"Fizyolojik, psikolojik ve ruhsal mizacı belirleyen zihinsel, fiziksel ve ruhsal 3 unsurun yansımalarını adım adım takip ederek sağlıklı bir şekilde iyileşmek ve bireyin yaşamını zorlayan yönlerini minimize etmek astro bitkisel şifacılığın temel koşuludur. Kökler, gövdeler, yapraklar ve çiçekler binlerce yıldır insan sağlığı için kullanılmıştır ve sindirim, bağışıklık, stres giderme, mental sağlığa varana dek pek çok alanda kullanılmıştır"
Neredeyse bütün yetişkinler yaşadıkları travmatik deneyimlerin etkisini minimize ederler. Destek ve koruma için güvenmesi gereken insanlar tarafından saldırıya uğrayan küçük bir çocuğun öfkesini ve umutsuzluğunu bilinçli farkındalıklarının dışına itiyor veya bu tür deneyimleri normal yaşam olayları olarak görüyorlar.
Sahte bir affediş, iyileşme sağlamaz; aksine, bedenin omuzlarına daha ağır bir yük bindirir. Affetmek, geçmişin dehşetini minimize etmek demektir. Gerçek özgürlük, affetmekten değil, yaşanan acının tüm ağırlığını kabul etmekten geçer.
Belki bilmiyorsun ama bilinçaltın gerçek olanla gerçek olmayan arasında ayrım yapmaz. Yani terk edilmiş olmanla, terk edilmişlikle ilgili bir şarkı dinleyerek uyuman arasında hiçbir fark yok! Her ikisinde de bana gelen bilgi, senin terk edildiğin yönündedir. Daha açık bir ifadeyle; gerçekten terk edildiğinde senin yaşadığın üzüntünün aynısını, sıradan bir terk edilme şarkısıyla bana da yaşatabilirsin, Bunun diğeriyle tek farkı, etkilerini sonra yaşayacak olmandır. Hani bazen durduk yerde canın sıkılıyor ya, hani hiçbir şey yapmak istemiyorsun ya... Bütün bunlar uyurken dinlediklerinin sonucu. Biz buna 'Artral Etki' diyoruz. İşte ben bu etkileri minimize etmek için de fazladan mesai harcamak zorunda kalıyorum. Aynca bu 'Artral Döngü'ye sadece uyurken dinlediklerin sebep olmaz. Ayakta olduğun zamanlarında da bu tarz müzikler dinlemen yahut seni üzen filmler izlemen, bahsettiğim bu döngüyü oluşturur. Özetle seni üzen ya da hüzünlendiren şeylerden uzak dur ki ben işimi yaparken yorulmayayım.
Çağın, insanı çoğu kere 'minimize' edilmiş duygularla yaşamak zorunda bırakması, isteklerimizin giderek daha sınırlı biçimde karşılanması, bazı şeylerin yerine oyalayıcı ikame anlayışının geçmesi, düşler yerine taklitler ve sahtelerle gözümüzün boyanması, bunlar ve bu gibiler bize 'saadet' denen şeyin ne olduğunu çoktan unutturdu.