Üçüncü kalkışlarında tek mermiyle Gaziantepli çocuğu öldürüyorlar. Minyon tipli sevimli bir çocuktu. Üzüntü ve öfke. PKK'ya karşı, o insanlara karşı gaddarca şeyler düşünüyorsun. Hatta köylüye, ora halkına bile cephe almaya başlıyorsun. Herkes, "bulursak öldüreceğini, öldü-rürken şiddeti yaşatacağını" söylüyor. Onu Gaziantep'e götürdük. Komutanlarımız geldi. Evin tek çocuğu, annesi var, babası yok. Cenaze ilk mektubundan önce gitti. Aile için bir yıkım oldu, sanki bizlere suçlar gibi bakıyorlardı..
Adı Zahra'ydı. Sandık açıldığında ilk gördüğüm şey sadece onun gözleriydi; yaşayan tüm canlılarınkinden daha büyük, devasa altın küreler, bir yırtıcının öldürücü bakışıyla üzerime dikilmişti. O yuvasından koparılmış, bir yaşında bir yavru kuştu; şimdiden ölümcül ve devasaydı. Bense on sekiz yaşında, minyon, yaralı, aşırı kaygılı bir kadındım. Ter ellerimi, ağır deri iş eldivenleri ve kararmış bir pullu yelek içindeki vücudumu kaplamıştı. Daha ilk günden ölen rokh terbiyecileri olurdu. Başıma gelse, yerimi başka bir çırak alırdı.
Milyonlarca yıllık evrim sürecinde, kabile hayatındaki avcı-toplayıcı iş bölümünden dolayı erkekler davranışsal düzeyde çocuksu (risk alan, meraklı, aksi) kalırken; kadınlar anatomik düzeyde çocuksu (neotenik) fiziksel özellikleri muhafaza etmişlerdir. Pürüzsüz ten, tombulluk hissi veren yağ dokusu, minyon yüz hatları ve tiz ses tonu; yetişkin erkekteki "bebeği koruma ve kollama" içgüdüsünü tetikleyen neotenik silahlardır. Ancak insan toplumları, doğanın bu kusursuz evrimsel estetiğiyle yetinmemiş; tabiatın önüne geçmek ve kadın vücudunu kendi kültürlerine göre "mükemmelleştirmek" adına binlerce yıl boyunca acı verici veya dekoratif manipülasyonlara başvurmuşlardır.
Osmanlı Sarayı'nın son dönemleri için yaptığı sözlü tarihlerle Saray yaşantısına dair Gayet doğru ve içeriden bilgiler aktaran Ziya Şakir, bir harem ağasına dayandırdığı hatıratlarda 2. Abdülhamit'in kıskanç bir insan olduğunu ve kıskançlığının bazen çekilmez bir hal aldığını vurgulayarak padişahın bu özelliğini Bidar Kadın üzerinden örneklendirir. İfadesine göre ufak tefek bir hanım olan Bidar Kadını çok seven ve sevgisini minyon eşini kürküne sararak gösteren padişah, onu çok kıskanırmış. Padişah o dönemde çok sevip değer verdiği Bidar kadınefendi o sırada Yıldız Sarayı haremindeki Hünkar dairesinde, yani padişahın yanında yaşamaktaydı. Zaman zaman çalışma mekanı olarak kullandığı küçük mabeyn'e girip çıkanlar Hünkar dairesinden görülebildiği için o tarafın perdelerinin daima kapalı tutulması konusunda önceden kadınları uyaran padişah, bir gün ansızın hareme Döndüğünde Bidar'ı Pencereden dışarıya bakarken bulur ve Pencereye yaklaştığında ise kardeşi Kemalettin Efendi'nin küçük mabeyn'e doğru gittiğini görerek çılgına döner. Öfke ile sorguya çektiği Bidar kadın bunun tamamen bir tesadüf eseri olduğunu söylerse de vehimli padişah bir türlü inandıramaz. Sonunda ağlayıp sızlamaları etkisini göstererek padişah biraz ikna olursa da bir çare kadın Bu olaydan sonra sinir hastalığına yakalanır.