çocuğu Türk olur. Fakat Selanik dönmesinin bin yıl sonraki torunu da Yahudidir" diye karşılık vermişti. (1) (1) Adile Ayda somatik olarak Türk ırkının tam örneklerinden biri olduğu gibi şuur ve ülkü bakımından da tam bir Türk olduğunu, Anadolucu profesörlerin miskin bir tevekkül içinde sustukları, vicdanî kanaatlarını yakınlarına ancak fıslıldayarak söyledikleri kritik zamanlarda Türk milli-yetçileri lehindeki yazılarıyla ispat etmişti.
Sayfa 203 - 204 Ötüken, 16 Temmuz 1964·Kitabı okudu
Cüzüngüťte yaşam sanki yılları arkadan takip ediyordu. Köylüler dünyadan o kadar uzaktılar ki, Milli Mücadele'nin zaferle sonuçlandığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunu bile bilmiyorlardı. Oyle ki, düğünlerde aşka gelen saf köylüler, hâlâ "Padişahım çok yaşa" diye nara atıyorlardı. Başlangıçta, köylülerin yeni kurulan Cumhuriyet'e karşı çıktığını zanneden babası, çok geçmeden gerçeği öğrenince kahkahalar atmaktan kendini alamamıştı.
Sayfa 395·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Atatürk'ün yakınlarından Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülüğü en başta millî egemenlik, anti-emperyalizm, Türkçülük ve lâiklik (sekülarizm) olarak tanımlar. Falih Rıfkı'ya göre Atatürk, her şeyden önce öğretim birliği ve seferberliği sayesinde, kafanın, zihniyetin değişmesini amaçlıyordu. Mesele 'bütün halk çocuklarının müspet bilgiye dayanan ilkokul terbiyesinden geçerek bir gün gene irticâ'ın tahrikleriyle kaynaşmasının önüne geçebilmek meselesi idi.' Böylece, 'Türkiye'de yeni ve uzun bir mücadele devri açılıyordu', diyor Fâlih Rıfkı.
Alıntı
Kazım Karabekir odaya üstünün karşısına çıkan bir subay tavrıyla girdi. Mustafa Kemal'i hazır ol vaziyeti alarak resmi şekilde selamladı. Sonra size mahiyetimizdeki subay ve erlerin saygılarını iletmeye geldim dedi. Geçmişte olduğu gibi şimdi de saygıdeğer komutanımızsınız. Size makam arabanızı ve Süvari muhafız kıtınızı getirdim. Hepimiz emrindeyiz paşam.