Macar kültürünün derinlerinde zenginler ve fakirler arasındaki ayrımın nedeni bu cinsiyetçi ve ırkçı mitik anlatıyla anlam kazanmıştı. Buna göre, sınıfsal yapı ve çatışma tanrısal bir veriydi, zenginin zenginliği ile fakirin fakirliği genetikti,
değiştirilemezdi.
Platon’un mağarasındaki esirler, mitik anlatının görüntüleriyle kendilerinden geçmiştir. Dijital mağara ise bizi enformasyonda tutsak eder. Hakikatin ışığı tamamen sönmüştür. Enformasyon mağarasının dışarısı yoktur. Yüksek sesle uğuldayan enformasyonun gürültüsü, varlığın ana hatlarını bulanıklaştırır. Hakikat uğuldamaz.
Kıyaslanmak. Günümüzde erkeğin en büyük kabusu bu herhalde. Hiçbir nesnel ölçütü olmayan bir sabiti kişilik kuruluşunun tam ortasına, çekirdeğine yerleştirmişler, sevgiyle ilişkisini iktidar dolayımından geçirmişlerdir bir kere. Artık hayatı kıyaslanınaktan korkarak geçecektir.
Biraz büyüyüp de bu korkuyu hissetmeye başlayan her heteroseksüel erkek, inanılmaz bir güvensizlikler dünyasında yaşamaya başlar. Her "öteki" erkek şüphelidir, rakiptir, düşmandır. Zifaf gecesi bir kabustur. Ya bakire değilse; yani ya daha önce cinsel ilişkisi olmuşsa; yani ya daha önce başka erkek(ler) tanımışsal Sorular bitmek bilmez: Ya öteki erkeğin/erkeklerin penisi daha büyüksel Bir ilişkiye giriyorsunuz ve daha ilk günden iktidarı fallusu var cismi yok bir öteki erkeğe kaptırmışsınız. Üstelik karşınızda sizin zaafınızı, kıyaslanma korkunuzu bilen, kıyaslamayı yapacak malumata da sahip olan bir "toptan öteki", yani kadın var. Şimdi gel de bu kadın üzerinde iktidar kur! İşte bu yüzden erkek, arzu nesnesi karşısında "biricik özne" olmaya mecbur hisseder kendini. Onun bir erkek olarak varlık koşuludur bu. Biricik özne konumunu kaybettiği zaman ölümle karşı karşıya gelir; doğrudan ya da dolaylı olarak. "Öteki" erkek daha uzun ya da daha kısa, daha kıllı ya da daha kılsız, daha şişman ya da daha zayıf, daha yakışıklı ya da daha çirkin, daha yumuşak ya da daha sert, daha zeki ya da daha aptal, daha entelektüel ya da daha cahil, daha şu ya da daha bu olabilir. Tüm bu "daha"ların sembolik iktidar evreninde toplanıp geldiği nokta "daha büyük ya da daha küçük" ikilemi. Bir "daha"daki üstünlük, diğer "daha"daki yetersizlik tarafından dengelenebilir. Ancak topyekün iktidarın sembolü fallustur; onu dengeleyecek unsur bulmak da çok zor. Bu ikilemin bir çözümü yok, çünkü büyüklüğün nesnel bir
10859'da Georg Voight tarafından yaratılan hümanizm sözcüğü o günden bu yana çok başarılı bir kariyere sahip olmuştur. Biraz elinden tutulsaydı günümüz siyasi felsefesinin bir sloganı haline gelmeyi başarabilirdi: "hümanizm" ya da "üçüncü hümanizm"den sık sık söz edil diğini duymuyor muyuz? İnsan doğasıyla ilgili herhangi bir tartışma onun alanına girmektedir ve birçok şey onun değirmeninde öğütülmektedir.
Bu sözcük ilerleyen sayfalarda elbette bu yeni ve dikkat dağıtıcı anlama sahip olmayacağı gibi humanitas ve humanae litterae sözcüklerinden türetilmiş ve yakın zamana kadar kullanılagelen antik kültür anlamında da pek kullanılmayacaktır. Günümüz tarihçilerinin bu esin verici kelimeyle kastettiği sadece Batı düşüncesinin temel bir özelliği olarak kalmayı sürdüren belirli bir antik çağa geri dönüş değil, aynı zamanda bizzat muğlak bir sözcük olan Rönesansın belirttiği bütün gibi daha karmaşık ve biraz "mitik" bir kültürel bütündür. 1935'te bir tarihçi, "Hümanizm ortaçağ uygarlığı ve onunla birlikte ona özgü ekonomik ve toplumsal anlayışlar öldüğü zaman başla maktadır," diye yazıyordu.3
İlgi ve bilgi eksiklikleriyle kasıtlı olarak veya yaşamın olağan akışında üretilen bilgi kirlilikleri ve 'mitik' söylentiler, nitelikli klinik uygulamalara erişimi ve uygulamayı zorlaştırmaktadır.
Kadim Mısır’ın tek otorite altında birleştirilmesinin kutsal bir misyon olarak tanımlanması, Horus ile Seth çatışmasının esasen politik ve tarihsel bir kökten kaynaklandığı ve Aşağı Mısır ile Yukarı Mısır arasındaki kabile mücadelesinde Kral Narmer’i kutsayan bir anlatıyı ifade ettiği kolayca anlaşılmaktadır. Bu kanaate göre kozmik düzlemde ve tanrısal âlemde gerçekleşen mitik anlatının sadece inanç anlamında değil sosyal ve tarihsel tezahürüyle anlamlandırılması söz konusudur. Buna göre Horus taraftarları ile Seth taraftarları arasındaki çatışmanın, Kral Narmer’in kurduğu birleşik Mısır bağlamında uzlaştırılması düşünülmüştür. Horus taraftarlarının tanrısal konseyden aldığı meşruiyet ile iki ülkenin Kral Narmer iktidarı altında birleştirilmesi sağlanmıştır. Dolayısıyla Horus mitinin temelinde güçlü bir sosyo-politik düzen hedefi yer almıştır.